Balık Bilmezse, Halık bilir.
Abone Ol 

Balık Bilmezse, Halık bilir.

Neden iyilik yaparız?
İyilik kimlere yapılmalı?
Yapılan iyilikten karşılık beklenir mi?

Kime, neden, niçin, nasıl sorularının yanıtı aslında pekte önemli değildir iyilik yaparken. Çünkü sen dünyanın en güzel şeyini yapıyorsundur. Çünkü sen dünyanın en güzel hazzını yaşıyorsundur. Hele birde bunu alışkanlık haline getirirsen sosyal çevren seni kafalarında daha farklı, daha güzel bir yere koyarken, sen de gece başını yastığına rahat koyarsın. Ayrıca iyilik Allah’ın bir emridir ve sen bunu yerine getirmiş olursun.

İyilik yapmak öyle abartılacak kadar da çok zor değil. Özel bir çaba ya da uğraş gerektirmez. Yani, seni yoracak bir tarafı yok. Yapılan bu iyilik, ister bir insana ister bir hayvana olsun, Allah katında eşittir ve karşılıksız kalmaz.

İyilikler tek bir çatı altında toplanır. Maddi veya manevi olarak ikiye ayırmak veya farklı kategorilere bölmek beyhude bir çabadır. Bunlardan en basitleri gülümsemek, güzel söz söylemek yada söylenecek sözü güzel söylemek, bir dost ya da hasta ziyareti yapmak, arkadaş edinmek, bir yakınının sıkıntısını gidermek veya bunun için birilerine vesile olmak, komşuna bir tas çorba vermek ve buna benzer birçok iyilikler insan için o kadar kolay ki…

Mutluluğa giden yollardan bir tanesi de iyilik yapmaktan geçer.

Seni yaratana daha da yaklaştırır, içini öyle bir huzur kaplar ki bir hayr yapmış ya da yapana vesile olmuş olmanın huzurudur bu. İnsan olmanın gururudur bu…

Sen farkına varmazsın belki ama bu alışkanlığın tıpkı suya atılan bir taşın çıkardığı halkalar gibi gitgide büyür. Hatta kendi sosyal çevrene de bu yansımaya başlar.

Birinci halkada, iyilik yapan mutlu olur.
İkinci halkada, iyiliğe muhatap olan mutlu olur.
Üçüncü halkada, bu iyiliğe şahit olan mutlu olur.
Dördüncü halkada ise, bu iyilikten herkes haberdar olur ve bu şekilde yayılır gider.

Sen yaptığın iyilikleri aslında ne kendini daha iyi hissetmen için nede karşındaki kendisini daha iyi hissetmesi için yapmalısın. Yapılan her iyilik yaratan için olmalı ve insan olmanın gerektirdiği niteliklerimizden birini yerine getirmek olduğu bilincine varmalıyız.

Elbette yapılan her iyilik sonuç itibariyle tam olarak bizin düşündüğümüz gibi olumlu sonuçlanmayabilir. Çünkü herkes bizimle aynı fikirde olmak ya da aynı düşünceyi paylaşmak zorunda değildir.

Örneğin; bir yakınımız kötü bir huya sahip ve biz onu bu kötü huyundan vazgeçirmek, bu kötü alışkanlığından kurtulmasını sağlamak için ilk önce bir yolunu bulup uygun bir şekilde konuşarak caydırmaya çalışırız. Tek başımıza gücümüz yetmediği takdirde, hayra vesile olamaya çalışarak araya başka aracılar sokmaya başlarız. Bu süreç içerisindeki gidişat istediğimiz doğrultuda olumlu ise her şey çok güzel olur. Ancak bu yardımcı olmaya çalıştığımız yakınımızın da yapmaya çalıştığımız bu yardıma kayıtsız kalmaması gerekir.

Eğer ki karşınızdaki kişi bizim her türlü girişimlerinize karşılık bir değişim göstermiyorsa bu sizin vazgeçmeniz gerek anlamına gelmez. Ya da ben ona bir iyilik yaptım zamanı gelince ondan da bir iyilik beklerim düşüncesi yanlıştır. Şunu aslan unutmamalıyız ki; yapılan iyiliklerin karşılığını yaratılandan hiçbir zaman beklememeli, bunu geleceğe yatırım olarak düşünüp yaratandan kat kat daha fazlasını alacağımızın bilincinde olmalıyız.

İyilik et denize at, balık bilmezse Halık bilir….

Bir gün Cüneyd-i Badadi hazretleri bir deniz kenarında gezerken bir Mecusi (ateşe, ineğe, timsaha tapan) yanına bol miktarda yem almış denizdeki balıkları yemliyormuş.

Aralarında şöyle bir konuşma geçmiş:
-Ne yapıyorsun böyle?
-Sevap kazanmak için balıklara yem atıyorum.
-Senin sevap kazanman için, evvela iman etmen lazım. Sen Müslüman değilsin ki, hangi sevaptan bahsediyorsun?
-Peki, benim bu balıklara yem verdiğimi o bahsettiğin Allah görüyor mu?
-O’nun görmediği, O’nun bilmediği hiç bir şey yoktur ki…
-Bu da bana yeter.

Aradan 3-5 sene geçmiş, Cüneyd-i Badadi hazretleri hacca gitmiş, tavaf ederken bakmış deniz kenarında balıklara yem atan Mecusi de tavaf ediyor.

Cüneyd-i Badadi hazretleri sormuş:
-Burada senin ne işin var?
-O beni gördü.
-Nasıl gördü?
-Sen gittikten sonra içimde bir nur parladı, baktım balıkların hepsi kelime-i şahadet getiriyor. Ağaçlara baktım kelime-i şahadet getiriyorlar. Ben de kelime-i şahadet getirmeye başladım. Senin Rabbin beni gördü. O gördüğü içinde buraya geldim.

Ve devam etti;
-Sana bir nasihat vereyim mi; İYİLİK ET DENİZE AT, BALIK BİLMEZSE HALIK BİLİR…

Tolga Özşahin / @tolgaozsahin

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM