Kumkurdu: Bir Varoluş Hikayesi
  • Facebook
  • Twitter
  • 19 Haziran 2020
  • 1
  • 290
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    2 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Kumkurdu: Bir Varoluş Hikayesi

Merhabalar bu hafta sizlere çok tatlı çok sıcak bir üçlemeyi tanıtacağım. Kumkurdu, Daha Fazla Kumkurdu, Daha da Fazla Kumkurdu.

Daha önce Küçük Prens’ten bahsetmiştik ya. İşte bu kitap da tam o lezzette. 

Annelere, babalara, çocuklara, gençlere, yaşlılara… Buyrun size kumlu kumlu Kumkurdu!

Çocukluğumuza dönelim, buraya çağıralım içimizdeki çocuğu. Ne yapıyor, yalnız mı, mutsuz mu, keyifli mi, meraklı mı, sabırsız mı, hareketli mi, huzurlu mu? İçimizdeki çocuğu nasıl besliyoruz hiç düşündük mü?

Ya da etrafımızda hiç çocuk var mı? Onun istekleri, soruları, yaşama sevinci, mutsuzluğu bizim görüş alanımızda mı? Yaşımız geçtikçe acaba unutuyor muyuz çocuk lisanında konuşmayı ve unutuyor muyuz çocuk gözlükleriyle hayata bakmayı?

“Büyükler çabucak unuturlar. Büyürken vücudun patlayan mısır taneleri gibi kıpır kıpır olduğunu. Bunu sen ve ben biliriz. Her küçük kurbağa bilir ama onlar bilmez. Büyüdüler ve hemen unuttular.”

İsveçli yazar Asa Lind tarafından kaleme alınmış bu eser.

Dilerseniz önce yazarımızı biraz tanıyalım.

Asa Lind

1958 yılında dört kız kardeşin en küçüğü olarak dünyaya gelmiş. Asa çocukluğunda bir sürü hikaye, peri masalı ve şarkı dinlemiş. Evdeki mutfak dünyanın merkeziymiş ve herhalde daha yazmayı bilmediği zamanlarda onu yazar yapan yer o mutfaktı. Annesi bir seferinde şöyle demiş: 

“İstediğin her şeyi düşünebilirsin ve kimse düşüncelerini senden alamaz”

İsveç’in kuzeyinde, küçük bir köyde büyüyen Asa Lind yazılarını bir gerçeklik incelemesi, bir parça da olsa gerçeği anlama çabası ve aynı zamanda bizzat bir dil çalışması olarak görmüş. Kelimelerle ne ifade edilebilir? Bir rengi nasıl yazarsın? Bir kokuyu? Uzay kitapta kendine nasıl yer bulur? 

Asa kullanılabilecek kitaplar yazmak istediğini söylüyor. Yalan söylemeyen, tekrar tekrar okuyabileceğiniz (veya dinleyebileceğiniz) kitaplar. 

Son yıllarda Asa Lind İsveç ve Finlandiya arasında bir yerde Aland adalarında yaşıyor ve bütün zamanını yazmaya ayırıyor. Daha önce gazeteci olarak çalışmıştır. Aynı zamanda resimle de uğraşıyor. 

Kumkurdu

Küçük bir kız çocuğu olan  Zackarina ve onun en yakın dostu, rehberi, abisi, kardeşi, her şeyi olan Kumkurdu ile arasında geçen maceralarını, dostluklarını hikayecikler oluşturarak ele alıyor.

Zackarina kendisinin dünyaya geliş şeklini şöyle anlatmakta: 

“Ben rüzgardım, diye düşündü. gökyüzünde yağmurlara üfledim ve yağmur yağdı, yüz gün yağdı, bütün şehir sırılsıklam ıslandı ve öfkelendi. ama çadırda yaşayan iki kişi yağmurdan mutlu oldular ve ben o zaman annemin oldum, annem de benim ve babam ikimizin.”

Ne kadar zarif bir anlatım değil mi?

Zackarina anne ve babasıyla bir sahil evinde yaşamaktadır. Bir gün Kumkurdu ile tanışır ve hayatını şekillendirmeye başlar. 

Zackarina’nın anne ve babasıyla olan ilişkilerini, dünyayı algılamaya çalışmalarını, kendinden bir insan oluşturma sancılarını, en çok da çocukların biz büyüklerin dünyasına dair anlam veremedikleri konuları çok basit bir şekilde görüyoruz kitapta.

“Birinin dost mu düşman mı olduğu nasıl anlaşılır?” diye sordu Kumkurdu’na. “Şey yemek gibi,” dedi Kumkurdu. “Tadına bakarak.” “Olmaz ki,” dedi Zackarina. “İnsanların tadına bakılmaz ki.” “Öyle ama gözlerinin içine bakabilirsin,” dedi Kumkurudu. “O zaman her şey anlaşılır.”’

Kumkurdu’nun sevdiğim özellikleri saymakla bitmez ama bence en önemlisi toplumsal cinsiyet rollerinin olmaması. Zackarina’nın bir kız çocuğu olduğunu biliyoruz. Ama hiçbir hikâyede onun kızlara özgü bir şey yaptığını ya da cinsiyetinin belirgin özelliklerine vurgulandığını görmüyoruz. Zackarina sadece dünyayı anlamaya çalışan bir çocuk. Aynı şey anne babası için de geçerli. Anne baba rolünü de aynı şekilde işlemiş. Annesi çalışırken Zackarina babasıyla mutfakta bulaşık yıkama üzerine tartışabiliyor.

Ayrıca bazen de çok zor soruları daha kolay sorular sorarak kolaylaştırıyor. Ayrı ayrı öykülerde ayrı sorular var ve hazır paket cevaplar yok, yumuşak geçişlerle kolay çözümler sunuyor. Mesela “Evren nedir?” sorusu sosis üzerinden örneklendiriliyor… “Sen sosisi yediğinde ne olur, biter mi?” ya da “Pantolonunda bir cep demek; elini içine koyduğunda parmaklarınla içindeki şeylere dokunmak ve hissetmek demektir. En küçük şeyleri bile; küçük taşları, bir ipi ve belki bir mantar ya da lastik şeridi.”

Evren her şeydir,” dedi Kumkurdu. “Var olan her şey! Burada ve şimdi, o zaman ve orada. Aydınlık ve karanlık, galaksiler ve yıldızlar, gezegenler, kuyrukluyıldızlar, trampetler ve kartallar ve ayılar ve bazen, bir pantolonun cebinde duran tozlu, kırmızı şekerlemeler.”

Kumkurdumuz bence süper bir kahraman lakin öykülerde Kumkurdun’nda hiç bir süper özellik belirtilmiyor. Özel güçleri veya belirgin süper güçleri yok. Sade basit bir şekilde anlatılan Kumkurdu’nun 21. yüzyıla karşı tam bir antidot.

Ah Kumkurdu, canım Kumkurdu.

Okunmalı, üzerine konuşulmalı, tekrar okunmalı, tekrar konuşulmalı… Bir işin içinden çıkılamadığımızda , içimizdeki çocuğu özlediğimizde, can sıkıntımızı sahiplenmek ya da üzüntümüzü de sevmek için okunacak bir kitap.

Sadece var olmak, evrende bir yer edinmek, olmanın hazzını yaşamak, her şekilde geleni kabul etmek için.

Sevgilerle.

…çünkü zaman çok yaşlı ve çok büyüktü. Ve çok önemli! Bütün dünyanın kralları ve devlet başkanlarından daha önemli. O ne yönetilebilir ne de durdurulabilirdi.

Aynur KESKİN

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM