Robot
  • Facebook
  • Twitter
  • 14 Ekim 2020
  • 2
  • 444
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    4 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,25.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Robot

Akıp giden zaman içinde bir kafesteyim
Her türlü amelde çok ahesteyim
Kabrim beni bekliyorken dünyalık hevesteyim
Uyandır artık ya Rab!
Belki son nefesteyim
(Mevlana Celaleddin Rumi)

Derler ki eskiden bilgiye ulaşmak çok zormuş. Bilgileri içeren kitaplar matbaada basılır ve kütüphanelerde arşivlenirmiş. Daha sonra bilgisayarların ve dijital sistemlerin gelişmesiyle, herkesin evine bilgiler çok daha hızlı yayılır olmuş. Bazen keşke o zamanlarda yaşasaydım diyorum. Zamanının çok ileriki dönemlerinde doğmuş olmanın üzüntüsünü içimde hep hissederim. Arayarak bulunan bilgi her zaman daha kıymetlidir. Şimdiki zamanda bilgi, çağırdığımız zaman yanımızda.

Bir ekran düzeneğine de ihtiyacımız yok. Ama bilgili insan arttı mı derseniz, sadece güler geçerim. Çünkü hazır olarak sunulan bir şeyin değeri, çaba sarf edilerek ulaşılan kadar kıymetli değil. Artık insanlar bilgiden çok, öğrendiğinin hayatını ne kadar kolaylaştırdığı ile ilgileniyor. Ben ise her şeyi öğrenmek ve bilmek istiyorum, bu bende büyük bir açlık gibi. 30. yüzyıl geride kalmak üzere. Zaman ne kadar ilerlerse ilerlesin, insan bilgisi hep sınırlı kalıyor. Her şey değişiyor ama insanın duyguları zaman ile aynı orantı da değişmiyor. İlk çağda ki insan ile son çağda ki insanın duyguları aynı diye düşünüyorum. Ona teknolojiyle çok da müdahale edilemiyor.

Dijital ürün kataloğundan bilgi okuyucu bir robot seçtim.

Hem yalnızlığıma çare olur hem de yeni bilgiler edinmeme yardımcı olur diye düşündüm. Heyecanlıyım. Yeni ufuklara yelken açmaya hazırım. Evimin dışını gösteren kamera sisteminden, paketimin kapının önüne bırakıldığını gördüm. Aynı anda bilgi ekranıma, paketin ulaştığına dair mesaj düştü. Heyecanla kapıyı açtım, paketimi kucaklayıp salonuma getirdim. Yaşayacağım deneyim için kalbimin hızlandığını, bileğimde ki dijital sağlık ekranın sinyalden anladım. Özenle paketlenmişti. Kutuyu heyecanla açtım. İçinden, benim yarı boyumda metalik gri bir robot ve daha küçük bir kutu çıktı. Bataryasını şarja taktım. Kullanım kılavuzunu aktif ettim.

Ama o da ne? Sipariş verdiğim kategoriden farklı bir ürün gönderildiğini fark ettim. Tüm heyecanım yerini hayal kırıklığına bıraktı. Oysaki ne kadar heyecan ile beklemiştim gelmesini. Dünya tarihi ile ilgili detaylı bilgiler içeren bir bilgi okuyucum olsun istemiştim. Ama şarja takınca üzerindeki kategoride “DİN” yazısı belirdi. Zamanın bu döneminde, çevremde din ile ilgilenenler kalmamıştı. Her şey bilgiye ve hayatın kolay yaşanması üzerine kurulmuştu. Bizim hiç gitmediğimiz bir bölgede, hayli kalabalık bir
topluluğun yaşadığı söylenir. Bu topluluğun bizim teknolojimize ihtiyaç duymadığından bahsedilir. Hiç merak edip araştırmadığım ve ilgilenmediğim bir konuydu. Bilgi okuyucu robotumu şarjdan tamamlanmadan ayırdım. Kutusunun içine özenle geri yerleştirdim. İade başvurusu yapmaya çalıştım. Ama” İadesi kabul edilmiyor” uyarısını aldım.

Nasıl olur, nasıl iadesi yapılmaz? Ürün konseyine bu durum ile ilgili bir şikayet bildirimi hazırladım ve aceleyle gönderdim.

Terasıma çıktım ve ileri teknolojide ki teleskobum ile uzayın derinliklerini incelemeye başladım. Uzay aynı benim içimdeki büyük boşluk gibi dedim. Çocukluğumdan beri içimde ki boşluğu hiçbir şey ile dolduramamıştım. Mutsuz olacak bir yaşantım yoktu oysaki. Her şeyim vardı, istediklerime anında ulaşabiliyordum. Ama sebebini bilemediğim bir boşluk hissi, içimi oyuyor daha da derinleştiriyordu. Bende boşluğu daha fazla bilgi ile doldurmaya çalışıyor sebebini belki bulurum ümidi ile yaşıyordum.
Uzayı binlerce kez izlemekten de sıkılmıştım. Salondaki masaj yapan koltuğuma uzanmak için içeriye geçtim. Koltuğun üzerinde bir kutu dikkatimi çekti. Üzerinde büyük harflerle MESAJ (6666) yazıyordu.
Bilgi okuyucu robotumu kutusundan çıkartırken düşmüş olmalı dedim. Kutunun kapağı da açılmış üç adet kağıt not koltuğun üzerindeydi. Kağıt üzerinden yazı okumayalı yıllar olmuştu. Dikkatlice okumaya çalıştım.

“Ey insan! Yüce rabbin hakkında seni yanıltıp aldatan ne oldu?”  (İnfitar Suresi 6)

“Kuşluk vaktine yemin olsun. Ve çöktüğü zaman geceye yemin olsun. Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da.”(Duha suresi 1-3)

“Gerçekten, senin Rabbinin Katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.” (Hac Suresi suresi 47)

Mesaj notlarındaki sözler beni etkilemişti. Kutuyu itina ile açtım. Sırayla dizilmiş olan notlardan en üstteki 1. Mesaj notunu elime aldım.

“Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku!” (Alak suresi-1)

Biri bana seslenmiş gibiydi, içimi sıcacık yapan bir çağrı gibi. Kutunun içinde mesaj notlarının altında başka bir kutu daha gözüme çarptı. Açtım. Yeşil deri ciltli bilmediğim bir alfabe ile yazılmış yazıların bulunduğu bir kitaptı. Okuyamadığım satırların altında, anladığım dilde yazılmış ve anlamı olduğunu düşündüğüm satırlar mevcuttu. Daha fazla okumadan iç içe olan kutuları kapattım. Bilgi okuyucu robotumun nasıl olsa bir iade yolunu bulacaktım. Çok fazla karıştırmamalıyım dedim.

Günlük akşam haberlerini dinlemek için ekranımı açtım. Yine kaos vardı. Yüksek teknolojiye sahip bir ülkeydik ama her şey donuk, duygusuz ve çatışmalara açık hale gelmişti. Moralim bozuldu ve kapatacaktım ki, bir son dakika haberi girdi.

İnsanlığı, sevgiye barışa çağıran ve kendilerine “Hakikat Yolcuları” adını veren bir grup, basın açıklaması yapıyordu. Kendini soyutlayan “Din” olgusunu kendisine rehber yapan topluluğun sözcüleriydi.

Ey insan! Diye başladı. Ey adı unutan olan İnsan!  Sözcü devam edemedi ve yayın kesildi.

Bütün kanalları taradım fakat devamı yoktu. Biraz önce okuduğum notta yazan çağrıya benziyordu. Neden susturuyorlar ki? Dedim içimden. Herkesin düşüncesini söylemeye hakkı var. Neden konuşturmuyorlar? Neden korkuyorlar? Belki ne diyeceklerini benim gibi merak edenler vardır? Merak etmiştim gerçekten. Yok sayılan bir topluluktu. Sayıları
azımsanmayacak kadar çoktu oysaki. Özgürlüğe önem veriliyordu sözüm ona. Yapılanı haksızlık olarak değerlendirdim, tadım kaçmıştı. İnsanı daha da özgürleştirmek için yapıldığı söylenen çalışmaları, teknolojik gelişimlerin sahteliğini hep hissetmiştim.

Düşündüm, bende aynı şeyi yapıyordum. Bana gelen bilgi okuyucu robotum, o topluluğun savunduğu şeyler hakkında bilgileri depolamıştı belki de. Tekrar şarja taktım. Evde oyalanacak bir kaç şey aradım kendime ama nedense kafam robottaydı. Farklı bilgiler öğrenmekte bir zarar yok dedim. Şarjı dolmadan bilgi okuyucu robotumun açma tuşuna bastım.

Allah’ın selamı ve bereketi üzerine olsun dedi, tatlı bir ses ile.

Ne değişik bir selamlama. Anlamasam da, senin de dedim. Sana bir şans vermek istedim, diye devam ettim.

Amacım ve görevim, kendine bir şans vermeni sağlamak dedi. Nereden başlamak istersin? 

Sesi mekanik bildiğimiz robotlar gibi değildi, sevgi dolu ve şefkatliydi.

Bilmiyorum, dedim. Fikrimin olmadığı konular ile ilgili nereden başlayacağımı nasıl bileyim?

İstersen sen sorular sor öyle başlayalım, devamını akışına bırakırız dedi.

DİN” yazıyor üzerinde, bu bir çeşit öğretimi?

Yol dedi. Din, yoldur. Gerçeğe yani Allah’a uzanan yoldur. Hem yolun tarifini içerir hem yolun kendisidir. Din; Akıl sahiplerinin iradeleriyle, yaşadıkları dünyada iyiliğe ve düzene, yeni ve gerçek hayatlarında kurtuluşa sevk eden, yüce Allah tarafından konulmuş ilahi kanundur.

Ben özgürlükçü bir insanım, özgürlüğümü kısıtlayan kurallara karşıyım. Birinin kurallarına uymak bana ters dedim.

Din zaten özgürlük demektir. Tüm iradeyi sana bırakır, kimsenin veya hiçbir düşüncenin kölesi olmazsın. Bu yüzyılda bile bilginin ve teknolojik sistemin bir kölesisin farkında değil misin? Biri dediğin ise yaşadığın sistemin yaratıcısı ve ta kendisi. İlahi kanunlarının içinde, yer çekimi de var, manyetik alanda, görmeni sağlayan ışık sistemi de, nefes almanı sağlayan hava sistemi de. Bunlar hep bir düzen içinde. Din’ de ilk çağdan günümüze gelen hatta bin yıllar sonraya uzanacak hayatı düzenleyen, ilahi sistemin bir parçası bir dayatma değil. Kainatın işleyiş sistemini teknolojide ne kadar ilerlerseniz ilerleyin çok müdahale edemezsiniz. Yaşadığın hayatın düzeni içinde size yol gösterir. Nasihat gibi. Uyarsın, uymazsın senin özgür iradene bırakmış. Ama ölümünden sonra yeni hayatında yaşayacağın hayat, bu ilahi kurallara uyup uymadığın ile ilgilidir. Yani kendi hayatını kendi inşana bırakmış. Bundan daha özgür bir yaklaşım olur mu?

Şimdi ben bu yolu öğrensem, beni huzura kavuşturur mu? Meditasyon gibi bir şey mi?

Biraz sesi yükseldi. Ey unutan, Ey insan! Dedi. Sanırım en baştan başlayacağız anlatmaya sen hiçbir şey bilmiyorsun ya da tamamen unutmuşsun. Biraz önceki sözlerimden bir şey anlamadın.

Hiçbir şey bilmiyorsun lafına biraz bozulmuştum. Ama bilmediğim bir konuda bilgi edineceğim düşüncesinden aldığım heyecan azalmamış daha da artmıştı.

Kendini değersiz, yaşamını anlamsız hissediyorsun değil mi? İçinde bilemediğin bir boşluk var ve her geçen gün büyüyor. Edindiğin bilgiler, sahip oldukların yeterli gelmiyor. Organların yenisi ile değiştiriliyor, belki hastalanmıyorsun ama ruhunun tamiri için teknoloji yetmiyor. Yaşlanmıyorsun artık ama ölümün bir çaresi bulunamıyor. Genç olarak ve fiziki ağrısız bir hayattasın ama yine de ölümsüz değilsin. Adlandıramadığın bir iç ses seni doğruya yöneltiyor, buradayım bul beni! Diyor. Sen arıyorsun hep ama sahip oldukların ve bildiklerin yeterli
gelmiyor değil mi? İçinde senden başka bir sen var. Bunu anlamak için seminerlere, konferanslara katılıyorsun, ona değişik isimler veriyorsun. Ego, bilinç, sezgi gibi ama yine olmuyor, bulamıyorsun. Hissediyorsun, tüm düzeni sağlayan ve kalbinde olan biri var. Buraya kadar söylediklerimde haklıyım değil mi?

Yutkundum. Hayatımı özetlemişti. Yıllardır kendime sorduklarımla aynada yüzleşir gibiydim.

Şarjım azaldı, bu akşam sabaha kadar şarjım iyice dolsun. Senin ile yarın uzun bir gün olacak. Şimdi ses sistemine bir kayıt atacağım. Dilini ilk başta belki anlamayacaksın ama sadece dinle. Ne hissettiğini düşün. Yarın beraber geçireceğimiz güzel bir gün olacak dedi ve kendini kapattı.  Konuşmamızın yarım kalması beni üzmüştü. Aynı anda iletişim alıcıma bir mesaj düştü.

“İade talebiniz kabul edilmiştir. Yarın sabah erken saatlerde siparişiniz iade edilmek üzere adresinizden alınacaktır” Yazıyordu. Hayır hayır! Dedim yüksek sesle ve hemen mesaja yazılı olarak “İade etmekten vazgeçtim” yazdım. Birden paniklemiştim. Bilgi okuyucu robotumla yarın uzun bir sohbetimiz olacaktı ve ben bu akşamın bile nasıl geçeceğini düşünüp üzülürken geri asla veremezdim. Biraz bekledim, onay mesajı gelince derin bir Oh! Çektim.

Robotun bana sorduklarını uzun uzun düşündüm. Tüm hislerimi bilmişti. Oysa bu hislerimi söylediğimde dostlarım, alaycı alaycı bana bakar ve önemsemezlerdi.

Ses sitemime attığı kaydı dinlemek için, en rahat koltuğuma oturdum ve başlat komutunu verdim.

“Bismillahirrahmanirrahim. Er-rahmân. ‘Alleme-l kur-ân. Haleka-l-insân. Allemehu-l beyân”

10-12 dakikalık bir kayıttı. “Rahman Suresi” Diyerek başlayan. Duyduğum en etkileyici sözlerdi. Ama ben sözleri bile anlamıyordum.  Anlamadığım sözler beni nasıl bu kadar derinden etkiliyordu? Ta içime, kalbimin en derinine işledi. Orada ki boşluğu buldu ve boşluğun en derinine kadar sarmaladı. Sonra içimin karanlığı aydınlandı. Aydınlık tüm hücrelerimi dolaştı ve gözümden gözyaşı olarak aktı. Bu tını ve sözler içimde inanılmaz bir özgürlük duygusu yaşatıyordu. Garip ama neden özgürlük duygusu hissediyordum?

Beni bir fanusun içine alıyor sadece benimle konuşuyor gibiydi. Kaç kere başa alarak dinlediğimi sayamadım. Her seferinde aydınlık büyüdü içimde. Gözyaşlarım sicim gibi aktı. Tek kelime ile ne hissettin deseler, “SEVGİ” derdim ve büyük bir “ŞEFKAT”. Öyle böyle bir şefkat ve sevgi değil bu, çok büyük.  Nedenini sorsalar sebebini söyleyemezdim. Şimdilik.

Koltuğumda tekrar tekrar dinlerken istemsizce cenin pozisyonuna geldiğimi ve küçüldükçe küçüldüğümü fark ettim. Bedenim küçülürken içim büyüyordu. Sanki kainatı kaplayacak kadar büyümüştüm. Her şey yok oluyordu bilincimde. Kainat da sadece ben ve sözlerin sahibi vardı. Sözleri anlamama rağmen her hücreme format atılıyor, kalbim coşmuş, kanım
damarlarımdan patlayarak dışarı fışkıracak gibi akıyor, kulaklarım bayram yapıyor, gözlerim okyanus olmuş çağlıyor dilim ise konuşmaya değer bulacak bir kelime bulamıyordu. Ses sitemini kapattım. İçimde ki boşluğun içine yine balıklama dalmış gibi hissettim.

Dayanamadım, tekrar açtım. Defalarca dinledim. Kapattığımda karanlık yine başlıyordu. Ne oluyordu bana? Oksijensiz kalmış gibi oluyordum. Yapayalnız hissediyordum. Üşüyordum. Aç, susuz, korkan bir çocuktum sanki. Tekrar başlattığımda kavuşma hissi yaşıyor, kuşatılıyor, şefkatle sarmalanıyordum.

Söylediklerini anlamadan bu kadar nasıl yok etmişti beni?

Bende seni seviyorum diye bağırdım. Buradayım, bırakma beni. Kim olduğunu bilmiyorum ama bırakma beni. Ellerimi bir bebeğin tek tanıdığı ve muhtaç olduğu annesine uzanan kolları gibi boşluğa uzattım. Bende seni seviyorum gitme, yalnız bırakma beni. Hıçkırarak ağlamaya başladım. Uyuya kalmışım. Hayatımın en huzurlu uykusuna dalmıştım. Rüyamda sadece tek bir cümle duyuyordum. Tekrar, tekrar, tekrar.

“Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.”

Uyanırken, rüyamda ki cümleyi tekrar ederek gözlerimi açtığımı fark ettim. Bir çırpıda kalktım. Bilgi okuyucu robotumu açtım. Nabzım boğazımda atıyordu. İçimde hissettim hasret duygusu neydi? Kimeydi? Bugüne kadar bu duygu neredeydi? İçimin karanlığında örttüğüm ise çok belliydi.

Konuşmasına fırsat vermeden arka arkaya sorularımı sıraladım.

Rab kim? Beni terk etmeyen ve bana darılmayan  kim? Akşam kayıtta dinlediğim sözler ona mı aitti?  Bana mı söyledi? Ne dedi? Onu nasıl bulacağım? Hemen ona gitmeliyim? Lütfen yardım et? Gerekirse ışınlanalım. Kainatın öbür ucunda bile olsa onu bulmalıyım? Ya
bulamazsam? Buluruz değil mi?

Sakin ol! dedi.  O bir yerde değil!

Of! Nasıl olur? Bulmam lazım, nasıl bir yerde olmaz? Sakın nerede olduğunu bilmediğini söyleme, sakın! Hıçkırarak ağlıyordum. İçimi çeke çeke baktım.

Otur koltuğa ve sakin ol! Dedi, tekrar.  Şimdi arkana yaslan.

Dediğini yaptım.

Şimdi elini kalbine koy ve gözlerini kapat! O elin, içinde hissettiğin güce ait olduğunu düşün. Şimdi kalp atışı gibi yavaş yavaş elinle kalbine vur, teması hisset. İçine gelen duyguyu söyle bana.

Titreyen elimi kalbime koydum. Gözlerimi kapattım. Dediklerini yaptım. İçimden bir duygu ben hep buradaydım, sen neredeydin? Dedi sanki. Bir anda akşamki hissettiğim aydınlık hissi, kalbimden başlayarak hücrelerime akmaya başladı. Hoş geldin hissiyatı ile aydınlandım.

İşte dedi, o bir yerde değil, her yerde. Hiçbir yere sığmaz ama inanan kulunun kalbine sığar. Hep oradaydı. Senin hatırlamanı ve gelmeni bekledi. Son nefesine kadar da bekleyecekti. Belki sen hiç buluşma sevincini yaşayamadan ölecektin. Onun senin anladığın şekilde fiziksel bir sesi yok. Ses dediğin şey zaten onun zatı tecellisi ile idrak ettiğin bir şey. Onun sesi ultra frekanslı düşüncedir. Ruhunun en güçlü duygularıyla hissettiği yüksek bir frekanstır. Zihnin o kadar çok ses ile dolu ki bu sesi duymuyordun. O’nun zaman ve mekan boyutuyla ilgisi yoktur. O içinde ki bilgeliktir. O’na yöneldiğinde bulursun.

Gözlerimi açtım. Rab kim? Kalbimde ve her hücremde hissettiğim, duyduğum kim? Anlat bana ne olur anlat.

Akşam dinlediğin Rahman suresinin ilk dört ayeti ile başlayalım o zaman dedi. Sen sonra tamamını okuyup idrak edersin.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla “Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı düşünüp ifade etmeyi öğretti.”

Ben anlatmaya devam edeceğim ama kesmeden dinle, sonra sorularına cevap veririm. Hiçbir şey bilmiyorsun aslında hatırlamıyorsun, o neden ile sana bir çocuğa anlatır gibi başlayacağım. Sonra hakikatı ilimle buluşturup detaylı anlamanı kendin sağlayacaksın.

Başımı onaylar gibi salladım. Şimdi düşünüyorum da gerçekten küçücük bir çocuğa anlatır gibi ilk bilgileri vermişti. Ben yaşım olgunluk çağında olsa bile yeni anlamaya çalışan bir çocuktum. Sessizce bölmeden dinlemeye başladım.

İlk basamağı anlaman için gözünü kapatmanı ve anlatacaklarımı içselleştirmeni istiyorum dedi. Dediklerini yaptım.

Tamamen nurani enerji dalgalarından oluşan, gözünün algılayamayacağı renk huzmeleri içinde, sınırsız güç ve ilim sahibi varlıklar, enfes kokuların yayıldığı, uçma isteği yaratan tatlı tınılar eşliğinde, tahayyül etmekte zorlanacağımız, kurgusu zor ama teşbih yapabileceğimiz bir evren boyutunda yaşam sürüyor farz et. Hayali zor muhteşem evrende, eksik yok gibi hissediliyor. Ama sonsuz değil, sonu belli değil, varlıkların kendi çabası içinde yok, irade yok, sistemin sadece içindeler.

Bunun üstü nasıl olabilir ki? Bunun daha üstü bir kainat sistemi olduğu, varoluşunun asıl nedeni bilgisi ile birlikte gelir. Daha üstü mü? Daha üstü nasıl olabilir ki?

Kendi idrakinin olduğu, kendi çabasını dahil edeceği ve çabasına göre daha büyük güçlerin verileceği, sonsuz, sadece kendine ait farklı evrenlerin olduğu, kendine ekleyebileceği farklı farklı işlevsel özelliklerinin bulunduğu bambaşka sonsuz bir evren.

Ana kaynaktan enerjisini alan bu büyük varlık, daha üstü olan bu kainatı istemez mi?  Peki, şartı, giriş vizesi nedir daha sonsuz bir kainata geçişinin?

robot

Kolay denir. Bu sınırsız gücünün varlığına, bir kıyafet giyeceksin. Zaman dilimine geçeceksin. Mekan verilecek. An kadar kısa bir deneyim. Yeni bir yaşam boyutuna geçeceksin. Sonsuzluğun içinde sadece an. Çok kolay. Ama yalnız kalmayacaksın. Ana kaynaktan güç beslemen sürekli yapılacak. Ama sürekli sana tersini yapman gerektiğini söyleyen kıyafetine takılı ve bütünleşmiş alıcılarında olacak. Aldanmayacaksın.

Tam kalbine ana motor takılacak, enerjini oradan sağlayacaksın. İstersen ana motor sayesinde, var olduğun gerçek ana güç ile bağlantı kurabilirsin, destek isteyebilirsin. Ayrıca bir sürü kuvvetler ordusu da donanımına yüklenecek. Her zaman sana destek olacak bir ordu kuvvet. Kolay gözüküyor. Zaman kısa, bağlantı mevcut, bağlantıyı nasıl yapacağının kılavuz da verilecek, takıldığın yerlerde bak, öğren. Bağlantını kurman için zamanlar yaratıp, destek isteyebilirsin. Destek ana güçten sürekli sana doğru akacak.

Zaten aynı güç kıyafetinin içinde. Ben benim, ana güç içimdeyse onu bulmam kolay, eşlik edecek bir ordu kuvvetler takımı yanımda, kılavuzlarımda var. Kolay dersin değil mi?

Eğer içindeki gerçek seni bulamazsan dönüşünde, mevcut durumunun aynısı olmayacaksın. Çünkü sınavı kaybetmiş, sözünü de tutamamış olacaksın. Eğer bulursan, o zaman çok daha büyük ve talep ettiğin hayat seni bekliyor olacak. Çabanla kazandığın ve sonsuz kere sonsuz.

robot

Unutmaman gerek!  Kıyafetinin donanımı, yaşadıklarının gerçek olduğu algısını yaratacak, inanma!  Unutursan, açıp bakacağın kılavuzun var, hatırlayacaksın. İçinden çıkamadığın anlarda, bedeninin sol tarafındaki ana güç kaynağına bağlan, içindeki güç sürekli ana kaynakla bağlantı halinde. Hatırlamana yardımcı olacak.

Yapman gereken önemli şey bu. Sadece kendini büyük güce yakınlaştırmak. Daha sonra, ana kaynağın yaptığı gibi,  diğer yaşam modüllerine ve senin gibi olmayan ama seninle aynı anda yaşayan varlıklara hizmet edeceksin. Bu yolda devam edersen, her kuvvet ordusu, senin yanında olacak, senin için işini kolaylaştıracak.

İçindeki bu motorun yakıtı ise AŞK olacak.  İlk önce, sana bu yeni yaşamını öğretecek anne aşkı, sonra tattığın her güzellik için hissettiğin aşk, sonra dünyevi aşk. Aşk ile çalıştırdığın ana motorun temizlenecek, temizlendikçe bağlantın netleşecek ve İlahi Aşk’a varacaksın. İlahi aşk ile ana kaynakla bağlantıyı kurduğun zaman, her şey aşk olacak. Bulut, ağaç, kedi, yol, insan,
taş, çevrendeki her şey aşk kesilecek. Ana gücün verdiği aşk enerjisi ile çalışacaksın. Ne yaparsan yap aşk ile yapacaksın. Evet, az çaba büyük sonuç, haydi yapalım bitsin denmez mi?

Bir anda aşk ile araya girip, “Denir” Diye bağırdım.

robot

Dedin zaten, dedi. Dediğin için buradasın.  Ama unuttun. Bu yaşadığın kainatı, uzayı, yeri, yerin altını, yerin üstünü, denizleri, denizin içini, gördüğün, göremediğin her zerreyi, her sistemi Allah yaratmıştır. Her zerre onun isimlerinin bir tecellisi olarak zuhur etmiştir. O, her zerrededir. Her zerre ondandır, ama her zerre o değildir. Ayrımı iyi yapmalısın. İlk önce ruhlar yaratıldı. Onun nefesinden üflenerek. Onun nefesi hatalı olur mu, eksik olur mu olmaz değil mi? Rabbiniz kim sorusuna, hep bir ağızdan cevap verdik Rabbim sensin. Ama iradesiz bir
teslimiyetti. 

Yüce Allah yarattığı ruhların kendi iradesi ile kendine varıp varmayacağını bir imtihanla test etmek istedi. Kendi çabasıyla ona varanları, idrakleri ile hayal edemeyecekleri yeni bir hayata davet etti. Ruhlarımız kısa süreli bu imtihanı yüklenmek istedi. Her koşulda ruhlarının hakikati bulacaklarına ve mevcut durumlarından özgür iradeleri ile sınavı geçip, yeni hayatlarını inşa edeceklerinden çok emindi.  Sınav kısa süreli ama zordu. Zamana ve mekanın üstünde olan ruh, zamana ve mekana tabi tutulacaktı. Bunun için bir beden elbisesi giydirilecekti. Sonsuz güçteki ruh, perdelenmiş göz, kulak ve yani beden ile yaşayacaktı. Bu kadar da değildi. Doğum anından itibaren, bildiği tüm bilgiler, dünyada bulunma amacı, varacağı yer, sınavı unutturulacaktı. Bulabilmesi için bedenine donanımlar yerleştirildi. Aktif hale geçince yönünü gösterebilen donanımlardı bunlar. İşte o sensin ve buradasın. Unutmuş haldesin.

Ana güç Allah’tır. Her daim kalbin ile bağlantı kurabilirsin. Yolu nasıl tamamlayacağın ile ilgili kılavuzun Kuran-ı Kerim’dir. Örnek alacağın ise Peygamberin.  Allah ile bağlantı kurup kendini şarj etmelisin. Bunun için güçlü bağlantı zamanlarını bile sana vermiş. Namaz ile.

robot

Var olan tüm varlıklara ondan aldığın güç ile hizmet etmelisin. Ana gücün ruhundan bir parçasın, onun gibi hareket etmeye çalışmalısın. An kadar kısa olan bu yolu tamamlayıp vaad edilen sonsuz yaşam boyutuna geçerken, kendini adım adım inşa etmelisin. Özgür iraden ile

Yüce Allah’a ulaşabilirsen bu dünyadaki var oluş amacını anlar ve tamamlarsın. Her şeyi iradenle kendini inşa etmen ve kendini yeni yaşam boyutuna hazırlaman için yaratmış. Hep seninle. Tek yardımcın o. Ama sen unuttun.

Bilgisine hayran kaldım. Keşke senin gibi her şeyi bilen bir robot olsaydım dedim.

Sen sanırım anlamadın. Sadece bilgi sahibi olman benim gibi bir robot olman demek. Zaten sen şu anda robot haldesin. İnsan olmaya geçiş yapmalısın. Sen en şerefli varlıksın. Halifesisin. Ruhun, ondan üflenmiş bir yüce güç. Duyguların var. İrade vermiş. İnanırsan ve uygularsan bu olur, inanmazsan ve uygulamazsan şu olur demiş. İster yap ister yapma, özgür
kılmış. Kölesi yapmamış, kulu yapmış. Kul olmak kadar şerefli bir durum var mı?

Bunları nasıl bugüne kadar düşünemedim. Nasıl boşa geçmiş bir hayat. Ama bir an önce yeni bir ben inşasına başlamalıyım. Nereden başlamalıyım? Dedim.

Allah’ tan sana gelen 6666 mesaj var ve okunmamış bekliyor. İlk mesajdan başla. Ne benim anlattıklarımı önemse ne başkasının. Yola kalbinle kendin çık. İlk önce sana gelen mesajları oku. Bu mesajlar hayatının kullanma kılavuzudur. Yeni hayatına ulaşacak yolu belirleyen bir haritadır. Tüm hücrelerinin enerjisini sağlayan güç kaynağıdır. Bedenine sizin deyiminiz ile format atar. Fabrika ayarlarına geri dönmesini sağlar. Allah, vahiy edilmiş sözü ile senin ile konuşur. Onun ile konuşma fırsatıdır aynı zamanda. Ana güce bağlanmanın yollarını da gösterir. Namaz ile arada perde kalmaz. Oruç ile arınırsın, iradesizliğinin pasını atarsın. Her
canlıya hizmet ve yardım ile ona tam anlamıyla ulaşabileceğin basamakları koşarak çıkarsın.

Bunu gibi, gösterdiği yolu takip edersen yeni hayatını sen inşa etmiş olacaksın. Nasıl güzel bir lütuftur bu. Ne kadar değerli olduğunun farkına varacaksın.  Bugüne kadar benim gibi bir robottun. Bundan sonra insan olma bilincine varacaksın. Artık istikametini biliyorsun.
Yapman gerekenleri de.

Tamam dedim, varım. Nasıl olsa senin gibi bilgi okuyucu robotum da yanımda. Benim görevim burada bitti dedi. Sana gerçek bilgi okuyucunu bırakıyorum. Hem de en büyük güç. Yüce Allah’ ın sözünü. Ondan daha iyi kim bilebilir, sistemini kim tanıtabilir ki? Biz anlatırken hatalar yapabiliriz. Ama o nettir. İçimdeki karanlık aydınlığa dönüşmüştü. Sürekli uyuyorken bir anda gözlerini açıp uyanan biri gibiydim.

O zaman gitmeden beni yolculuğa adım attıran ses kaydını beraber dinleyelim mi? Dedim.

Tamam dedi, ama bu sefer anlamını dinleyelim. Derler ki, Allah kıyamet gününde tüm yarattıklarına Rahman suresini kendi okuyacakmış. Biz bilemeyiz, doğrusunu Allah bilir. Zaten hayattayken her okuduğumuzda ve anlamaya çalıştığımızda bize okuyor.

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

“Rahmân, Kur’an’ı öğretti. İnsanı yarattı. Ona beyanı düşünüp ifade etmeyi öğretti.” (Rahman 1-4)
 
Aşk ile Hû

Neşe UYGUN / Robot

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

2 yorum

  1. Öykülerinizi çok özlemişim canım Neşe hanımcım. Anlatmak istediğinizi yine harika bir kurguyla ve bir o kadar da kalbe dokunur şekilde işlemişsiniz ki mest oldum. Gerçekten robotlar gibi yaşıyoruz, özümüzü bulmaya “insan” olmaya ihtiyacımız var. Kaleminize, yüreğinize sağlık.

    • Canım Fatoş Hanımcığım. Vakit ayırıp okuduğunuz için teşekkür ederim. Bende yorumlarınızı özlemişim. Kalpten kalbe aynı ilahi aşkın akması ne güzel…

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Tolga Özşahin: Çok teşekkür...
2020-11-26 23:25:53
2020-11-26 18:29:30
2020-11-15 01:19:23