Dinçel Laçin
Dinçel  Laçin
dincellacin@hotmail.com
Yara, Kaşif, Güneş, Aşk
  • 2
  • 75
  • 06 Nisan 2020 Pazartesi
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Bu hafta ki yazımın adı; Yara, Kaşif, Güneş, Aşk… Onlar benim canım dostum Reyhan’ımın kelimeleri, onun için yazmak benim için büyük bir mutluluk, zira kendisi bana hayatın bir hediyesi, kelimeleri de öyle ve becerebilirsem eğer bu kelimeler üzerinden onun derinliğini anlatmaya çalışacağım.

Bazı insanları Günebakan çiçeklerine benzetiyorum ben… Çünkü onlar Güneş gökyüzünde nerede olursa yüzlerini oraya dönerler ve hep ışığı takip ederler. Bulutlu ve yağmurlu havalarda Güneş tamamen yok olduğunda ise enerjilerini paylaşmak için yüzlerini birbirlerine çevirirler. Biz insanlar kendi aramızda bu duruma birbirimize el vermek deriz. Reyhan işte o Günebakan çiçekleri gibi el verip, ona uzatılan eli sıkıca tutabilenlerdendir. Yazının birçok yerin de bir bağ kuracağım bu çiçeklerle, anlamı kendiniz de bulabileceksiniz ilerleyen yerlerde.

Reyhan’a gelince, bilirsiniz işte Reyhan’ı, ne de güzel kokulu bir süs bitkisidir, yemeklere de katılır hani, konuk olduğu sofraları bereketlendirir.. Böyle bir bitkinin varlığında o sofralar şifaya dönüşüverir, birbirine ikram edilen her bir lokma da varsa bir yaran, o bile iyileşiverir.

‘Yara, ışığın içine sızdığı yerdir’ der Rumi;

Ve kimi insanlar vardır, Yara nın içinde çiçek yetiştirir, yara onlar için, yaranın için de Yaradan’ı görmektir, sormak isterim aslında burada, kaç kişi bunu yapabilmeye muktedirdir?

Reyhan’ı tanıdığımdan beri öğretiyor bana, kaç yaramı açtım ona, içinden onlarca hediye çıkarıp buyur etti bana, hayata Günebakan çiçekleri gibi bakan yanıyla ve benim şahit olduğum kendi yaralarında da o her zaman hediyelerine yöneldi, acaba bunu ona kim öğretti?

Nietzsche mi?

Hatırlasanıza ne diyordu NiÇe; ‘‘en derin yaralarla başlar en derin gülücükler, en yüksek uçurumlardan düşerken öğrenirsin uçmayı, en derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşayabilmeyi….’

Yazıda Nietzsche’yi kullanmak fikrini aslına bakarsanız bana yine Reyhan’ın kendisi verdi, zira yazı yazdığım kişilerin instagram paylaşımlarından tüyo almak yeni vazifem oldu : ) minicik bir bilgi için Reyhan’ın sayfasında gezerken bir post’a denk geldim, tam iki sene önce karlı bir Aralık ayı gününde evde ki malzemelerden kardan adam yapmışlar çocuklarla birlikte; demiş ki Reyhan o ileti de yine Nietzsche’den alıntılayarak; ‘dans eden bir yıldız doğurabilmesi için, insanın içinde kaos olmalıdır’ ve devam etmiş cümleye kendi güzelliğini katarak; ‘bütün acılar, özlemler, yaralar, soğuklar, buruklar itinayla bu çatı altında tam da ÖZÜMÜZÜ destekleyecek şekilde DÖNÜŞTÜRÜLÜR.’

Dönüştürmek ah nasıl bir kaşif ’ liktir...

Hepimiz acılardan, yaralarımızdan, yaşadığımız travmalardan ya da kayıplardan sonra çok yoğun duygular hissediyoruz. Fakat kaçımız onu dönüştürmeyi seçiyoruz? Zira insan katısını, yarasını, acısını, nefretini, öfkesini dönüştürdükçe insan olabilir ve yanmaktan pişmeye de ancak bu şekilde evrilebilir, evrilmeyi seçmezsek eğer hiçbir yaramızı kendimizi onaracak şekilde dönüştüremeyiz. Bunun için de yüzümüzü hep ışığa dönmeliyiz. Yaralarımızın içinde bizlere sunulan hediyeleri arayıp bulabilmeliyiz. İşte burada ki püf noktası da zaten bu, bu deneyime uyanan ve böylelikle dönüştürebilen insanlar yaralarını kabul ile birlikte eritirler. Kendi içlerinde ve ona muazzam hediyeler sunmuş bir misafir gibi yolcu ederler, böylece de artık yola çıkıp yolcu oluverirler.

Reyhan gibi yolcuların yolunu ise sadece AŞK çizer;

            Öyle bir Aşktır ki o; aslında Aşk’ın ilahi olduğunu da yine canım Mevlana Hazretleri ile öğretirler bizlere. ‘Aşkın gönülde açtığı yaralar gönüle şifadır, Aşkın kederleri Can’a safadır, Aşkın soğukları üşütmez ısıtır, Aşkın ateşleri gönülde REYHAN’lar açar, güller bitirir…’

Bütün kelimeler nasıl da birleşip anlama dönüştü değil mi?

Reyhan’ımın seçtiği kelimeler bizlere bence bir ders sundu, aslına bakarsanız onun için yazdığım yazı kendi ruhuma pusula oldu. Bu sayede bu yazıyı okuyan herkese son sözü de yine Rumi söylesin; ‘ay doğmuyorsa yüzüne, Güneş vurmuyorsa pencerene, kabahati ne Güneşte ne de Ay da ara! Gözlerinde ki perdeyi arala’ desin.

E daha ne söylesin..

Bazen bulmak için Kaşif olmaya gerek yok, gerçekten baktığında da keşfedersin..

Sosyal Medyada Paylaşın:

2 yorum

  1. Ah benim yüreğimim 4 odası mı vardı yoksa bu yazıyla başlı başına yürüyen bir yürek mi oldum! Yoksa, mutluluktan başım dönüyor dedikleri bu mu ola?
    Ah benim nimetim Dinçelim, dünya gözüyle 2 kere görüp binyıldır tanıdığım yoldaşım! Ah…Kelimeler dile gelse…?

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM