Fatoş Yıldız
Fatoş  Yıldız
fatmayildiz88@yahoo.com.tr
Resimlere Bakma Zamanı
  • 8
  • 349
  • 16 Nisan 2020 Perşembe
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Devamı varmış gibi yaşarız hayatı, hiç bitmeyecekmişçesine. Yaşadıkça resimler bırakırız arkamızda, sadece yaşanmışlıklar olan. Sonra o resimler eski bir sandık parçasında birikir ve tozlanır. Dönüp bakmaya, üzerinde konuşmaya, neler yaşamışız anlamaya vakit bulamayız bir türlü. Hayat koşuşturması hızlıdır ve biz de yetişmek için koşup dururuz arkasından. Ama bu noktada unuttuğumuz şeyler olabilir, geriye dönüp bakıp hatırlamamız gereken. Resimlere bakma zamanı…. Filmi en başa sararsak eğer, varoluşun başladığı yere dönüp sorgulamalı. Geliş amacımız var elbet bu evrene. Sormayı unuttuğumuz sorularımız var, cevabını bir türlü yakalayamadığımız. Bir köşesinden içeri girip göz atma şansı bulamamışız. Ne bir tarih ne bir mekân, öylece sadece ileriye bir telaşe… Hiç ama hiç arkamıza bakmadan koşar adımlarla ilerleriz, ilerisi neresi bilmeden. Arkada kalacakmışçasına koşar dururuz. Yetişmemiz gereken şeyler vardır hep; işe yetişmeliyiz, okula, eve, çarşıya, pazara, toplantıya, sergiye, seminere… Uzar gider.

Şimdi resimlere bakma zamanı…

Peki ya bu koşuşturma arasında ‘biz’de ‘öz’de neler oluyor? Yakalayabildiğimiz resimler var mı? Varsa hangi çerçevenin içerisinde?

Bir an gelir her şey olanın dışında gelişir.
Birden basamaklar kayar gibi,
Tırmanırken merdivenleri…
Renkler değişir birden,
Mavi ve sarıya bakarken, duvar rengi kaplar birden her şeyi…
Ritmi değişen her insan gibi,
Zaman kavramını yitiriverir,
Unutulmuş resimler karıştırılır,
Zamanımız çalınmış gibi hisler…

Yaşadığımız şu süreç bize biraz dönüp resimlere bakabilme şansı verdi sanırım. Her şey çok yavaşlamışken, hatta durma noktasına gelmişken biraz durup neler yapmışız bu zamana kadar, sandıklar bir açılsın bakalım.

Şimdiye kadar bastırdığımız iç seslerimizi duyma vakti gelmiştir belki de. Yaşıyoruz derken ‘an’lamadan geçtiğimiz şeylerin varlığından bir haber, ‘geldik gidiyoruz’u görüp olan biteni anlamlandırma şansı yakalarız, belki de şer olarak gördüğümüz bu durumda. Şerde hayrı arayıp bulmaksa bizim sınavımız olabilir.

Hayat akışında önem verdiğimiz şeylerin aslında nasıl da ikinci planda kalabildiğini görüyoruz. Özümüzün üzerine geçirilmiş kılıfların birer yansımaları olarak bizler, bu süreçte onlardan soyunup, hayatımızın ‘anlam’ını idrak ettirebileceğimiz yanlarımızı keşfetmeyi, hislerimizi takip edebilmeyi öğreniyoruz belki de. Beş odalı bir ev, son model bir araba, pahalı takılar, marka kıyafetler, makyajlar… Asıl sahip olduğumuz şeyin yaşamak için aldığımız nefes olduğunu, maddi kaynaklarımızın aldığımız bir nefesle bile ölçülemeyeceğini dünyaca görüyoruz. Aldığımız her nefeste ruhumuzu zenginleştirecek, geliştirecek ve katkı sağlayacağız, değilse asıl çöküşe orada giriyoruz.

Aslında var olan ama bu hayat koşuşturmasında ertelediğimiz yanlarımızı çekip çıkartıyoruz bu zamanlarda. Çünkü asıl tutunabileceğimiz, boşluğu dolduran madde değil ruhumuza zimmetlenen varoluşumuza hizmet eden yanlarımızdır. Bunları keşfedip bulabiliriz ancak değil mi?

Ne için geldik? Neden varız? Biz kimiz? Bizi biz yapan değerler nelerdir?

Asıl bu soruların cevaplarını bulup ruhumuzda konumlandırıp boşlukları doldurabilirsek eğer, varoluşa hizmet etmiş olacağız.

Sahip olduğumuz hiçbir madde varoluşumuza katkı sağlamaz. Sadece ağırlaştırır ve taşıyamayacağımız ağırlıklar yükler hayatımıza. İçimizde yolculuklara çıkıp rastlayacağımız her bir yanımızın bütüne hizmet eden bir parçasına mutlaka rastlarız, eğer şer saydığımız durumdaki hayrı bulmak istersek. Bana kalırsa işin en zor görünen fakat en kolay yanı… Boşluklarımıza hayıflanarak boşluk eklemeyi bırakıp kendimizi bulalım. Resimleri tozlu sandıklardan çıkarabilmeyi başarıp, neler biriktirmişiz, iyi kötü ne varsa ders çıkartıp neler ekleyebiliriz görelim. Bunları aramadan geçirmeyelim bu zamanı. Eğer evde olma sürecinde bizi doğaya temas edememek, derin nefesler alıp yürüyememek zorluyorsa, çıkar cebinden hayal gücünü, gir kapısından ve geç o maviliklere, yeşile, sarıya, bahara. Görebildiğin bütün canlılara selam söyle.

Geri dönüşümüzün ‘dönüşerek’ olacağını müjdele. Artık daha iyi anlaşacağımızı, zarar verdiğimizin doğrudan biz olduğumuzu anladığımızı söyle onlara. Perde inmiş gözlerimiz ve hırslarımızla doğayı ve canlıları incitirken asıl zarar görenin bizler olduğunu artık görebildiğimizi söyle. Resimlere bakabilmeyi ve parçaları birleştirebildiğimizi, her şeyin ve hepimizin bütünün birer parçaları olduğumuzu anladığımızı anlat onlara.

“Uyanmamız ve çepeçevre etrafımızda olanları görmemiz gerekiyordu. Değişip gelişmek üzerine tasarlandık. Bedenlerimizin değişimi hiç durmaz. Enerji asla aynı kalmaz. Yine de kendimizi yıllar boyu aynı şekilde tanımlamaya kalkışırız. Aslında uyanmamayı mı tercih ederdik?”

‘Bilgeliğin Üç İncisi’ adlı kitabında Don Miguel Ruiz’in sorduğu bu sorunun cevabını arıyorum. Acaba uyanabilecek miyiz gerçekten?

Sosyal Medyada Paylaşın:

8 yorum

  1. Girdiğim tüm çerçevelerin içinden çıkacağım karantina bitince, aslında zor olmayacak bu, zaten çokta çerçevem yok ama “öz” ün içine daha çok sığacağım, daha bir farkındalıkla.
    Nefisti yine Ruhdaş’ım.
    Perşembe günleri ruhunla buluşma vaktim.
    Öyle iyi geliyorsun işte, öyle seviniyorum seni okuyunca.
    ♥️♥️♥️

  2. Ama bu ne güzel bir yorumdur öyle?Ne kadar mutlu ettin beni yine Ruhdaş’ım??Hissedip gördüğüm ve şu kısacık zamanda tanıdığım en güzel resimlerdensin❣️

  3. Evet, ölümsüzmüsuz gibi yasamaya alışmışiz, resimler gecmis deniyimlerimizin ve kisiligimizin belgeleri, cok guzel soylediniz insan kişiliğinin, ruhunun ve yasam tarzinin degistigini gorebilir yasadigi deiyimlerden refarans alabilir. Evet yasam telâşı herkesi baglamis kendine, kendi kaderlerini yasiyamaz olmuşlar cocuklari ve ebeveyn’leri yuzunden..insan hep arayis içersinde olmuştur ve iradenin sesi(derin bilginin icimizdeki sesi) bize hep kimiz nicin buradayiz yaşam doğup buyumek uremek ve olmek mi oldugunu sorar durur, o sesi duyanlar ve bulanlar sessiz bilgiyle kontak kurmaya baslar yasamlarina yeni bir yon verirler…evet dediginiz gibi bu bir sinavdir,bi labirentin icine salıverilmiş cikis kapisini bulmamiz isteniyor bu sinavi gecenler ozgurluk ve butunluklerine kavuşuyor…insanlarin yanilgisi tutkularina takılıp ona bagimli olmalarıdır, kendini kesfetmis bi insan icin oyalanacak zaman yoktur o da tutkularini firsat verildikce yasar ve gecer.cok guzel bi soru;acaba uyanacakmiyiz!? Yaşam bizi uyandirmak icin elinden geleni yapiyor, icsel sese kulak verip ne oldugunun farkindaligina varan kişi uyanmistir artik..cok guzel bi anlatim olmus insanlara cok guzel seyler soyluyor kulak kabartilacak bir yazi ruhunuza ve bedeninize saglik,sevgiyle OLun???❤?

  4. Muazzam bir yorum?Yazıyı çok güzel içselleştirmişsiniz,mutluluk duydum??Yorumlarınız çok değerli teşekkür ederim tekrardan?varolasınız????

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM