Serpil Tuncer
Serpil  Tuncer
meltemfas@hotmail.com
Kişilik Bozukluğu ‘na Sahip Bir Yazar Sizce?
  • 0
  • 321
  • 20 Şubat 2020 Perşembe
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    2 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

“Kişilik Bozukluğu” na Sahip Bir Yazar Sizce Ne Yazar?

Kişilik, bizi biz yapan yegâne unsurumuzdur. Ahmet’i Ali’den daha sevimli ve güvenilir bulmamız, Ahmet’i Ahmet yapan kişilik özelliklerinde güven hanesini daha rahat gözlemliyor olmamızdandır. Tanım için biraz mikser diyelim ve bulabildiğim en kolay kaynak olan Wikipedia’de “kişilik bozukluğu” nun tanımı nasıl yapılmış bir bakalım.

Uzun dönemli, şiddetli ve dirençli düşünce ve davranış kalıplarıyla karakterize olmuş zihinsel bozukluklar sınıfıdır. Kişilik bozukluklarının tanımlanması ve kategorize edilmesi zordur. Kökeni kalıtsal veya çevresel olabileceği gibi, hem kalıtsal hem de çevresel olabilir. Kişisel bozuklukların tanımında kişinin içinde bulunduğu kültürel ve sosyal ortam çok önemlidir. Bir durumun kişilik bozukluğu olarak teşhis edilmesi için kişisel ve/veya sosyal yaşamında önemli oranda sıkıntı ve bozukluğa yol açacak bir davranış düzeni bulunmalıdır.

Kişilik Gelişimi

Uzmanlar kişilik gelişiminin doğumla başladığını ve altı yaşına kadar kişiliğin büyük bir kısmının tamamlandığını belirtiyorlar. Bir düşüncesine; bir, ya da iki yaşındaki halimizi, anılarımızı hatırlamamıza rağmen bu dönem, ömür boyu bizi şekillendirecek olan kişiliğimizin yapı taşlarını oluşturuyor. Üzerimize bir elbise biçilip, diktiriliyor ve bizim gerçek derimiz diyebileceğimiz bu elbiseden haberimiz bile yok. Müdahale edemiyoruz ve seçemiyoruz. Kalıtım ve çevre, bizi bildiği gibi işliyor. Bu yüzden hastaya saygı diyor ve devam ediyorum.

Size kişilik bozukluklarını anlatmaya çalışmayacağım zaten bunda başarılı da olamam çünkü alanım bu değil ama şunu yapabilirim. Kişilik bozukluğuna sahip bir yazar edebiyatta sizce ne tür yapıtlar verirdi? Evet, itiraf ediyorum bu yazıyı yazmak için hayli çelişkiye düştüğüm doğrudur. Edebi bir yazı mı, yoksa bilimsel bir yazı mı yazdığım konusunda şüphelerim de yok değil ama mesele şu;  Kişilik bozukluğuna sahip güçlü bir kalemin ne tür edebi eserler vereceği hakkında birkaç fikir söyleyebilirim. Bu fikirler hayal gücümün bir ürünü. Doğru olabilir ya da olmayabilir. Hatta bu yazıyı okurken siz de fikir yürütebilirsiniz.

Paranoid kişilik bozukluğu

Paranoid kişilik bozukluğu olanlarla başlayalım. Bunlar sürekli güvensizlik duyan ve başkalarına karşı şüphe güden kişilerdir. Başkalarının onları küçümseme, tehdit etmeye veya zarar vermeye çalıştığına inanırlar.

Kesinlikle polisiye romanda ipi göğüsler, bayrağı elde tutarlardı. En bilinmez cinayetleri aralayabilir, katil kim sorusuna gelince sağ gösterip sol vururlardı. Kimsenin görmediği en ince detayları fark eder, ipucu olabilecek hiçbir şeyi atlamazlardı. Hırsızla polisi, cellatla kurbanı oynarlardı ve kendi dedektif karakterlerini yaratırlardı.

Şizoid kişilik bozukluğu

Şizoid kişilik bozukluğuna gelince; bunlar insanlardan uzak duran ve sosyal ilişkilere karşı ilgisiz kalan kişilerdir. Genellikle yalnız etkinlikleri tercih ederler ve nadiren güçlü duygular yaşarlar.

Bol tasvirli, yalnızlığı anlatan, tek karakterli kurgularda bence bir şaheser çıkarırlardı. Deneme türünde de oldukça nadir eserler verebilirlerdi çünkü yalnızlığı deneyimlemek ve onu birebir yaşamak, yazan bir kaleme çok farklı görüş açısı katabilir, okuyucuyu ise düşünceden düşünceye sokabilirdi ve bence bu grup, asıl bombayı felsefede patlatırdı.  

Şizotipal kişilik bozukluğu

Şizotipal kişilik bozukluğu olan insanlar ise sıra dışı düşünme ve davranış şekli ile kendilerini belli ederler.  Şizotipal kişilik bozukluğu olan insanlar garip inançlara sahip olabilir ve çoğu zaman batıl inançlara sahiptirler.

Sıra dışı düşünmek; bence sıra dışı eserler vermek anlamına da gelebilir. Yazsa yazsa bilimkurguda harikalar yaratırlardı diye düşünüyorum. Ya da tarih öncesi çağları anlatmada bu grubun eline kimse su dökemezdi. Şamanizm, mitler ve spritüal konuları içeren eserler de bu gruptan çıkabilirdi.

Sınırda Kişilik Bozukluğu olanlar ise dengesiz ruh halleri, kötü benlik imajı, kaotik ilişkiler ve dürtüsel davranış (cinsel ilişki, madde kötüye kullanımı, aşırı harcama ve dikkatsiz davranışlar) ile tanımlanır.

Kesinlikle kişisel gelişim diyorum çünkü yanlışı deneyimlemek ve ondan doğrular çıkartmak az bir iş olmasa gerek. Hepimiz yanlış yaparız, doğamız gereği de bu böyledir ve asıl kişisel gelişimimiz kendi yanlışlarımızdan çıkarttığımız doğrulardır. Deneyimlemiş olmamızın kişisel gelişmemize katkısı olacağını düşünmekteyim yine de en doğrusunu konunun uzmanlarına bırakmak da fayda var.

Histriyonik kişilik bozukluğu

Histriyonik kişilik bozukluğuna gelince. Telaffuzu hayli zor olan bu bozukluğu sahip insanları anlatmak o kadar da kolay değil ancak metne akıcılık katma adına tanımları kısaca geçmek istiyorum. Bu bozukluğa sahip olanlar sığdır ve sürekli olarak duygusal bir hale bürünürler. Genellikle çok dramatik, çocukça ve aşırı duygusal tavırlar sergilerler. Rol kabiliyetleri yüksektir şu durumda verilecek edebi yapıtın bir tiyatro eseri, ya da bir film senaryosu olması kaçınılmaz gibi görünüyor. Bazılarımız senaryoyu edebi yapıtın içinde değerlendirmeyebilir ama bana göre senaryolar da kendi içinde edebiyata en yakın yapıtlardır.

Ünlü histrioniklerden olan Marylin Monroe’nin hayatından kısaca bahsetmek isterim. Babasını tanımayan ünlü aktör değişik ailelerin yanında evlatlık olarak büyümüştür. Fiziksel görünüş ve duruşlarına oldukça önem veren ve bakımlı olan Monroe, girdiği her ortamda fark edilir. Bu haliyle tam bir histerioniktir.  Bütün histerionikler gibi Monroe’de görünüşleriyle dikkat çekmeyi sever ancak içtenlikli bir şefkat bulmakta zorlanır. Histerioniklerin bir diğer özelliği insanı çekiciliğiyle büyüledikten sonra o insanda bıkkınlık hissi yaratmalarıdır. Aslında bir nevi karşısındaki kişiyi enerjisel olarak sömürebildiğini söyleyebiliriz.  İntihar ederek yaşamına son vermiş olan bu güzel yıldızın şu sözünü hatırlatmadan geçemeyeceğim.

 ‘’Akıllı kadın öper ama âşık olmaz; dinler ama inanmaz ve terkedilmeden önce terk eder!’’

Çünkü bu grubun en büyük korkusu terkedilmektir.

Narsisistik kişilik bozukluğuna gelince:

Narsisistik kişilik bozukluğuna gelince; Bu bozukluk abartılı bir üstünlük duygusu, başarı ve güç ile karakterizedir. Bununla birlikte aşırı kaygıya ve kırılgan bir özgüvene sahip olurlar. Terazinin bir kefesi yüksek ego ile havaya kalkarken terazinin diğer kefesinde bulunan kırılgan taraf aşağıya çöker. Bu bozukluğu olan insanlar çok merkezlidir, empati eksikliği yaşarlar ve sürekli dikkat çekmeye yönelik davranışlar sergileyerek çevrelerinde hayranlık uyandırmak isterler.

Aklınıza şairler geldi değil mi? Öykü, roman için kurgu lazım, kurgu içinse karakter. Peki karakter için ne lazım dersek aklımıza hemen şu gelebilir. Başka bir insanın öyküsünü yazmak için kendimi onun yerine koymalıyım. Kendimizi başka bir karakterde bulmanın tek yolu maalesef empati yapabilmekten geçer ve ne yazık ki narsisistik kişilik yapısına sahip bir birey empati yapamaz. Şu durumda ondan roman ve öykü beklemek tam bir hayal kırıklığı olacaktır. Geriye şiir kalıyor. Yüksek ego, benmerkezcilik tam da şairlere göre. Üstelik narsisisler aşkı da başka yaşıyor. Sevdiğini yükseltiyor, onu göklere çıkarıyor canı sıkılınca da onu paraşütsüz aşağıya bırakıyor. Neden mi böyle yapıyor? Bir süre sonra sevdiğini sandığı kişiden canı sıkılmış olabilir ya da egosunu daha fazla yükseltecek yeni birisini bulmuş olabilir. Kaldı ki şairler için yeni bir aşk, yeni dizeler anlamına da gelebilir. Dünya tarihine baktığımızda Napolyon Bonapart, Büyük İskender ve Adolf Hitler tarihte bilinen en ünlü narsisistler…

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM