Melda ÇÜÇEN
Melda  ÇÜÇEN
melda.cucen@hotmail.com
Merhem Olabilmek
  • 10
  • 318
  • 31 Ocak 2020 Cuma
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Merhem Olabilmek

Geçen haftaki yazımda, Reis Bey’den bahsetmiştim size. Yazıya başlamadan önce tekrar hatırlatmak isterim o anlamlı sözlerini: ‘İnsanlara merhameti öğretmek, insandaki kötülük ihtidadını döve döve pekiştirmek yerine; hohlaya hohlaya yumuşatmak… Ağlayanlardan olmak varken ağlatanlardan olmak reva mı? İnsanlığa göz yaşını öğretene kadar onları delik deşik edelim; ama bıçaklarımızla değil ıslak kirpiklerimizle, ne kadar hırsız, yan kesici, dolandırıcı, zehir satıcısı, katil, kumarbaz varsa alalım aramıza. Ne kadar işçi, mühendis, tüccar, doktor varsa alalım. Acıyanları ve acınanları alalım. Birleşelim, insanlığa yeni kurtuluş yolu, katili tezgahtar, hırsızı kasadar, dolandırıcıyı tahsildar yapalım. Bakalım saklı parayı çarpan yan kesici açıkça eline teslim edilene ne yapar. Korunanı vuran katil bakalım, bağrını açanlara ne yapar. Şüphe usulünün beslediği kötülük, itimat sistemi önünde büsbütün şahlanır mı dize mi gelir görelim! Acımak düşünmektir, acımak bulmaktır. Acıyın yeter. Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın. Mazlumun kendinden kıyılana, zalimin kendinde kıydığına ağlayalım.

Zalime daha çok ağlayalım.

Bu hafta acizane tam da yukarıdaki anlam yüklü derin sözlerin bilimsel karşılıklarıyla ilgili bir kaç araştırma ve bir de gerçek hayattan yaşanmış bir örnek vermek istiyorum sizlere. Merhem olabilmek ama nasıl?

20. yüzyılın ortalarında bir deney gerçekleştirilir. Tek başına, bir kafesin içine yerleştirilen farenin önüne iki biberon konur. Biberonlardan birinden kokainli su, diğerinden normal su gelmektedir. Her deneyde fareler kokainli suyun müptelası olur, yalnızca ondan içer ve her geçen gün daha fazla içerek sonunda kendini öldürür. 1970 lerde psikoloji profesörü Bruce Alexander bu deneyle ilgili bir sorun fark eder. Fare kafese tek başına bırakılmıştır ve içeride kokain içmekten başka yapabileceği hiçbir şey yoktur. Bu deneyi farklı bir şekilde yapmaya karar verir ve bir ‘Fare Parkı’ kurar.

Fare Parkı

Kafesle çevrelenmiş bu güzel parkın içinde renkli toplar, güzel fare yemekleri, oynamak için tüneller ve çok sayıda fare ve yine aynı şekilde biberonlar vardır. Bu parktaki fareler içlerinde ne olduğunu bilmediğinden iki biberonu da dener. Sonrasında olanlara bakar mısınız! Hayatından memnun fareler kokainli suyu sevmez. Genellikle o biberondan içmekten sakınırlar ve önceki deneylerdeki yalnız, mutsuz ve bağımlı farelerin çok az bir miktarı kadar kokainli su içerler. Dolayısıyla hiçbiri ölmez..

İnanılmaz etkileyici değil mi sizce de! Düşünsenize yalnızken, %100 doz aşımına giden bozukluk; mutlu ve beraber yaşadıklarında neredeyse %0 a kadar iniyor. Prof. Alexander şöyle der: ‘Bizler daha çok, bireysel iyileşmeden konuşuyoruz bu da elbet doğru; ama konuşmamız gereken sosyal iyileşmedir. Yani bireyler olarak değil, grupça yarattığımız toplumun iyileşmesidir. Yaşamlarımız daha çok, izole edilmiş bir kafese, daha az fare cennetine benziyor!

Fareler üzerinde yapılan deneyin başka bir türlüsü insanlar üzerinde de yapılıyor. Vietnam Savaşı esnasında Amerikan askerlerinin pek çoğunun eroin bağımlısı olduğu ve bir takım kötü davranışlar sergilediği gözlemleniyor. Pek çok kişi savaş bittiğinde bu bağımlıların ABD’ye dönüp sorun çıkaracağı endişesini taşıyor. Ama savaş bittiğinde ABD’ye dönen eroin bağımlısı askerlerin yüzde 95’i rehabilitasyona ihtiyaç duymadan kötü alışkanlıkları terk ediyor. Mucize gibi değil mi? Sizce bu nasıl mümkün oluyor! Çünkü o insanlar, savaşla, korkuyla, felaketlerle dolu bir kafesten; kendi memleketlerinde, güzel, anlamlı ve sosyal bir kafesin içine dahil oluyorlar.

Bir başka yaşanmış kesitten örnek vermek istiyorum.

Haberlerde denk gelmişsinizdir mutlaka Amerika’da toplu katliam yapan katillerin kanına bakmışlar, kanlarında yüksek oranlarda antidepresan çıkmış. Bunun yanında yine bu kişiler psikolojik olarak incelendiğinde durmaksızın şiddet oyunları oynadıkları anlaşılmış. Şu kesin, insanoğlunun bağ kurmaya doğuştan ihtiyacı var. Her ne kadar günümüz kültürü bireyselliği pohpohlayıp, bencilliği körüklese de, bizlerin mutlu ve sağlıklı olabilmemiz ancak birbirimizle bağ kurabildiğimiz ölçüde mümkün. Eğer bu toplu katliamları gerçekleştiren bireyler gibi, dışlanmış, sevgiyi soluyamamış ya da yaşam tarafından yerle bir edilmişseniz, size rahatlık hissi verecek bir şeyle bağ kurarsınız. Bu kumar oynamak, hırsızlık yapmak, porno filmler, kokoin ya da esrar olabilir ya da bir cana kıymak olabilir. Yani mutlaka bir şeyle bağ kurmak ister insan, çünkü doğamızda var.

Merhem olabilmek

Geçenlerde ilkokulda çalışan bir öğretmenin mektubunu okudum.

Öğretmen diyor ki: ‘İlkokulda çalışıyorum, davranış problemi olan bir öğrencim var. Sınıfa her girdiğimde sınıftan kaçmaya çalışan, ders esnasında sınıfta arkadaşlarını rahatsız eden, küfreden ve etkinliklere katılmayan bir öğrenci. Bir çok şey denedim. Dersi eğlenceli ve ilgi çekici hale getirmek için etkinlikler düzenledim. Bu etkinlikler ilgisini çekmeye yetti, ama her rahatsız edici davranışında ona kızdım. Hatta çoğu kez bağırdım. Benden korkmasını istedim. Sonradan fark ettim ki bu öğrencimin tek ihtiyacı, sevgi. Zaten benim korkulacak çekinilecek bir görüntüm de yoktur öyle. Diğer öğrenciler gelip bana sarılırken o beni koridorda sokakta görse umursamazdı. Bana cephe almış gibi öfke dolu bir hali vardı. Ben de ona karşı öyleydim. Benim hissettiklerim ona yansımış gibiydi. ‘Benden çekinmeli, korkmalı’ düşüncesiyle devam edip onu görmezden geldim. Bir sene sonra tavrımı değiştirmeye karar verdim. Çünkü korkutmaya çalışmak işe yaramıyordu.

Her gördüğüm yerde bu öğrenciye selam vermeye başladım; o bana vermemesine rağmen ısrarla devam ettim. Okulda gördüğümde elimi yavaşça başına koyup ya da omzuna aferin yapar gibi dokunarak onu bir şekilde sevdiğimi belli ettim. Bir süre sonra öğrencinin dersimdeki olumsuz davranışlarının azaldığını fark ettim. Artık dersten kaçmaya çalışmıyordu. Koridordan geçerken beni görünce yanımda durmaya başlamıştı ve birkaç kez koluma dokunmuştu. Şunu anladım ki bu çocuğun ilgi ve sevgiye ihtiyacı vardı. Aslında bütün öğrencilerin istediği bu. Toplumumuzda korkulan- korkutan öğretmen olunduğunda iyi öğretmen olunur algısı var.

Oysa ki korkan bizleriz, ses çıkan sınıftan, gürültülü öğrencilerden, onları kontrol edememekten korkarak korkutmaya çalışıyoruz.

Ama bu eğitici değil ve işe yaramıyor. Biz o ruhlara ulaşamadıktan sonra müfredatı anlatsak neye yarar.

Sözün özü, kötü bir davranışı cezalandırmak, o insana acı çektirmek, utandırmak öfkeyle sindirmeye çalışmak, dışlamak… Bu mu bizim rehabilite anlayışımız, bu insanların topluma yeniden bağlanma aşamasındaki düsturumuz? ‘Islah’ adı altında ‘kendi cüzÎ akıllarımızla cezalandırarak‘ ateşi körüklemek yerine tıpkı Reis Bey’in dediği gibi, bu insanların toplumla tekrar birleşmesi için çabaya geçsek nasıl olur sizce?

Her sabah yataktan kalktığınızda yapacak bir şeyiniz olduğunu düşünün, sevdiğiniz bir işiniz, sevdiğiniz insanlar, sağlıklı ilişkileriniz olduğunu düşünün; o zaman kötülüğün ipine tutunur musunuz, o ipi boynunuza dolayıp altınızdan çeker misiniz o sandalyeyi?

İnsanı insan yapan en önemli duygu, ‘Sevgi’, ‘Merhamet’. Merhem olabilmek dileğiyle…

Sosyal Medyada Paylaşın:

10 yorum

  1. Şu an çok faydalı bir yazı okuduğumu düşünüyorum. Çok beğendim. Tebrikler…

  2. Reis Beye tekrar selam olsun…. Bir kimsenin veya bir başka canlının karşılaştığı kötü durumdan dolayı üzüntü duyup, el uzatan olup, ruhunuzu beslemeyi nasip etsin Allahım.

  3. Bize biz lazımız. İnsan insana yeter de artar aslında. Her zaman sevginin yararını savunmuşumdur; öğretmen öğrenci ilişkisi buna en güzel örnek olmuş. Sadece sevmek bile yeter hayatlarımızı değiştirip güzelleştirmeye, yaralarımızı iyileştirmeye. Kaleminize duygularınıza sağlık Melda Hanım ?

  4. İzninle verdiğin bazı örnekleri eğitimlerimde paylaşmak istiyorum.
    Daha çok kişiye ulaşmalı bu güzel öğretiler.
    Varolasın can Melda’cığım ?

    • İzin senin Dilçelcim, estağfurullah. Hele ki senin verdiğin eğitimlerde çok çok önemli bu ayrıntılar, ne mutlu, idrak eden güzel yüreklere.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM