Hayalinizdeki Tasarımlar,  Üreticiden Evinize
Şair ve Edipler Arasında Atatürk
  • Facebook
  • Twitter
  • 10 Kasım 2020
  • 1
  • 184
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Şair ve Edipler Arasında Atatürk

Atamızı saygı ve minnetle anıyoruz…

Bugün fotoğraflardaki Atatürk’ten, nutuklardaki Atatürk’ten, bayramlardaki, merasimlerdeki Atatürk’ten değil, Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı vatandaş Mustafa Kemal’den bahsetmek istiyorum. İç dünyasındaki büyük yalnızlığı, hassasiyeti, taşkın duyguları, davranışları, sitemleri, neşesi ve üzüntüleriyle, insanlık realitesinin herkes gibi onda da yansımasını hatırlamak güzel olmaz mı? Gerçekte de Atatürk’ün büyüklüğünü gösteren, onun aramızdan biri olmasıdır, öyle değil mi…

Bu duyguları anlamanın en iyi yolu da yaşanmışlıklara bakmaktır. O zaman ben de şimdi sizlere Atatürk’ün on iki yıl hizmetini gören Cemal (Çelebi) Granda’nın hâtıralarından biriyle baş başa bırakıyorum.

Şair ve Edipler Arasında Atatürk

ATATÜRK, sanatı sever, sanatçıyı sayar, çağının şair ve ediplerine çok değer verirdi. Her zaman onları sofrasına oturtur, düşüncelerini öğrenmek ister, kendi düşüncelerini ortaya koyardı. Onların kollarına girdiğini, arkadaşça konuştuğunu, yakınlarından hiç ayırt etmediğini çok kere görmüşümdür.

Atatürk devrimlerini yazıları ve yapıtlarıyla savunan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı Atay gibi ünlüler, Çankayadaki eski köşkün hemen her akşam davetlileri arasındaydılar.
Öbür misafirler ise her akşam değişirdi. Edebi sohbetler sabaha dek sürerdi. Bazı edipler de Ata’yı, yurdun aydın takımıyla tanıştırmak için can atarlardı. Bu yüzden sofrasında, tanınmış ya da tanınmamış bir çok yeni yüzü her zaman görebilirdik. 1934 yılınn bir sonbahar akşamıydı. Çankaya’daki yemek salonundaki her zamanki sofrayı hazırlıyordum.
Bu yirmi kişilik kadar bir sofraydı. Misafirler arasında çok genç birisi dikkatimi çekti. Sordum. «Behçet Kemal Çağlar» dediler.

O gece zamanın Bükreş Büyükelçisi Hamdullah Suphi Tanrıöver ile şair Yahya Kemal Beyatlı da davetliler arasındaydı. Bütün konukları tanıdığım halde Yahya Kemal ile Behçet Kemal’i tanımıyordum. Yalnız adlarını işitmiştim. Bir de Yahya Kemal’in bir iki şiiri ezberimdeydi. Ona karşı uzaktan bir hayranlığım vardı. Bu iki şair de bizim sofraya ilk kez geliyorlardı. Zaten Yahya Kemal, Hamdullah Suphi ile Romanya’dan
yeni gelmiş bulunuyordu.

O akşam sofra şair ve ediplerle doluydu. Yahya Kemal Beyatlı, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Behçet Kemal Çağlar’dan başka Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ruşen Eşref Ünaydın, Fazıl Ahmet Aykaç gibi edebiyat
dünyasının kalburüstü kişileri de gelmiş bulunuyorlardı. Öbür konuklar, her zaman bulunan Tevfik Rüştü Aras, Şükrü Kaya gibi devlet adamlarıydı.

Yemek başladı. Atatürk’ün keyifli gecelerinden biriydi. İlk soruyu Behçet Kemal’e sordu:
— Yahya Kemal’i tanıyor musunuz?
Genç şair henüz bir lise öğrencisiydi. Türk ocağında (Ankara Halkevi) oynanan Faruk Nafiz Çamlıbel’in «Çoban» piyesinde rol aldığı için oradan görüp tanımış ve getirtmişti. Atatürk’ün sorusu onu biraz heyecanlandırmıştı:
— Paşam, eserlerini okudum… Şimdi ilk defa görüyorum. Atatürk o zaman Yahya Kemal’i, Behçet Kemal’le tanıştırdı:
— Yahya Kemal, memleketimizin tanınmış şairlerindendir.
Senin de bunun gibi yükselmeni istiyorum. Sizin gibi gençlerin yükselmesine Yahya Kemal yardım etsin. Dedikten sonra Yahya Kemal’e dönerek:
— Nasıl Beyefendi, yardımınızı esirgememenizi
rica ederim…
— Emredersiniz Paşam…

Bunun üzerine Atatürk Behçet Kemal Çağlar’a dönerek:

— Şu sofraya bak ve bir şiir yaz. Dedi.

Behçet Kemal derhal cebinden portföyünü ve kalemini çıkardı. Hiç düşünmeden bu ısmarlama şiiri bir kaç dakika içinde bitirdi ve okudu. Atatürk şiiri can kulağıyla dinledi. Çok hoşuna gitmişti. O kadar sevindi ki, yerinden doğruldu. Behçet Kemal’i alnından öptü. Bir lise öğrencisi için bu ne erişilmez bir onurdu… Atatürk onu sofrasına çağırsın, ilk soruyu ona sorsun, sofrası için şiir yazdırsın, beğensin ve kalkıp alnından öpsün…
Behçet Kemal, bu öpüşü de bir anda şiirleştiriverdi. Hatırımda kaldığına göre bu mısra şöyleydi:

«Alnımdan öpen Atam. Bu öpmeyi cehennemler silemez.»

Atatürk bundan sonra çevresine dönerek:

— Bu genci İngiltere’ye gönderelim. Orada İngiliz edipleriyle tanışsın ve iyi bir şair olarak memlekete dönsün…

Bundan sonra Hamdullah Suphi Tanrıöver’in, İstanbul’un işgali yıllarına ilişkin bir konuşması başladı. Aklımda kaldığına göre şöyleydi :

İstanbul’un, işgal edildiği gün… Hamdullah Suphi, Kanlıca’daki evinden Şirket-i Hayriye’nin Boğaziçi vapurlarından birine biniyor. Köprüye varınca bir de ne görsün? İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar… Bütün işgal devletlerinin askerleri… Köprü üstünden Sultanahmet’e doğru ilerliyor. Kanlıçınar’a arkasını dayayarak çınarın yardım etmesini bekliyor. Oradan Ayasofya’ya gidiyor. Fakat Bizans’a ait bu yapıt, onun sesini duyar mı sanıyorsunuz? Daha ileriye doğru, Sinan’ın Süleymaniye Camiine doğru yürüyor.

Kubbesine sesleniyor: «Bizi halâs’a götürecek yol ve adamın nerede» olduğunu soruyor. Kubbeden gelen ses: «Korkma, sizi şarktan bir Türk yiğiti kurtaracak» diyor.

Hamdullah Suphi de kalp rahatlığı içinde evine dönüyor. Bu konuşma Atatürk’ü çok hoşnut etmişti. Meclis, o gece sabaha karşı saat beşe kadar sürdü. Dağılırken bile herkes, konuşmanın etkisi altında kalmış,
gözyaşı döküyordu.

Saygı ve özlemle….

Kaynak: Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri

Ahu ZABUN / Şair ve Edipler Arasında Atatürk

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

  1. Ruhu şad olsun canımız Atamız, bu güzel anılar için teşekkür ederim Hocam. Okumaktan keyif duydum.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
Noktalama İşaretleri Testi 1 - Yazım Noktalama: […] Bu kelimelere baktınız mı acaba Nasıl Yazılır? […]
2021-04-15 13:07:12
2021-04-08 12:16:50
2021-03-30 23:21:48