Son Fırça Darbesi
  • Facebook
  • Twitter
  • 19 Ağustos 2020
  • 2
  • 252
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    4 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,25.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Son Fırça Darbesi

Son Fırça Darbesi adlı öykümü dinlemek isterseniz.

Güneş bugünkü resitalini sergilemiş, kızıla maviyi çalarak batmaktaydı. Her gün bir birinden farklı görsellikte renkler sergileyerek kapanış yapmak, usta sanatçılık ister. Reverans yaparak güneşi selamladım. Bu manzara nasıl kaçar? Keşke resim malzemelerimi yanıma alsaydım, tam da bu anı
ölümsüzleştirseydim. Gözlerimi kapattım, renkleri hafızama işlemeye çalıştım. Gözlerimi açtığımda renkler değişmiş, koyu maviyi kahverengiye çalar olmuştu. Bir süre daha kapattım gözlerimi. Tüm renkleri hafızamda ki renk paletinde karıştırdım. Tüm düşünceler silinmişti, artık kapalı gözlerimin önünde bir renk karnavalı dönüyordu. Ayağıma vuran dalganın ürpertisi ile gözlerimi açtım. Durgun denizde yavaş yavaşan kabaran dalgalar, perdenin kapanmasını alkışlıyor gibiydi. Gökyüzüne kafamı
kaldırdığımda, renkler gitmiş laciverti siyaha karıştıran renklere yüz tutmaya başlamıştı. Anda kalarak, sadece gökyüzünün siyaha geçişini seyretmeye devam ettim. Anda kalınca zihin duruyor. Zihnin durması enteresan bir şey. Yokmuşsun gibi. Sahi, zihnin olmasa kimsin sen?

Neredesin? Yaşadıkların nerede? Yaşadıklarını nasıl ispatlayabilirsin kendine? Resim yapmayı bundan mı seviyorum? En etkilendiğim anların kendi zihnimdeki aynada yansımasını kağıda döküp, anda kalmasını sağlayabildiğim için mi?

Zihnini durdurduğunda, ruhunu duyarmışsın. Ve işte o, gerçek sendir ve sana hep doğruyu söyler, derler. Kumsalda yere uzandım. Dalgalar ilk önce ayaklarıma sonra dizlerime kadar vurmaya başladı. Kollarımı iki yana açtım. Avuçlarımı kuma gömdüm. Gözlerimi kapadım. Kumun sıcaklığını, dalganın soğukluğunu aynı anda nasıl hissedebiliyorum böyle? Düşündüm. Havayı derin derin ciğerilerime kadar çektim. İyot kokusu genzimi yaktı. Günlük rızıklarını yiyen martıların sesini duymak ne güzel!
Akşamın tatlı esintisi kulaklarıma vurduğunda uğultu melodi gibi geldi. Gözlerim kapalı durdum bir süre. Gözlerimi açtım, yıldızlar ve ay parlamaya başlamıştı. Ilık ılık bir huzur dalgası yayıldı hücrelerime kadar. Sıcacıktı. Aynı anda görmek, koklamak, sıcağı, soğuğu hissetmek, duyabilmek güzelde, kalbimde ki bu tatlı duyguyu hissettiren neydi? Kalbime bunların güzel ve huzur verici olduğu duygusu nasıl işlenmişti? Bazı duygular güzel, bazı duygular rahatsız edici diye kendim belirlemiş
olamam herhalde, dedim. Eğer biz yapıyoruz diyorsanız, o zaman en rahatsız edici duyguları bizi ferahlatacak hislere dönüştürebilmemiz gerekmiyor mu? Bilimsel zihin çalışmaları, nöroloji, felsefe falan açıklayamaz bence bunları. Var olan hisleri tanımlar, varlığını ve yokluğunu isimlendirir sadece.

Ah Huzur! Ne güzelsin.

İyi misin? Kardeşim iyi misin?
Ses ile düşüncelerimden sıyrıldım. Uzandığım yerden doğruldum. İyiyim, iyiyim dedim, yanımda dikilen kişiye bakarak. Elinde fotoğraf makinesi bulunan, benim yaşlarımda orta yaşlarda biriydi.
Hareketsiz görünce sizi endişe ettim, rahatsız ettiysem kusura bakmayın dedi. Nezaketine karşılık vermek istedim. Buyurun dedim, muhteşem bir kapanış ve muhteşem bir açılış izliyordum. Oturmak için izin istedi. Benim gibi ayaklarını dalgalara doğru uzattı. Kafasını göğe kaldırdı. Bir süre
gökyüzüne baktık, sessizce.

Rahmani olan her şey nasıl huzur veriyor değil mi? İnsan yapımı binalara, yapılara, yollara baktığında ise ne kadar farklı. Rahmani olan gökyüzü, doğa, deniz, su, doğanın renkleri huzur yağmuru gibi iliklerimize işliyor, dedi. Aynı fikirdeydim. Bazı görüntüler, arındırıyor tertemiz yapıyor. Sizce, nasıl biliyoruz ve nasıl hissediyoruz bu duyguyu? Huzur, diğer duygulardan çok farklı. Sıcağı elimizi değdirdiğimiz de veya ısısı bizi yaktığında biliyoruz, soğuğu da aynı şekilde. Endişeyi, korkuyu ve diğer duyguları öğreniyoruz.

Huzur sonradan öğrenilen bir his değil bence, nasıl huzuru buluruz belki bunu öğrenebiliriz dedim. Öğrenilen bir şey değil, hatırlanan bir şey. Huzur Rahmanidir, dedi. Çok ilgim yoktu dini konulara, her şeyi bilimselliğe dayandırırdım. Mühendistim aslında ama tabloları son beş yılda kapış kapış giden iyi bir ressamdım da aynı zamanda. Kendimi tanıttım, mesleğimi de gururla ekleyiverdim. Bende fotoğrafçıyım dedi. Şimdilerde fotoğraf çekerim ve ney üflerim huzura eşlik etmek için.

İstersen bu Rahmani şölene Ney’ imle eşlik edeyim, ister misin?

Sevinirim dedim, ney sesi bana huzur verir, hatta çok severim dinlemeyi.
Ney’ ini kılıfından çıkardı, öptü. Ney’ inden onu üflemek için müsaade istedi. Omuzlarına kadar inen saçlarını, ensesinde toplamıştı. Kolundaki dövmeyi okumaya çalıştım. “Dinle” yazıyordu. Dışarıda görsem böyle birinin ney çalacağını düşünmez, gitar çalıyor diye düşünürdüm. Yakıştırmaları neye göre yapıyoruz, nasıl etiketliyoruz tanımadan, bende hemen yapmıştım işte.

Dinlerken, gözlerini kapat dedi.
Dinle neyden, duy neler söyler sana,
Derdi vardır ayrılıklardan yana.
 
“Kestiler sazlık içinden” der beni,
Dinler ağlar hem kadın hem er beni.
 
Hasret anlatmak için bulmam gerek,
Ayrılılık parçalanmış bir yürek,
 
Asılı kaybetmişse bir insan arar,
Asıla dönmek için hep uygun “AN” arar.

Bu dizeler, Mevlana pirimden dedi ve neyini üflemeye başladı. Gözlerimi kapattım. Öyle içli öyle ciğerime işleyecek şekilde çalıyordu ki, dalga sesi ve rüzgar sanki sese ritim tutuyordu. Üflemesini bitirmişti ama ben kalbimin içinde bir yerlerde sanki hala duymaya devam ediyordum. Etkileyici dedim.
Ney’de Rahmanidir ondan dedi. Sadece bir kamıştır. Ama insan eli ile yapılan çalgılara benzemez, sesi yalnızlığından, koparıldığı yere özleminden, yanıklığındadır. Rahmani olan her şey gibi huzur verir,
dedi. Neyini öptü ve yere değil çantasının üzerine edep ile koydu. Sırt üstü uzandı. İçinden sessizce bir şeyler konuşmaya başladı. Bende kumların üzerine tekrar uzandım. Bir gökyüzüne bakıyor bir ona
bakıyordum.

Ne diyorsun? Dedim, çekinerek.

Gölgelerden ibaret dediğin yerin göğü böyleyse, ahiret dediğin yeni yaratılacak hayatın göğü, nasıldır acaba Allah’ım? Diyorum dedi.
Ahirete inanıyor musun dedim, yani gerçekten var mı öyle bir yer? Sen bir çöp müsün dedi? Anlamadım dedim. Şimdi bu kadar huzur dolmuşken, tokat gibi bir cevap verilir mi? Diye düşündüm. Çöp kelimesi bile seni rahatsız etti bak, ama öyle olduğunu düşünmekten rahatsız olmuyorsun, dedi ve gülümsedi. İçine doğan duyguyu nasıl hissettiğini, en önemlisi neden hissettiğini bile daha çözemiyorsun. Ahiret demeseydimde, “Beden ile gidemeyeceğin ama ruhun ve ortama uygun yeni bedenin ile gideceğin, ultra teknolojik bir evren” Deseydim, daha cazip gelir miydi? Kulağa bilim kurgu gibi çok fantastik geldi dedim. Sohbet ilgimi çekecek hale gelmeye başlamıştı. Soru soracaktım tam, konuşmaya devam etti.

Yaratıcıya inanıyor musun? Dedi.

Hiçbir şeyin tesadüf ile olamayacağını bilecek kadar, evet dedim. O zaman dinle dedi. Yapayalnız sokağa atılmış bir bebeksin. Biri çıkıyor seni alıyor, yediriyor, içiriyor, öğretiyor, eğitiyor, büyütüyor, meslek sahibi yapıyor. Yani sana bir sürü emek ve çaba sarf ediyor. Sonra sana son model bir araba tahsis ediyor, rahat bir ev veriyor, kredi kartları, lüks bir yaşantı ve yaşantını sürdürecek seçenekler sunuyor farz et. Sonra kendi bildiklerini sana öğretiyor, kendi bilgisini, yeteneklerini aktarıyor, senin de aynısını yapmanı istiyor. Nasıl biridir bu kişi?

Vallahi şahane biridir dedim, beni çok seviyor ve çok değer veriyordur. Yoksa bu kadar süre neden bana zaman ayırsın, beni kollasın, korusun, hizmet etsin, öğretsin, eğitsin ve bu kadar zenginliği bana
sunsun ki? Sevdiği kesin ve bir amacı vardırdı seninle ilgili değil mi? Boşu boşuna olabilir mi? Olamaz tabi ki, dedim. Bir gün beklemediğin bir anda, bir gökdelenin üzerinde manzarayı seyrederken, arkandan gelip seni
en üst kattan aşağıya atıp seni yok ettiğini ve hiçbir şey olmamış gibi çekip gittiğini düşün. Olabilir mi mantıken böyle bir şey?
Neden yapsın ki böyle bir şeyi? Tüm zamanını harcayıp, bana bu kadar emek vermişken beni çöp kovasına atılan bir çöp gibi, neden atsın? Yok oluşum, neden umurunda olmasın? Hiçbir mantığı yok dedim.

O zaman nasıl ahiret var mı? Diye sorabiliyorsun mantıklı dostum dedi ve gülümseyerek baktı.

Bedenine bak! Zihnine bak! Güneşe bak! Yıldızlar bak! Sisteme bak! Dön bir daha bak! İçine doğan bir duygunun nasıl oluştuğunu bile tanımlayamıyorsun daha? Güneşin renklerine bakıyorsun, ressam
olmana rağmen, gerçek sanatçının ihtişamını idrak edemiyorsun. Her an değişen bir boya ve anı anına değişen görselliklerde tablolar çiziyor. Ne diyor Bakara 138’de, Yüce Yaradan;

Allâh’ın boyası ile boyan. Allâh’ın boyasından daha güzel, boyası olan kimdir? Biz ancak O’na kulluk ederiz.

Kendi sanatından sana da vermiş. El-Müsavvir esmasıyla. Sanatçısın sende. Es-Semi her şeyi duyuyor, sana da vermiş, duyuyorsun. El-Basir esması ile her şeyi görüyor, sana da vermiş görüyorsun. El-Alim esması ile kainatın ilmini yaratmış, sende onu buluyor keşfediyorsun. Merhamet, sevgi, güç, kudret, cömertlik ve doksan dokuz esmasının ürünü olan kainatta yaşayan ve tüm esmalarından var ettiği bir varlıksın. Yokluğundan, doğumuna, yaşamından ölümüne bir hizmet sunuyor sana. Öldüğünde yok
olacağını düşünmen ve yeni bir hayatın varlığını idrak edememen garip değil mi?

Sence bütün esmalarını verdiği ve onun adına iş görmen için halifem dediği bir varlığı amaçsız yaratmış olabilir mi? Çok muhteşem yeni bir hayat olmasaydı, seni o hayat için hazırlamaya çalışmasaydı, sana bu kadar hizmet sunar mıydı? Bu hayatı kaçırdığında pişman olmaman için sana
türlü türlü çıkışlar sunar mıydı? Teklifler ve o tekliflere uyman için uyarılar yapar mıydı? Uymadın diyelim, affedip hadi gel dön bana affedeceğim der miydi? Neyi kaçırdığını idrak edemeyeceğini
bildiği için yol haritası kitaplar, yol haritasını anlatacak ilahi liderler gönderir miydi? Son anına kadar sabredip belki anlarsın diye bekler miydi?
Çok değerli olduğunu ve çok değerli bir görev için burada olduğunu ve çok daha değerli bir yere gitmen için hazırlandığını nasıl anlamazsın?
Öleceksin demiyor, ölümü tadacaksın diyor. Bedenin ölümü yaşayacak ama asıl sen yani ruhun, yeni kıyafeti ile bambaşka bir hayata doğacak.

Ama cennet ve cehennem, dedim?

Konuşmaya devam etti. Sen bir tatile giderken bile kaç bavul hazırlıyorsun. Sıcak bir yerden, soğuk bir yere giderken uygun kıyafetlerini yanına alıyorsun. Aç kalmayayım diye dolabını dolduruyorsun. Yaşlılığın için bile bir sürü yatırım yapıyorsun. Hep sonrası için, rahat bir hayat için kontrollü ve garantili davranmaya programlısın. Aslında ilahi bir program bu. Ama programın, en düşük sürümde kalmış. Güncellememişsin. Asıl işlevi için yükseltmemişsin. Yeni hayatın için, kıyafetini aldın mı? Görmek için gözünü mesela, ya kulağını, servetini, evini, nefesini hazırladın mı en önemlisi? Bankaya paranı yatırdın mı, ne olur ne olmaz diye?

Güldüm. Bunların orada işe yaramayacağını biliyorum dedim.
Eyvah eyvah! Hala söylediklerimi, dünyevi anlıyorsun. Ölümü tattığında ve yeni hayatında gözlerini açtığında, buruşturulmuş bir çöp gibimi gideceksin? Görmeyen, duymayan, nefes almayan, yürüyemeyen, yiyeceği olmayan, başını sokacak barınağı olmayan. Bunların yokluğunda, dünyada bile perperişan hissedersin kendini, ama dünyada çalışıp kazanabilirsin.
Ya sonsuz hayata gözlerini açtığında ne olacak? O andan itibaren kazanma şansın da yok.

Hissedeceğin, şu anda hissettiğin pişmanlık ve korkuyla aynı olacak. Çünkü seninle gelecek olan, sadece ruhun, şu an sende ki ruh. Sen beden değil, ruhsun. Hala anlamıyorsun değil mi? Dedi. Bunları hazırlayabilirsin ve yanında götürebilirsin, yeni hayatını buradayken, sen belirleyebilirsin. Seni yoktan yaratan Allah, kendini inşa etmen ve yeni hayatını kendi idrakinle kurman için seni buraya gönderdi. Ben azap etmem, siz kendinize azap edersiniz diyor. Gözlerini yeni hayatına açtığında, bildiğin bu bilgileri umursamadığını ve artık şansın kalmadığını bildiğindeki pişmanlığın cehennemin ve şiddetli azabın olmayacak mı? Kim suçlu burada, sen değil mi?

Düşündüm.

Şu an elimde resim malzemelerim olsaydı, çizeceğim sadece simsiyah bir karanlık olurdu. Sahi ben ne götürecektim yanımda? Düşüncemi yine anlamıştı. Umutsuz bir cümle sarf etmemi
duymak istemeden, devam etti. Mesela dedi, orada ki banka hesabında ne kadar var? İhtiyacı olan birine verdiğin her para her eşya, her destek yeni hayatında senin cüzdanındır. Bir yetime, bir yoksula giydirdiğin kıyafet senin belki de vücudunun yeni donanımı olacak. Her güzel sözün, her iyi davranışın, gülümsemen, hissettirdiğin her güzel duygu senin huzurun olacak. Hakka her zikrin, her ibadetin oradaki belki de konforun olacak. Aynı zamanda dünyada da işine yarar yaptıkların, her şekilde sana döner, huzur verir. Kaybı olmayan, hep kazandıran bir eylem.

“Şüphesiz, Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden, gizlice ve açıktan Allah yolunda harcayanlar, asla zarar etmeyecek bir ticaret umabilirler.” (Fatır, 35/29)

Kim Allah’a güzel bir borç verirse Allah da bunu kat kat fazlasıyla öder. (Bakara, 2/245)

Allah, kim bana bir borç vermek ister der? Ben! Dedin mi hiç? Şu kainata bak! Hazinesine bak! Güce bak! Kim senden borç istiyor ve borcunu nasıl geri öder aklın hayalin alıyor mu, hiç düşündün mü? Biraz önce simsiyah bir resim olduğunu düşündüğünü hissettim. Siyah, bütün renklerin hapis olduğu renktir. İçinde tüm renkleri barındırır. Sendede tüm renkler mevcut, hakkın tüm esmalarının bulunduğu gibi. Bağla kalbini Hakka, al fırçanı eline bambaşka rengarenk bir tablo çiz kendine, yeni
hayatın için. Ressamsın sen, bu tabloyu çizebilecek sanatçısın. Ölümsüzleştirmek istiyorsun ya renkleri, bak işte yapabilirsin.

İnsan ölümsüzlüğü arayıp aslında ölümsüz olduğunu bilmeyecek kadar akılsız nasıl davranabiliyor?

Bu dünyada sahip olamadıkları için üzülüp, sonsuza kadar istediği her şeye kendi yaptıklarıyla sahip olabileceğini bilmeyecek kadar, nasıl gaflette oluyor? Şimdilerde herkes, kendine bir mentor arıyor, mürşid arıyor, kişisel gelişim kitaplarından medet umuyor, her yap denileni hemen yapıyor. Neden en büyük kudretin yap dediğini yapmıyor, kelamı
söyleyeni mi beğenmiyor, tecrübesine ve gücüne itimadı mı yok? Neden hiç düşünmüyor?

Neredeyse hiç konuşamadım.

Ama ruhum uykudan uyanıyordu sanki. Aynı anda gökyüzüne baktık. Gecenin en siyah olduğu andı. Benim gibi, dedim.
Senin gibi, dedi. Al artık fırçanı eline, tablonu yapmaya başla!
Biraz sonra güneş doğmaya, şafak sökmeye başlamıştı. Hiç konuşmadık. Karanlığın içinden, rengarenk ışıklar çıkmaya başlamış, güneş doğuyordu. Sanatçı sanatını sergilemeye, siyahlık dağılmaya başlamıştı. Gözlerim gökyüzündeydi, aynı benim gibi dedim. Gözleri gökyüzündeydi, aynı bizim gibi dedi. Doğa uyanışa geçerken, martılar şarkı söylemeye başladı. Güneşin doğuşunu kutlayan dalga şahlanıp, ayaklarımdan başlayarak hızla yüzüme kadar ulaştı. Buz gibi su, beni bir anda kendime getirdi. Islanan
yüzümü, gözlerimi elimle sıvazladım.

Baktım, yanımda ki dostum yoktu. Etrafa bakındım, gitmişti. Aslında ne gelen, ne giden olmuştu. Dedikleri gibi zihnimi arındırmış, anı durdurmayı başarmıştım. Ve gerçek ben olan ruhum, kendime gelmemi sağlamıştı.
Sonra durdum, kendi kendime gülümsedim. Derin bir nefes aldım. Tekrar gülümsedim. Ayağa kalktım, kendi etrafımda döndüm. Tüm kainatı kucaklar gibi ellerimi açtım. Kainatın açılışına saygıyla reverans yaptım.
Evet, çok muhteşemsin ama ben daha güzeline talibim, dedim.

Bu yaşadığım gecenin üzerinden çok çok uzun zaman geçti.

Artık yaşım iyice ilerledi. Resim yapmaya hep devam ettim. Gerçek tablomun bitmesine bir fırça darbesi kalmıştı. Bu geçici dünyada hiç para, mal biriktirmedim. Bir resim atölyesi açtım. Kimsesiz, ihtiyacı olan çocuklara resim yapmayı öğrettim. Sokak çocuklarından başladım. Onlara, hem kainatın renklerini çizmeyi, hem yeni hayatlarında ki tablolarını hazırlamayı öğrettim. Çizdiğim resimler hala çok para ediyor, hepsini ihtiyacı olanlara
aktarıyorum. Burs verdiğim çocukların sayısını hatırlamıyorum bile. İnsan sevdiğine verdiğini sayar mı?

Huzur, beni en mutlu edenlerden biri. Biri dedim evet, yanlış değil. Ailesini kaybeden Huzur’u sokaklarda yaşarken çekip yanıma aldığımdan beri, beni hep gururlandırdı. Ona iyi bir eğitim aldırdım. Uluslararası, ödülleri olan bir fotoğrafçı oldu. Rahatsızlığımı duyduğu için yurtdışından uzun yıllar
sonra ilk kez gelecek. Her gün telefonla beni arar sorar. Kazandığı ödülleri yardımlara adadı. Çalan kapıyı, zar zor kalkarak açtım, oğlumla yılların hasretiyle kucaklaştık. Biliyor musun ne oldu? Dedi sesi titreyerek, heyecanla.

Evimizin yerini bile hatırlamıyordum ya, soy ismimiz tutan bir arkadaşım ile kuzen olduğumuzu öğrendik. Nasıl ilahi bir tesadüf değil mi? Dün geldim aslında memlekete. Kuzenimde benimle beraber geldi. Ailemle ilgili hiçbir anı kalmamış. Ama birkaç eşyasını verdiler. Çantasının içinden bir fotoğraf makinası ve bir ney çıkardı. Bunlar babamınmış dedi. Benim gibi fotoğraf çekiyormuş. Birde tek bir fotoğrafı kalmış. Bak! Koluma onun
gibi dövme yaptırdım akşam.

Dövmesinde “Dinle” yazıyordu.

Fotoğrafı elime aldığımda yaşlı yanaklarımdan yaşlar süzülüverdi. O
gece bana gördüğümden başka bir tablonun var olduğunu gösteren dostumun resmiydi. Her şey Rahmaniydi. Rahmani olan her şey gerçek Huzur’u veriyordu. Son fırça darbesi ile tablom bitmişti ve büyük tabloyu görebiliyordum artık. Hayat enfes bir tabloydu. Rahmani bir tablo. Yaşarken anlamak zor ama bitip baktığınızda, eşsiz bir tablo.
Titreyen yaşlı bacaklarımla kalktım, gülümsedim, hayata son bir reverans yaptım.

Evet, mükemmelsin hayat. Biliyorum ama ben daha güzel bir yere gidiyorum, dedim. Gerçek hayatınız için yapacağınız tablonun, son fırça darbesine ne kadar kaldı bilinmez. Acele etseniz iyi olur. Allah’ın size çizdiği tablo gibi rengarenk ve anlamlı olmalı sanat eseriniz. Yapabilirsiniz.
Çünkü siz, şahane bir ressam ve muhteşem bir sanatçısınız.

Aşk ile Hu

Neşe UYGUN

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

2 yorum

  1. Çünkü sen şahane bir ruhdaş ve muhteşem bir aracısın, elim kalbimde yüzümden tebessüm eksik olmadan okudum yazıyı, yine işledi yüreğime, aldı kasvetimi aydınlık saldı. Canımm seni seviyorum.

    • Canım Meldam o senin kalbinin açıklığı güzelliğinden. Teşekkür ederim güzel yorumun İçin. Bende seni seviyorum dostum💚

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM