Hadi Biraz Midemiz Bulansın…
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • 12 Temmuz 2020
  • 0
  • 135
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Hadi Biraz Midemiz Bulansın…

Özgür olmak istiyordum, bu nedenle evden kaçtım. Ama sokaklarda da özgürlük yok. Tam tersine, köle gibisin, bir esirsin. Yorgunsun. Dinlenmek, çalışmamak… en azından haftada bir kez çalışmamak istiyorsun. Ama yapamıyorsun. Yemek yemelisin, otel ücretini ödemelisin. Onun için tekrar diskonun kapısına gidiyorsun. Mecbursun. Parasız bir fincan kahve bile içemezsin. Her gün hep aynı, hep kafanızda bu… Artık kölesiniz. İnsan kendine güvenecek. Ben savaşmak ve bu durumdan kurtulmak istiyorum, ama acaba şansım ne kadar?

Bu sözler İstanbul’da seks işçisi olarak çalışan bir kız çocuğuna ait…

Kız çocuğu’ ve ‘seks işçisi’ ifadelerinin yan yana gelmesi bile ne kadar düşündürücü…

 ‘Seks işçisi’ tabiri, araştırmayı yapan kişilere ait…

Aslında bu tabir bile olayın vehametini hafifletici bir etki yapıyor bence…

Uzun zaman önce Mimar Sinan Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyeleri Prof. Dr. Güliz Erginsoy ve Prof Dr. Esin Küntay, İstanbul’da 18 yaşın altında olup ‘ticari seks işçisi’ olarak sömürülen yüksek risk altındaki kız çocukları hakkında bir araştırma yapmış. O yıllarda ulusal bir gazetede haberleştirilen bu araştırma maalesef yeterince ses getirmemiş.

Bu iki değerli bilim kadını, araştırma sonuçlarını “İstanbul’da On sekiz Yaşından Küçük Ticari ‘Seks İşçisi Kız Çocuklar” adıyla kitaplaştırmışlar.

Kitabın yazarlarından Esin Küntay Hocamız kapağa şu ifadeleri yazmış:

“Bu kitap, ticari seks işçileri olarak sömürülen yüksek risk altındaki kız çocukları hakkında İstanbul’da gerçekleştirilmiş ilk sosyolojik araştırmanın verilerine dayandırılarak kaleme alınmıştır. Kitapta sömürü mağduru, büyük travma yaşayan çocukların yaşam öyküleri ve çalışma hayatlarından bir kesit sunulmaktadır. Sokaklarda karşılaştığımız çoğu kez yüzüne bile bakmadan geçtiğimiz, bazen acıdığımız bu çocukların seslerine kulak verildiğinde; anlatıları dinlendiğinde, onların ‘acınma’ yerine, kendilerine duyarlılıkla yaklaşan ve güçlenmelerine destek verebilecek bir toplumsal bilinci hak ettikleri görülecektir.”

Kitapta yazılanlar yani Türkiye’de bu alanda yapılan ilk çalışma olan araştırmanın sonuçları, insanın midesini bulandıracak kadar kötü maalesef…

Ülkemizde ve hatta Dünyada kadına yönelik şiddetin her geçen gün daha görünür hale geldiği bugünlerde hem aile baskısından şikâyet eden gençlerin, hem de çocuklarının tavırlarını beğenmeyen ailelerin mutlaka okuması gereken bu kitaptan bazı veriler aktarmak istiyorum.

Araştırmaya göre çoğu 14 – 18 yaş arası olan ama aralarında 10 – 11 yaşındaki kızların bile bulunduğu bu küçük kız çocukları, baskıdan, aile içi şiddetten ve cinsel istismardan kaçan bu çocuklar İstanbul’a geliyor.

İstanbul’da bunları koruyan büyükleri var” diyor Sayın Küntay, “daha evvel gelmiş bu yola kaymış daha büyük ablalar. Erkekler de var ama daha çok kadınlar ağırlıklı bir ilişki demeti. Uyuşturucu kullananlar da var, özellikle içilmesi yasak olan ilaçları alan kızlar, kendilerinden geçiyor ve o zaman da kendine şiddet uyguluyor” diye de devam ediyor.

Bu küçük kız çocukları, kentin arka sokaklarında bedenlerini parayla, yemekle, barınacak bir yerle, uyuşturucuyla takas ediyorlar. Sayıları yüzlerle ifade ediliyor ama sürekli hareket halinde oldukları için tam sayı bilinmiyor” diye de ekliyor.

Bunları okudukça her normal insanın içi ürperir…

Hele ki bir kız çocuğu sahibiyse…

Ayrıca küçük yaştaki erkek çocuklarının durumları da çok farklı değil. Eminim onların üzerine de bir araştırma yapılsa çok farklı sonuçlarla karşılaşmayacağız.

Peki ya çözüm?

Araştırmayı yapan çok değerli bilim kadınları, çözüm önerilerini de sıralamışlar.

Kitabın içeriğinde her kesime yönelik yapılması gerekenler var. Ancak bu konudan şekvacı olan çoğu kişinin çözüm önerileri, sadece devletten beklenenleri kapsıyor. Zaten toplum olarak da böyle bir bakış açımız var.

Şu kanun şöyle değişsin, şuraya şu yapılsın, şu kişiler bunları yapsın, cezalar şöyle olsun…

Ya biz ne yapacağız?

Aileler, öğretmenler ya da toplumun herhangi bir ferdi olarak…

Böyle bir rezaletin var olmasında ve devam etmesinde hiç payımız yokmuş gibi yükü başkasının omzuna atıvererek vicdanımızı rahatlatabilecek miyiz?

Kendi çocuklarımızın geleceğini, devletin ya da başka bir kişinin alacağı tedbirlere bırakmanın riskini görebiliyor muyuz?

Galiba bu yaz tatilinde yeni öğretim yılına hazırlanırken hepimizin; ‘çocuk yetiştirmek; matematik, tarih, edebiyat falan öğretmekten ibaret değildir’ cümlesini sık sık tekrarlamamız gerekiyor.

Ahmet KESKİN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM