Çocukluğum, Doğa ve Sevgi.
  • Facebook
  • Twitter
  • 20 Temmuz 2020
  • 5
  • 328
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    2 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Çocukluğum, Doğa ve Sevgi.

Bu hafta ki yazımın adı; Çocukluğum, Doğa ve Sevgi. Bu kelimeler çocukluğumun en güzel anısı olan çok kıymetli Çalıkuşu öğretmenim Yüksel KILINÇ’a ait ve bu hafta ki yazı da vermiş olduğu kelimelerle onun o naif kalbini anlatmaya çalışacağım.

Merhaba hocam, izninizle size yazdığım yazıyı diğerlerinden farklı bir şekilde yazayım. Kelimelerden kişiye özel yazılar yazıyor olmamı canım Fatoş’um ‘ruha özel elbiseler dikmek’ diye tasvirler. Öyle çok seviyorum ki bu tanımlamayı, sayesinde ben de her hafta bir elbise dikiyor muşum gibi hissetmeye başladım ve fakat bu yazı da iki elbise çıkacak sanırım, elbiselerin biri sizin üstünüze, biri de benim üstüme dikilecek ve bu yüzden terzi hem sizsiniz hem de benim bu yazı da.

Ne dersiniz bu hafta böyle bir şey yapalım mı?

Yazının başında kendi çocukluğumun en güzel anısı diye bahsettim sizden, fakat diğer okuyucularımızı yanıltmamak için şu açıklamayı yapmalıyım; biz birbirini hiç görmemiş ancak birbirinin geçtiği anılardan, acılardan ve sızılardan geçen iki çocuk olduğumuz için herkesten daha iyi tanıyoruz birbirimizi, zira aynı acılardan ve aynı CAN kırıklarından geçen her insan birbirini tam da oralardan çok iyi duyar ve duyumsar.

Bu biraz da Edip CANSEVER’in şu cümlesi gibi; ‘Gökyüzü gibi bir şeydir ÇOCUKLUK hiçbir yere gitmez’ di. Biz sizinle aynı göğün altında aynı şeylere acıyan, aynı yerlerden kanayan iki çocuktuk ve ne ilginçtir büyüsek bile birbirimizin kalbini nasıl onaracağımızı çok iyi bilirdik, pansuman yapar gibi uzaklardan da olsa yaraya iyi gelirdik ve ben de böyle bir sürecin içinden geçiyorum uzun süredir, güçlü olmaya çalışırken yere düşebiliyorum, kanıyor yine dizim ve en çokta kalbim.

Yo yo : ) kendi acımdan bahsetmeyeceğim bu yazı da, işte yine böyle bir akşam da bana gelen bir whatsapp iletisini paylaşacağım burada ve artık kalem size geçiyor, elbise benim için dikilmeye başlıyor tam da şu an da;
Bu konuda sizden izin almadım fakat iletinizin başında ki şu cümleleri yazmasam bana göre eksik kalırdı, zira o yüce gönlünüz daha iyi anlaşılsın diyerek ne yazdığınızı da yazmak istiyorum bu yazıda;

-İyi akşamlar canım Dinçel hocam.

-Nasılsınız?

-Bugün paylaşımınızı okudum ve ertelediğim bu hikayeyi hemen kaleme almak istedim, yanınızda olduğumu hissettirmek, ne olmuş olursa olsun sadece o güzel kalbinizin kırılmamış olmasını diledim.

-Bu ikimizin arkadaşlığı üzerine yazdığım hikayemiz, İnşaAllah bir gün basıldığı zaman tüm çocuklar okuyacak ve uzakların istenilince ne kadar yakın olabileceğini, yalnız olmadıklarını, arkadaşlıkların sadece insanlardan ya da yakınımızdakilerden de olmadığını öğrenmeleri için yazıldı.

-Hiçbir şeyi sahiplenmemiz gerektiğini, DOĞA ‘ya saygı duymayı bir iş yaparken ondan izin almayı….

Demişsiniz ve bundan sonra ki yorumu bana bırakmışsınız..
Yorumumu en son da ekleyeceğim ama ondan önce aramızda sapasağlam köprü kuran o ince ruhunuzla yazdığınız hikayeyi de eklemeliyim;

Köprüler

Her gün bi gün öncesine benziyor, her şey aynı gibi görünüyordu gözüne. Çok sıkılıyordu. Etrafı çok kalabalıktı, ama hiç arkadaşı yoktu. Bir gün toprakla tanıştı ve onu çok sevdi. Kendine iyi bir arkadaş bulduğunu düşünüyordu. Topraktan izin alıyor ardından onu suyla karıştırıp ondan çamur yapıyordu. Sonra da o çamurdan kendine küçük oyun arkadaşları. Artık daha mutlu hissediyordu.

Bir gün annesi artık burada yaşamaya devam edemeyeceklerini ve eşyalarını toplaması gerektiğini söyledi. Şimdi tüm sevdikleriyle ve sevmedikleriyle vedalaşmak zorundaydı. Bu durum kötü hissettirdi. Çok sevdiği bir oyuncağını, bir daha dönüp alamayacağı bir yerde unutmuş gibi.
Annesi ve babası her şeyi toplamıştı ve gitme vakti gelmişti. Çok sevdiği arkadaşı topraktan biraz alıp bir saksıya çiçek ekmiş ve onu yanında götürmüştü. Yollar ne kadar uzundu. Bazen varmak pek de mutlu etmiyordu. Güneş doğuyor ve batıyordu. Çiçeğine çok iyi bakıyordu ama bir gün sabah onu kurumuş bir şekilde bulmuş, annesine neden böyle olduğunu sormuştu. Annesi, bazen çiçekler bulunduğu yeri sevmeyebilir, tıpkı insanlar gibi. İnsanlar da yerini sevmeyince orada yaşamak istemeyebilir ama yaşamak için sevmek gerekir, dedi.

Yine çok sıkılıyor, kendine yeni bir arkadaş arıyordu.

Tüm gün tek başına bahçede toprakla oynuyor geceleri de bahçede çimenlerin üzerine uzanıp gökyüzündeki yıldızları ve ayı seyrediyordu. Keşke diyordu sürekli, keşke… Şimdi beni buradan o eski evimize götürecek uzunlukta bir köprü olsa. Birileri gökyüzüne köprüler kursa. Ben de o köprülerden dünyaya açılsam. Benim gibi hayal kuran çocuklarla karşılaşsam, oyunlar oynasam.
Bir gün bir şey oldu. Dünyanın başka bir yerinde bir çocuk aynı hayali kurdu. O da tüm gece gökyüzüne bakıp köprüler kuruyordu uzaklarla. Bir anda iki çocukta kendilerini gökyüzündeki yıldızların altında buldular. Ayaklarının altında kalplerden oluşmuş bir köprü vardı. İki çocuk da sevgiden bir köprü örmüş ve buluşmuşlardı. Birlikte oyunlar oynadılar, ardından sevdikleri yerleri gezmeye çıktılar. Bugün sevgi köprüsüyle sevdikleri tüm yerleri gökyüzünden izlediler.

İki kafadar yeni bir buluşma için sözleşip ayrıldılar. Ertesi gece hayaller kurmaya başladılar. Bir anda ikiside kendilerini ayaklarının altında bulutlardan oluşmuş bir köprünün üzerinde buldular. Bugün hayallerden bir köprü örüp buluşmuşlardı. Birbirlerini hayaller gezintisine çıkardıktan sonra bulutlarının üzerinde kayarak tekrar evlerine döndüler. Bulutların üzerinde kaymak çok eğlenceli, tadına varmaya bakın, dedi bir ses. Eve döndüklerinde cama vuran yağmur tanelerinin kimin sesi olduğunu anlamışlardı.

İki kafadar her gün bir köprü kurup buluşmayı başarmışlar. Sevgiden, mutluluktan, üzüntülerden, hayallerden, oyunlardan, renklerden… Dünyanın bir ucundan diğer ucuna yüzlerce köprü kurulmuştu. Bi gün herkes o köprüleri keşfedecekti.

Sevgili Dinçel LAÇİN’e sevgilerimle…
Bir ÇOCUKLUK hayalinin öyküye dönüşümü.
Yüksel KILINÇ

Evet hikaye bu.

Yorumum ise şu; Erich Fromm ‘bir insanı hiçbir sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız, işte bu gerçek SEVGİ’dir’ der ve ‘bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek sevgisine inanmayız. SEVGİ, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken ilgidir’ diye ekler ve sonrasında da sorar; ‘bir insan başka birine ne verir? Kendisinden verir; sahip olduğu en değerli şeyden, yaşamından verir. Bu o kişinin yaşamını diğer insan için feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur. Sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden, içinde canlı olan her şeyden ve bazen bir şeyler vermek için bir bakış bile yetebilir.’

Biz de tüm bu enfes cümleler için bir film de SEVGİ NEYDİ diye sorardı selvi boylu al yazmalı bir kadın ve Fromm’dan daha düz bir şekilde SEVGİ emekti diye yanıtlardı.

Ve şu an DOĞA’nın içinden karelerle süslediğiniz hikayenizde Ajda PEKKAN’dan dinlediğiniz bir şarkı gibiydi tüm hissettirdikleriniz;

Haykıracak nefesim kalmasa bile
Ellerim uzanır olduğun yere
Gözlerim görmese ben bulurum yine,
Kalbim durmuşsa inan çarpar seninle.

Kalbiniz çarptı benimle, öyle bir hissettirdiniz ve yaşattınız ki bana bunu, o film de koşarak SEVGİyi arayan küçük Samet ben olsaydım eğer, gözlerim kapalı bile olsa bulurdum sizi.

İyi ki ama iyi ki bulduk birbirimizi hocam, tüm bu yaşanılanlar bizi birbirimize daha da çok bağladı o KÖPRÜ gibi.
Sizi seviyorum.

Dinçel LAÇİN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

5 yorum

  1. Ah çocuklukdaki düş dünyası…
    Ben ayaklarımızın altında bulutlardan oluşmuş o köprüde karşılaştığımıza eminim şimdi.
    Hikâyeyi yazan güzel ruha da teşekkür ediyorum buradan. Enfesti. İçimdeki çocuğa dokunup beni o güzel düşlerin dünyasına seyahate çıkardı.
    Hikâyeye ve yine ruha özel diktiğin kıyafete bayıldım canım Dinçel’im. Yine yaz, hep yaz🍀

    • Ben ayaklarımızın altında bulutlardan oluşmuş o köprüde karşılaştığımıza eminim şimdi.

      Böyle bir cümle nasıl kuruluyor ya.
      Nasıl derin ifadeler her defasında, hepimizin arasında ki o görünmez köprülere bin Minnet.
      Çok teşekkür ederim her zaman ki gibi kıymetli yorumun için Can Fatoş’um.
      ♥️♥️♥️♥️

  2. Canım Dinçel’im. Yine çok güzel bir yazı ve iyi bir terzilik sonucu muhteşem dikilmiş bir elbise ile bize defile yaşattın.
    Erich Fromm ‘bir insanı hiçbir sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız, işte bu gerçek SEVGİ’dir’ der. Sebep yokken değil aslında, öyle bir ilahi sebebi var ki biz bunu film bitince anlayacağız.

    • Hakikaten çok şanslıyım ben, yorumlarınız ne kıymetli, varlığınız ne büyük Şükür Canım Neşe’m benim.
      “Defile” betimlemene de ayrı bayıldım yahu.
      Çok teşekkür ederim bu değerli yorumun için

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM