Nur Üstüne Nur! Hatırladın Mı?
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • 3 Haziran 2020
  • 5
  • 545
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    6 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,83.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Nur Üstüne Nur! Hatırladın Mı?

Ey benim, baktığını görmez gözüm,

Ey benim, okuduğunu anlamaz aklım,

Ey benim, işittiğini duymaz kulağım,

Ey benim, söylediğini bilmez ağzım,

Ey benim, kaybolduğunu sandığım kelimelerim,

Ey benim, yaptığının farkında olmayan bedenim,

Ey benim, varlığının anlamını arayan ruhum,

Dur bir an, dur bir saniye, anda kal,

Eline kalbine koy, gözünü, kulağını, sözünü kapat,

Kalbindeki ışığı hisset ve hatırla, ışığın nereden geldiğini ve oraya nasıl konduğunu,

Nurun ala Nur’da kal, Nur üstüne Nur ol,

Ağladıysan eğer, kalbinden gelen gözyaşının, gözünden nasıl çıkıverdiğine hayret et,

Harla ışığının ateşini, anda dur, anda kal, anın kendisi ol,

Tamamen anda kaldığın zaman, elbet gelecek,

Her sahip olduğun, her yaptığın susacak,

Derin bir sessizlik olacak, derin bir karanlık,

O zaman, sadece Işığın konuşacak, sadece ışığın aydınlatacak, Nur üstüne Nur ne demek, anlayacaksın,

Ey benim, Işığının farkında olmayan kararmış kalbim, geç olmadan aydınlan,

Ve sadece hatırla,

Verdiğin sözü hatırla, konuşanı hatırla, cevabını hatırla,

Neden hep güzeli aradığını, neden hiç yetmediğini,

Her şeyin ışıktan ibaret olduğunu,  

Nurun ala Nur’da kal!

Toprak yol, susuzluktan kurumuş, parça parça ayrılmıştı. Güneşin ışıkları, en tepeden toprağa, tam isabet vuruyor, kavuruyordu. Tepenin ardından, ilk önce tekerlek sesleri duyuldu. Takırtı tonunun yükselmesi, tahtadan at arabasının yaklaştığının haberini verdi. Atın yularına asılan arabacı, atın ön ayaklarının aniden durmasına neden olduğu için, hayvanın şahlanmasına ve acı ile bağırmasına sebep oldu. Buğday kokusu, sıcağın kavuruculuğu ile birleşti, rahiyası buram buram yayıldı. Tahta arabanın içinde, buğday başaklarına gömülmüş bir kadın, arabadan atladı.

Seni ancak buraya kadar getirebilirim, dedi arabacı. Buradan sonra yol, evime doğru ayrılıyor.

Bu devirde, tahtadan atlı araba kalmış demek ki,  keşke fotoğrafını çekseydim dedim. Yüzünde, derin çizgiler bulunan kadının üzerindeki elbise, epey yıpranmıştı, ayağındaki ayakkabılar birkaç numara büyük ve sanki yıllardır giyilmiş gibiydi. Okuma yazmayı bile belki bilmiyordur dedim. İçimde buruk bir acıma hissi belirdi.  Of ki ne of! Nasılda aldanışta olan bir ön yargıydı, anlayacaktım.

Doğa fotoğrafları çeken, bir gezgindim. Aldığım eğitimleri ise saymakla bitiremezdim. Refah içinde yaşadım hep. Nasıl kendimi yetiştirdim, çabaladım, yıllarımı verdim, ben bilirim. Kendimi inşa etmek için çok uğraştım, donanım sahibi oldum, görmediğim ülke kalmadı. Çeşitli milletler, farklı ırklar, ilkel kabileler, binlerce çeşitlilikte hayvanlar, bitkiler, doğa örtüsü. Hep daha iyisini, hep en güzelini, daha da güzelini aradım durdum. Hala da arıyorum.

Kadın, elleriyle üstünün tozunu silkeledi, üzerinde kalan buğday başaklarını, tek tek temizledi. Bezden çantasını, çapraz boynuna asmıştı. İçinden bir parça ekmeğini ve suyunu çıkardı, ağacın altına oturdu ve tam yemek üzereyken, ister misin kardeşim? Dedi ve bir parça kopararak bana uzattı. Nazikçe teşekkür ettim, istersen yeme onları, yanıma kumanya almıştım, onu vereyim dedim. Sözümü, ona yardım etmek isteyen bir hissiyatla söylemiştim.

Karın doyurmak değil mi? Dedi ve bir yudum aldı ekmeğinden. Bilmez ki insan, kuru ekmek ve su ile de doyar, ziyafet sofrasıyla da. Hissettiği açlıkta aynıdır, yedikten sonra ki toklukta. Onu nasıl giderdiği ise, yaşam gayesi gibidir. Yaşadığını sandığı, yaşam gayesi. En fazla üç yudum yedi ve mendilini önüne yaydı. Ekmeğini, küçük küçük parçalara ayırdı, bir kısmını da ufaladı ufaladı un haline getirdi. Küçük parçalara ayırdığını bir kenara, ufaladığını ağacın yanındaki karınca yuvasının kenarına yaydı. Nasibi olan buyursun, gelsin yesin dedi. Tekrar ağacın altına oturdu, biraz soluklanayım buracıkta dedi.

İzledim, bir süre öylece baktım ve sadece izledim. Fotoğrafınızı çekebilir miyim, sergime dahil etmek isterim, tabi izin verirseniz, dedim.

Gülümsedi, hangi konuya dahil edeceksin beni? Yoksulluğun dramı, cahilliğin sonu, hayat şartlarının ıstırabı, yokluk ve varlık arasında ki fark? Sana göre hangisine daha uyuyorum?

Kaldım öylece, ne diyeceğimi bilemedim. Gerçekten de böyle düşünmüştüm. Ah! benim düşündüğünü sanan aklım. Ah! Benim bildiğini sanan, düşüncelerim.

Devam etti. Yoksulluğum da, yokluğum da övüncüm, keşke daha yoksul ve yok hissedebilmeyi başarabilseydim. Sahi, sen varlıklı mısın? Ya da var mısın? Varlığının, seninle bağı veya menfaati olmayanlar için de bir anlamı var mı?

Konu ve konuşma, oldukça derinden vurmaya başlamıştı. Başlamıştı ama öyle bir şey söylemeliyim ki, şaşırıp kalsın istedim. Fiziksel olarak tabi ki varım, felsefi açıdan bakarsak da varlığım, ürettiğim şeylerle değer kazanır ve varlığını ispatlar, dedim.  

Kime ispatlar? Dedi.

Diğer insanlara ve tabi ki kendime de, dedim.

Bu dünyada ki amacın, ispatlamak mı? İspatlarsan, ispatladığına bir faydası olur mu, yoksa kendi benliğini mi doyurur ve tatmin edersin?

Bu bir meydan okuma mıydı? Kendimi, küçümsenmiş hissettim.

Neden böyle hissettin, bir düşün dedi, duygumu anlamıştı. Kalbinin ışığını yak, yak da bak.

Bir ateş böceği, önümüzde dans ederek geçti, gitti. Bir müddet sustuk.

Hava iyice kararmak üzeriydi. Ay’da çıkmamıştı bu akşam, iyice karanlık basmaya yüz tutmuştu. Yoluma devam etmek üzere, ayağa kalktım. Fenerimi çıkarttım, yanmadı. Yedek pil de almayı unutmuşum diye söylendim kendi kendime. Kalmaya korkuyordum, çünkü beynimin çalışmayan kısmı, sanki devreye girmiş, zorlanıyordu.

Karanlıkta devam edemezsin dedi, gülümseyerek. Yolunu kaybedersin, ışığın olmaz ise ayağın tökezler, neye takıldığını, neden takıldığını bile bilmezsin. Ayağa kalksan, bir daha takılmamak için ne yapacağını da bilemezsin. Sen en iyisi, ışığı bekle, güneş doğsun.

Ayağa kalktı, kurumuş birkaç parça çalı çırpı topladı, küçük bir ateş yaktı. İstersen yoldaşlık yapalım bu gece muhabbet mayası atalım belki tutar, sütüne çok su karıştırmadıysan dedi, binbir mana içeren gülümsemeyle.

Bir müddet sustuk. Sonra biraz daha sustuk. Sohbete devam etsin istiyordum. Kalktım, fotoğraf makinemi ayarladım. Karanlığın içindeki ateşten yayılan ışık hareleriyle, yüzünün çizgileri aydınlanan kadının bir pozunu, çekiverdim. Karanlığın içinde, aynı bir mum gibiydi.

Işık her şeydir dedi. Her şey ışıktandır.

Evet dedim, enerjisel boyuttan girip, frekanstan çıkmak istedim. Yani aslında, bende bir şeyler anlatmak istedim.

Ah! Dedi Ah! Kaynağı idrak etmeden, niçin var diye sormadan nasıl var diye sormak,  hep yanılgı.

Yine olmamıştı, devamı için şahane süslü bilimsel kelimelerim, cümlelerim hazırdı oysa ki. Ve karar verdim, bölmeden onu dinlemeye. Niçin var? dedim, senin bakış açınla, dinlemek isterim.

Işık dedi, elini kalbine koydu, sustu. Sanki her yer aydınlandı ya da bana öyle geldi. Onun Nur’undan başka bir şey yok. Hepimiz, ilk onu gördük, gözümüzün ilk gördüğü, Yüce Yaradan’ın Nur’ uydu. İlk işittiğimiz onun sesiydi, ilk koku onun kokusuydu.  Bezm-i elest makamında, hepimiz aynı yerdeydik. Bize, tenezzül etti. Ben, sizin Rabbiniz değil miyim? Dedi. Bela yani evet dedik. O Nur’u gördük, kalbimize nakş oldu. O sesi duyduk kulağımıza nakş oldu, o kokuyu duyduk, burnumuza nakş oldu. Doğrudan, aracısız, Yaradan’ ın Nur’una muhatap kaldık. Güzelliğine, mükemmelliğine muhatap kaldık. Ve üzerinde çok çok zaman geçti. Gayb aleminden, zamanı geldiğinde buraya geldik. Son görüşme, o yüce Nur ile idi. Unuttun. Ama o Nur hep seninleydi.

Kalbindeki bu Nur, nereden geldi?

Bu Nurun gelişi, kimin huzurunda oluşundan dolayı? Unuttun. O ışığı, o nakşedilen Nuru hatırlaman için yaradan sana başka, bir Nur gönderdi. Yüce kitabın. Kararmışken, karanlığı ışık ile aydınlat ve yine bul diye. Her duyduğunda, sana anlamını bile bilmesen, çok tanıdık gelir. İçindeki bir şey, bunu tasdik eder. Hatta bazen, ağlarsın. Çünkü daha önce, birebir konuştun, bilinçaltın biliyor ve arıyor. Uzun zaman geçmiş, o sesi duyuyorsun, daha önce bir yerde duymuştum, evet evet bunu biliyorum diyorsun. Bizim ezelde, evet değimiz rabbimiz, bizimle konuşuyor ve bu konuşmayla kendini hatırlatıyor ve tekrar Nurlanıyorsun. Kuran, Allah’ın varlığını ispatlamak için gelmemiştir. Sana hatırlatmak için gelmiştir. 

Tekvir 27.’de “ İn hüve illa zıkrun” “ O sadece bir hatırlatıcıdır” der. Peki biz, neden neyi hatırlatacak demeyiz? O yeni bir bilgi değildir. Allah güzeldir, güzeli yani güzel işi sever. O neden ile sürekli daha güzeli olsun, daha güzel olalım, daha güzel ev, daha güzel manzara, arayıp dururuz. Doğanın kanunu diye içinden geçirdin ama sadece insanda bu fıtrat vardır. Hayvana bak, yuva yaptı mı yeterlidir, bitkiye bak, güneşi suyu aldı mı açması gereken kadar açar, yeterlidir. Ama insan hep güzeli daha güzeli arar. Güzeller güzelini aradığını bilmeden. İşte bu istek, ilk anımızda, sonsuz Nur’un ve güzelliğin huzurunda, bulunmuş olmamızdan dolayı.

O nedenle arayışımız, beklentimiz bu, hiçbir güzellik yetmiyor ve yetmeyecek. Ta ki onun ile buluşana kadar. Kalbinin gölgelerini temizleyip, ışığını açığa çıkarttığında ise Nur, tekrar kalbine inecek. Kalbindeki var olan Nur ile buluşacak. Nurun ala Nur yani Nur üstüne Nur olacak. Yani tüm yolculuğumuz, kalbimizde var olan Nur ile  Allah’ın Nuruna ulaşma ve buluşma yolculuğu. Ona bağlamadığımız her güzellik hep eksik kalacak. Onun yolunda olmak, yap dediğini yapmak, her iyilik, her hayır,  Nur’a seni yaklaştıracak ve karanlıkların aydınlanacak. Işıl ışıl olacak kalbin. Huzura erecek.

Hatırlamak ister misin şimdi, gözlerini kapat ve hatırla! Duydun sen bu hitabı, dedi. Tüm karanlığı aydınlatacak ve içimi titretecek bir tilavet ile Nur suresi 35. Ayeti okudu.

Allah, göklerin ve yerin nurudur. Onun nurunun temsili şudur: Duvarda bir hücre; içinde bir kandil, kandil de bir cam fânûs için de. Fânûs, sanki inci gibi parlayan bir yıldız. Mübarek bir ağaçtan, ne doğuya, ne de batıya ait olan zeytin ağacından tutuşturulur. Bu ağacın yağı, ateş dokunmasa bile, neredeyse aydınlatacak (kadar berrak) tır. Nur üstüne nur. Allah dilediği kimseyi nuruna iletir. Allah insanlar için misaller verir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

Kalbim kıpır kıpır oldu, öyle büyüdü öyle büyüdü ki, fanusunun içinde ki yıldızım, güneş oldu. Kalbim dayanamadı, eridi, gözlerimden gözyaşı ile aktı. “Nurun ala Nur”, “Nur üstüne Nur” ne demek anlamıştım. Kalbimin içindeki aslında hep benim ile olan kararttığım Nur, ana Nur ile birleşmişti. Hep o anda kalmak istedim. Hep o anda. Ama o anı, bir daha yakalamak için, onun yolunda olmak, onun iyi dediği şeyleri yapmak, onun hizmetinde ve onun yarattıkları için çalışmam gerektiğini ise, nihayet anlamıştım.

Sabah olmuştu, sabahım olmuştu. Sessizce ayrıldık.

Büyük galeride ki sergimin, açılış günü gelip çatmıştı. Tüm duvarların, yerin ve tavanın simsiyah düzenlendiği bir mekan da, bir ateşin arkasından aydınlanan kadının ışığı, salona dalga dalga yayılıyordu. Hayatımda çektiğim, en mükemmel fotoğraftı. Aslında o, benim fotoğrafımı çekmiş ve anda kalmamı sağlamıştı. Sohbeti ile mayalanmıştım, yaktığı mum ile kalbim harlanmıştı. Kalbimin ışığı, Nurun ala Nur yani Nur üstüne Nur olmayı idrak etmişti.

O’ nu seversen, O’ da seni sever. (Al-i İmran-31)

O’nu anarsan, O’ da seni anar. (Bakara-152)

O’ nu dilersen, O’ da seni diler. (R’ad-22)

O’ ndan razı olursan, O’ da senden razı olur. (Tevbe-100)

O’ na kavuşmak istersen, O’ da sana kavuşmak ister. (Kehf-110)

Aşk ile Hu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

5 yorum

  1. Yani tüm yolculuğumuz, kalbimizde var olan Nur ile Allah’ın Nuruna ulaşma ve buluşma yolculuğu…

    Yolumuzu aydınlattınız yine Neşe hanımcığım.
    Okumalara hislenmelere doyamıyorum sizi ve her defasında duvarlara çarpıyorum, bilin ki güzel bir çarpmak hali bu, çarptıkça uyanıyorum.
    Varolun.
    ♥️♥️♥️

    • Ah Dinçel Hanımcığım, kendime yazıyorum, kendime öğretiyorum, yolumuz çok var.Ama diyorum ki belki benim gibi yolculukta olan dostlarım da belki kendinden bir şey bulur, ışığımız artar kocaman bir Nur bulutu oluruz. Duygulandım, yorumunuza💚

      • Allah’ım bin kere razı olsun, kendi adıma müteşekkirim her yazdığınız yazıya.
        İyi ki varsınız.
        ♥️🙏

  2. Kimi Aşık görürsen
    Bil ki maşuktur
    Der Hz.Pir
    Susuzun suyu aradığı gibi
    Hic şüphesiz
    Su da susuzu arar.
    Aşık ve Maşuk olabilmek duasıyla

    • Zaten biz nasıl aşık olabiliriz, ancak maşuk olabiliriz. Uysakta uymasakta rızkımızı veriyor, nefesimizi veriyor, Rahman sıfatı ile. Ayşe hanımcığım, yorumunuz için teşekkür ederim.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM