Medya Değişmez… Biz Değişeceğiz…
  • Facebook
  • Twitter
  • 21 Haziran 2020
  • 2
  • 250
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Medya Değişmez… Biz Değişeceğiz…

İlk gençlik yıllarımda sinema sektörünün en gözde konularından biri “karate filmleri “ydi.

Karate Filmleri

Bruce lee, Wang Yu gibi uzak doğu karakterleri, 1980’lerin başında çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yaşayan neredeyse herkesin idolüydü. Bu filmler bizi öyle çok etkilerdi ki; her filmden çıktığımızda kendimizi, çöp varillerine uçan tekme atarken bulurduk.

Yine o dönemlerde Yeşilçam filmlerinin etkisiyle ‘artist olmak için evden kaçan kızlar’ yaygın bir fenomendi.

Çoğunuz bir şekilde duymuşsunuzdur. Bütün terör örgütleri yandaş toplamak için medyayı kullanıyorlar. Hatta geçtiğimiz yıllarda Washington Post gazetesinin konuştuğu eski IŞİD’çilerden birinin propaganda amacıyla hazırlanan videolar hakkında; “Van Damme filmleri gibiydi. O kahramanlardan biri olmak istedim” dediğini okumuştum.

Medya’nın insanları nasıl etkilediği yılardır konuşulur.

10 yıl öncesine kadar televizyon ve sinema üzerine yoğunlaşan eleştirilere, yaklaşık 10 yıldan bu yana internet ve sosyal medya da eklendi.

Milyonlarca kişinin doğrudan içinde yer aldığı medya, gerçekten de çok ciddi bir etki gücüne sahiptir.

Hollywood filmlerini Amerika’nın nasıl kamuoyu oluşturmak için kullandığı, çizgi filmlerin çocukları nasıl etkilediği, dizilerin aile hayatı ve ilişki biçimlerini nasıl değiştirdiği ve medyada yayınlanan reklamların tüketim alışkanlıklarını nasıl biçimlendirdiği herkes tarafından söylenir durur.

Tüm bu söylenenlerin büyük oranda gerçek olması ise medyayı kocaman bir sorun haline getirmektedir.

Sokaklar, dizilerden etkilenen binlerce çakma kabadayıdan, dizi karakteri kadın özentisinden, Kahraman olma meraklısından geçilmez durumda…

Her gün gazetelerde, sosyal medyada başlayan laf kavgasını gerçek hayata taşıyan ortaokul ya da lise öğrencilerinin haberlerini okuyoruz.

Küçücük bebeğini ağlatıp bunu kameraya çekerek paylaşan ve kendi çocuğunun acısıyla beğenilme arzusunu tatmin eden ebeveynleri ya da ‘aman sussun da ben de rahat rahat dizi izleyeyim’ diyerek üç yaşındaki çocuğun eline telefon ya da tablet veren ebeveynleri de maalesef kanıksadık.

Bir de tabii bütün hayat felsefesini, siyasi görüşünü ve yaşam tarzını medyada gördüğü ve çok büyük bölümü bilimsellikten uzak paylaşımlarla oluşturan insanlar var…

Kısacası artık, Latincede ‘ortam’ anlamına gelen ‘medium’ kelimesinin çoğulu olan medya, toplumsal hayatın en önemli aktörlerinden biri ve belki de birincisi konumundadır.

Bu özelliklerinden dolayı oldukça da kârlı bir sektör olan medya, bütün dünyada çok güçlü sermaye sahiplerinin elindedir. Dolayısıyla medyayı düzeltmek, değiştirmek ve kontrol altına almak neredeyse imkânsızdır. İnternet ise bu imkânsızlığın doruk noktasıdır.

İşte kontrolsüz bir güç olan medyanın olumsuz etkilerinden kurtulmak için modern dünyanın bulduğu çözüm; ‘medya okuryazarlığı’ adı verilen eğitimdir.

Yani insanoğlu; “madem medyayı değiştiremiyoruz, medyayı izleyenleri eğitelim” demiştir.

İngilizce “media literacy” sözcüğünden dilimize geçmiş olan medya okuryazarlığı kavramı, yazılı ve yazılı olmayan, büyük çeşitlilik gösteren formatlardaki medya mesajlarına ulaşma, bunları çözümleme, değerlendirme ve iletme yeteneği olarak tanımlanmaktadır.

Medya okuryazarlığının iki temel amacı vardır. Birincisi medyadaki içeriğe erişebilmek için teknolojiyi kullanabilme becerisi; ikincisi ise sunulan içeriği sadece anlamak değil aynı zamanda bu içeriği değerlendirebilme yeteneği…

Ülkemizde 2006 yılından bu yana ilköğretim 7. Sınıflarda medya okuryazarlığı dersi seçmeli ders olarak okutulmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığına göre bu dersin amacı; medya mesajlarının doğru algılanması, eleştirel bir bakış açısıyla alınabilmesi, gerçeklik-kurgusallık ayrımının yapılabilmesi, medyanın sunduğu dünyanın gerçeğin kendisi olmayabileceğinin anlaşılması, medyanın yönlendirme ve yönetme fonksiyonlarının olduğunun farkına varılabilmesi, mesajı gönderenlerin kendi düşüncelerini empoze etme gayreti içinde olabileceklerinin değerlendirilmesi gibi hedefleri içermektedir. Yani medya okuryazarlığı, kaynağı her ne olursa olsun, bilgiyi değerlendirip onu yerinde kullanabilen bireyler olmayı, böyle bireyler yetiştirmek” olarak açıklanıyor.

Ne güzel…

Ama 7. Sınıf öğrencilerinin Lise Giriş Sınavlarına hazırlanmaktan başka herhangi bir dersle ilgilenecek durumda olmadığını ve seçmeli derslerin bizim ülkemizde hiç umursanmadığını hepimiz biliyoruz değil mi?

Ayrıca özellikle ergenlik çağındaki öğrencilerin okula ve okulda verilen eğitime bakış açısını da düşünmeliyiz. 6. Sınıftan itibaren öğrencilere okulda hele ki seçmeli bir şekilde ‘medya okuryazarlığı’ eğitimi verebilmek neredeyse imkânsızdır. Medya okuryazarlığı derslerine biraz daha erken başlamak daha faydalı olacaktır ama sanırım yapılacak olan en doğru iş, eğitimin her konusunda olduğu gibi başta ebeveynler olmak üzere önce yetişkinlikleri eğitmek olmalı…

Ahmet KESKİN / Karate Filmleri

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

2 yorum

  1. Ne kadar doğru söylediniz, medya okuryazarlığının içeriğini, neye yaradığını önce yetişkinlerin idrak etmesi, okuyabilmesi en önemlisi sanırım.

    • Okulların öğretimde etkisi hala devam etse de eğitimde etkisi giderek yok oluyor malesef… Bu nedenle bu tür konuların önce ailede başlaması gerektiğine inanıyorum. Bunun için de doğal olarak önce yetişkinler ve veliler medya okurayazarlığının önemini kavramalı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM