Bu İşte, Güzel Bir İş Var!
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • 17 Haziran 2020
  • 6
  • 361
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    6 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,83.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Bu İşte, Güzel Bir İş Var!

Ah! Bitmez, tükenmez istekler, sınırsız beklentiler! Uzun zamandır işsizdim ve beklentilerimi tam karşılayacak bir iş arıyordum. Hangi kapıya çalsam, kendime uygun bir iş bulamıyordum. Artık tüm umudum bitmişti. Son yaptığım iş başvurularımı, bilgisayarımdan kontrol edip, yatmaya niyetlendim.

Baktım, tek tek inceledim ama yine bir cevap yoktu işte

Bilgisayarımı tam kapatmak üzereyken, mail kutumun gelen klasörü, yanıp söndü. Saçma sapan, bilgilendirme mesajlarındandır diye düşündüm. Ama merakıma, yenik düştüm. Mesajı açar açmaz, gözlerim parladı. Bir iş görüşmesi davetiydi. Evet, aylar sonra, bir umut ışığı nihayet içime doğmuştu.  Verilen adresi, hemen telefonuma kaydettim. O gece sabah olmadı bir türlü. Uyur uyanık geçirdim geceyi. Sabah erkenden, en güzel kıyafetimi giydim, mülakata uygun hazırlandım ve yola çıktım. Verilen adrese göre, binanın kapısındaydım. O nasıl büyük bir binaydı, gökdelen desek daha doğru olur. Aynalı cam ile tüm katlar kaplanmış devasa bir gökdelen. Kafamı kaldırdığımda ise son katı göremeyecek kadar yüksek bir bina oluşuna hayret ettim. Girişte, güzel bir karşılama ile asansöre yönlendirildim.

Asansöre bindim ve en üst katın düğmesine bastım. Son kata çıkmak bana hayli uzun geldi, bulutlara değecek yüksekliğe çıktım sanki. Asansörün kapısı açıldı, dışarı çıktım. Büyüleyici, tertemiz, beyaz, ışıl ışıl bir koridorda yürümeye başladım. Koridorun sonundaki dev aynalı kapı, ben yaklaştığımda sessizce açıldı. Yuvarlak, büyük, beyaz bir masanın etrafında ki bir koltuğa oturdum ve beklemeye başladım. Bir süre bekledim, gelen giden olmadı. Saatime baktım, tam mülakat zamanında gelmiştim oysaki. Koltuktan kalktım, camın önüne doğru yürüdüm. Odayı kaplayan tüm duvarlar, yerden tavana kadar camdı ve sanki tüm şehir gözümün alabildiğince, seyrime dahil oluyordu.  Böyle yukarıdan bakınca, her şey gerçek dışı geliyor insana, evler küçücük, arabalar nokta gibi, insanlar ise sanki hiç yok. Sadece sürüp giden bir hareketlilik var. Bu nasıl bir görkemli bir mimari diye hayran hayran bakarken, arkamdan ayak sesleri işittim. Döndüğümde, jilet gibi takım elbisesi içinde düzgün bir adam ile çok şık giyimli bir kadın geldi, beni gülümseyerek selamladı ve koltuğu işaret ederek, oturmamı beklediler. Koltuğuma oturdum.

Sağ ve sol tarafımda ki koltuğa da kendileri geçip oturdu.

Sabırsızlıkla, elimde ki özgeçmişimi uzattım. Adam aldı ve ikiye katladı, masanın üzerine bıraktı, ilgilenmemişti. Sorulara bir türlü geçmiyorlardı. Sadece bana çok dikkatli bakıyorlardı. Bir süre bekledim. Beklerken ellerime bakıyor, heyecandan titremesini görmemeleri için parmaklarımı sıkıyordum.

Adam; heyecanlısın galiba, rahat ol dedi. Sessizlik bozulmuştu. Uzun süredir, kendime uygun, beklentilerimi karşılayacak bir iş bulamadım, dedim. Galiba sesim titremişti. İşsizliğin dibinde olduğumu belli etmeye ne gerek vardı ki?

Dinleyelim o zaman seni, nasıl bir iş beklentin var?  Konuşan bu sefer kadındı.

Ben iki üniversite bitirdim, yurt dışında birçok eğitim aldım. Hobilerim arasında kitap okumak vardır, bir çok bilimsel makalelerde dahildir buna. Donanımlıyımdır, tecrübeliyimdir, benden bekleneni fazlası ile karşılayacağıma emin olabilirsiniz. Gecemi gündüzüme katıp çalışırım dedim, büyük bir özgüvenle, koltuğumda sırtımı daha da dik konuma getirecek şekilde doğruldum.

Kendine güveniyorsan, bizim için problem yok, seni denemeden tecrübelerinin bize faydası olup olmayacağını da bilemeyiz. Hizmetinin karşılığında bizden beklentin nedir diye, sordu adam.

Böyle büyük binada verilecek görevin karşılığı da epey yüklü olmalı diye düşünerek, belirlediğim ücretin üç katını söyleyiverdim.

Birbirlerine bakarak gülümsediler. Fazla gelmişti işte, neden hemen bu kadar yüksekten uçtum ki diye düşündüm. Yine hüsranla sonuçlanacak bir iş görüşmesi daha.

Adam elindeki kumandaya bastı, devasa cam pencerenin önüne, tavandan dev bir perde usulca indi. O zaman, biz şartlarımızdan bahsedelim dedi.  Galiba ücret fazla gelmemişti, sevindim. Tabi ya bu kadar donanıma az mı söyledim acaba diye içimden arsız arsız bir düşünce daha geçiverdi.

Beyaz perdede, şahane bir ev belirdi. Ama bu bir ev değil, bir saraydı. Saray tanımı da az gelir sanırım. Şahane deniz manzarasına bakan, yemyeşil doğanın içinde akılların almayacağı güzellikte ve büyüklükteydi. Bahçesinin büyüklüğünü, peyzajını ve muhteşemliğini tarif edemem

Sana tahsis edilecek olan konut burası. Ama sen istediğin gibi tasarlayıp, hayallerindeki gibi değişiklikler yapabilirsin dedi, kadın ve gayet ciddiydi.

Kamera nerede? Sanırım şakaydı bu, oysa ciddi ciddi mülakata geldiğimi sanmıştım. Umarım gerçektir. Bunu hak etmek için nasıl bir vazife verebilirlerdi ki bana, modum umutsuzlukla düşmeye başlamıştı.  

Ekranda görüntü değişti. Pırıl pırıl parlayan, son model bir araba. Araba demek, haksızlık olur gördüğüm araca. Böyle bir tasarım, piyasa ne zaman çıkmış olabilir veya ben bu tanıtımı nasıl kaçırmış olabilirim diye düşündüm. Düşünürken ekranda görüntü bir anda değişti. Sağlık poliçesi tanıtımı gibi bir reklam döndü. Hastalıklara, son diyordu. Anlayabildiğim son cümle bu oldu.

Ekranda yeni bir görüntü daha belirdi.

İçeriye dolan müziğin tınısı, büyülenmeme sebep oldu. Ne zaman istersen dinleyebilirsin, konserler sana özel dendi. Müzik kesildi ama sadece bu tınıyı dinleyebilmek için bile, her şeyini verir insan dedim, içimden. Ben bir müzik aşığıydım.

Perdede yansıyan, sınırsız seyahat tanıtımıydı. Daha önce varlığına inanamayacağım manzaralar, doğa harikası yerler, anlık kareler ekranda, döndü, döndü, döndü. Gözlerim kamaştı, benimde başım dönmüştü.

Gezegenler, uzay, yıldızlar, tanımlayamayacağım renkler, mekanlar o kadar hızla,yanıp söner gibi geçti ki ne olduğunu anlayamadan, ekran karardı. Karartının içinde sadece, daha da fazlası olacak yazdı, ve ekran kapandı.

İşte yine, görüşmenin finaline gelmiştik. Diğer görüşmelerde, verilenler beklentimi karşılamıyordu. Bu sefer verilenler için, beklentiyi ben karşılamıyordum. Gördüklerimi hak edecek bir iş yapabileceğimi düşünemedim. Koltuğumdan kalktım, sanırım bu vaadlerinize uygun donanımda değilim. Benim yapabileceğim işlerin karşılığı, gördüklerim olamaz, bu konuda yeterli olduğumu düşünmüyorum, üzgünüm dedim.  Gerçekten o nitelikte olmadığımı düşündüm ve özgüvenim yerle bir oldu ve ezildiğimi hissettim.  Oysa ki iş hayatında, hep en iyisini hak ettiğimi düşünmüştüm. Gördüklerim ve hissettiğim duygular bana yetmiş, farklı bir deneyim yaşamıştım.

Kadın eli ile, tekrar oturmamı işaret etti. Birbirlerine baktılar, biraz acıyarak ama umut vadedecek tatda gülümsediler.

Patron böyle düşünmüyor, o sana güveniyor. Öyle olmasaydı seni seçmezdi dedi, adam.

Tamam işte, esas meseleye gelelim. Patron kim ve doğduğum an itibariyle çalışsam, sadece gördüğüm arabanın farını bile alamayacak birinden, beklentisi ne olabilir? Ve neden ben, ve nasıl bu kadar güveniyor? Bunları tam içimden geçirirken, yapman gerekenlerden biraz bahsedeyim dedi, adam. Patron adına iş görecek, onun adına çalışacaksın. Onun, vekili, halefi olacaksın. Bunu hakkıyla yaparsan eğer, kazancın olarak gösterdiklerimiz, okyanusta damla dahi değil. Şaşkınlıktan konuşamadım. Dinle o zaman diye devam etti.

Senden daha güçsüz insanlara, onun sana ödeyeceği maaş ile hizmet götüreceksin. Yemek, yiyecek, hastane masrafı, bunun gibi bir çok şey, detaylandıracağız daha sonra.  Sadece insana değil, hayvana, bitkiye, canlıya, cansıza. Şimdilik kafan karışabilir. Karışmadan, düzelmez zaten merak etme.

Ama bunları, maaşından yapacaksın. İşte bu biraz tatsız oldu dedim, içinden. Maaşımdan niye vereyim ki? Anladı adam, içimden geçeni. Merak etme, sana birkaç katı ile geri verilecek ama hangi ay belli olmaz, yani ödeme nasıl ve zamanı belli değil. Belki gördüğün ve alamam dediğin, arabanın farlarına dahil edilecek dedi ve biraz seslice güldü.

Nasıl bir oyunun içindeydim ama devam etmek keyif vermişti.

Senin iki omzuna birer çip takılacak. Yaptığın ve düşündüğün her şey, kayıt edilecek. Korkma, iyi düşünceler, belki arabanın tekerleklerini almana yardımcı olacak. Kötü düşünceler ise sana bir kayıp getirmeyecek. İyi düşünceleri uygulamaya geçersen, arabanın donanımı daha da özellikli yapabilirsin. Belki de uçabilecek özellikte olur, ne dersin?

Cebinden cep telefonuna benzeyen bir alet çıkardı. Patronla iletişim kurman için lazım olacak dedi, bu sefer konuşan kadındı. Tam kalbinin üzerine yerleştir. Günün belli saatlerinde mesaj atman, mesajına cevap vermen gerekecek.

Sevdim ben bu patronu, dedim içimden, kolaymış. Kadın sevecen bir gülümseme ile baktı. Her görüşmen de, sarayının ince detaylarını inşa etmiş olacaksın.

Bir başka görevin, patronu ziyaret ve bire bir konuşma. Her gün belli zamanlarda, patronla buluşman gerekecek, kısa ziyaretler bunlar, beşer en fazla onar dakikalık. Senin iyi çalışan olup olmayacağın, sadakatinin samimiyeti buna bağlı, senden emin olmak istiyor. Bir ekran vasıtası ile görüşeceksin, o seni görecek ama sen göremeyeceksin. Ama seni gördüğüne, emin olabilirsin.

Gerçekten bana böyle bir ödeme yapacak kişi ile çok tanışmak isterim, dedim. Şimdiden büyük bir saygı ve sadakat uyanmıştı içimde. Hem zor da değildi. Sana ait ama geri ödemesi garanti olan parayı dağıt. İyi ve güzel düşün, düşündüklerini hayata geçirmeye çalış. İletişimde ol. Ziyaretlerini yap. Görevleri tamamla. Kolay gözüküyor. Ama gösterilen ödemeler gerçek miydi, şüphe ile aklımdan geçirdim.

Gösterdiğimiz görseller, sadece bir mizansendi dedi adam. İsteklerin doğrultusunda ve bilincinin kabı boyutunda. Hayalinde canlandırabilmen için sadece. Ücretin bundan çok daha fazlası olacak. İşte bunu, hayal bile edemezsin.

Hazırım, hazırım, hem de çok hazırım, ömrümün geri kalanını eksiksiz bu görevler içinde geçirmeye hazırım! Sanırım sesim biraz fazla çıkmıştı.

Tam o anda, büyük bir gürültü ile kapı açıldı. Bir adam, süratle içeri girdi.  Heyecanla ve ağlayarak, verdiğiniz tüm ücretleri, sarayı, araçları ve daha fazlasını da istemiyorum diye, haykırdı. Şaşkınlıktan ağzım açıkta kalmıştı. Herhalde, delirmiş diye düşündüm. Kadın ve adama baktım. Hiç kızgın değildiler tam tersine, oldukça memnun gözüküyorlardı.

Adam, hiç birini istemiyorum dedi. Ben sadece patronu görmek ve onun sesinden, benden memnun olduğunu duymak istiyorum diye hıçkırarak ağlamaya başladı.  

Verdiğimiz kutudaki talimatları, aklınla okudun, şimdi kalbin ile okuma zamanı gelmiş dediler, mutlulukla. Adam söyleneni anlamıştı, sevinçle odadan çıktı. Bunun nedenini ve ne olduğunu sonradan çok net anlayacaktım. Nefsaniyetten arınan adam, hakkaniyet boyutuna ulaşmıştı.

Kabul ediyor musun dediler aynı anda, bana bakarak. Başlamaya hazır mısın? Büyük patronun anlaşmasını, kabul ediyor musun?

Tabi ki evet dedim, kim hayır der ki? Hayır demek için akılsız olmak lazım. Biraz akleden, nasıl ret eder? Ben söylemedim ama düşüncem sese dönüştü ve oda da yankılandı.

Şimdi, bizim basitçe anlattığımız görevleri, sana detaylı olarak vereceğimiz bu talimatlar, hedefe ulaşman için yollar kitabında bulacaksın. İlk önce tamamını oku, her okuduğunu uygulamaya geç. Hazır isen, görev senin!

Kadın yan odaya giderek, üzerinde adım yazılı, kapalı bir kutu getirdi. Hayırlı olsun dediler, gözlerimin ta içine baktılar, öyle baktılar ki, içimi delip geçtiler.

Bulunduğum binadan heyecan ile çıktım. Eve geldim. Kazanacaklarım yanında, yapmam gerekenleri düşününce, keyfim yerine gelmişti. Büyük bir heyecan ile dersimi çalışmaya artık hazırdım. Vakit kaybetmeden, verilen kutuyu açtım.

Üzerinde “Sana herkesten fazla güvenen, seni herkesten fazla seven; Büyük Patron’dan, her şeyin yaratıcısı Yüce Hakk’tan” yazan bir not vardı. Notun altında ki satırda, “Her şey senin için, onu bulman ve bir gün onu tanıyarak, ona kavuşman  dileğiyle” yazıyordu.

Kutunun içinden bir kutu ve içinden bir not daha çıktı.

“KATMAN KATMAN, OKU!

GÖZÜNLE BAKARSAN, YAZIYI

AKLINLA BAKARSAN, İLMİ

KALBİNLE BAKARSAN,  AŞKI

RUHUNLA BAKARSAN, RABBİNİ (CC) GÖRÜRSÜN”

(MEVLANA)

İşte şimdi anlamıştım. Yüce patron, Yüce Yaratıcı, Güzel olan, Güzeli seven ve en Güzelini vermek isteyen, tek İlah Allah’tan gelen ve bana yolumu gösterecek talimatları içeren; Kuran’ı Kerim ve meali, kutunun içinde duruyordu.  Yüce Peygamberimize (S.A)  1400 yıl önce gönderilmişti. Ama tam idrakle okumadığımız için gerçek mükafat zamanını, yok sayıp unutmuştum.

Evet bana gelmişti, evet yarattığı her insana gelmişti. Evet bize, bizim için gelmişti. Aldığım en iyi davet, en iyi iş, en iyi görevdi. Mükafatı ise hayalimden fazla ve sınırsızdı. Ama en güzeli onun takdirini kazanmak ve görebilmek, tanışabilmekti. Ah! Keşke bilebilseydik…

Aşk ile Hu…

Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik. (İBRAHİM/1)

Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüller derdine bir şifa, müminlere bir hidayet ve rahmet geldi. (YUNUS/57)

Neşe UYGUN

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

6 yorum

  1. Canımm kardeşimm benim, beni ezdin geçtin, ne yaptın sen, ne yaptın böyle, bu nasıl bir idrak güzel arkadaşım, mest oldum mest. Allah’ım senden razı olsun. İlmini, idrakini arttırsın. Hizmetini, O’na olan aşkını arttırsın.

    • Oyy canım arkadaşım, ne güzel senden böyle yorumlar alabilmek. Duana binlerce kez Amin. Hepimiz için amin.

  2. Canım arkadaşım ne kadar güzel anlatmısin Kelimeler kifayetsiz kalıyor senin yazdıklarının yanında.Her yazını yakından takip ediyorum ve gönülden destekliyorum cancağızım benim.Sevgiyle kucaklıyorum.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM