Bir Kedim Bile Yok
Abone Ol 

Bir Kedim Bile Yok

BİR YILBAŞI AKŞAMI

Kapı çaldığında ablamla mutfaktaydım. Yıl başını birlikte kutlayacağımız için hazırlık yapıyorduk. Hazırlık dediysem bir iki atıştırmalık, salata falan. Ana yemeği her zamanki gibi eşim yapacak, işten geldikten sonra yapacağı için de yine geç yenecekti yemek. Yaptığım her yemekten sonra bana aslında onu nasıl pişirseydim daha lezzetli olacağını anlatmaktan vazgeçemediği için ben yemek yapmaktan vazgeçmiştim ve yemek artık onun görevi oluvermişti. Ben de evli çiftlere toplum tarafından giydirilmiş manasız görevlerin birinden daha kurtulmuştum. Misafirlerimiz zaten gelmişti de eşimin gelme saati değildi.

BU DA KİM BÖYLE

Kapıyı açtığımdaysa eşim elinde bir kedi taşıma kabıyla bekliyordu. Kabın içinde beyaz bir şeylerin kıpırdandığını gördüm. Şaşırdım, çünkü kedimiz Casper zaten evdeydi. Eve başka kedi mi getirmişti? Niye getirmişti? Hani Casper kıskanırdı? Bu da nereden çıktı şimdi? derken kutuyu açtı ve içinden Casper’ın tıpatıp aynısı bir kedi çıktı. Sefil görünüyordu. Tüyleri kırpık kırpık makasla kesilmiş gibiydi. Her tarafında minik minik yaralar vardı. Kucağıma gelmek istemedi. Hemen kedi kumunu bulup onun yanına yattı. Belli ki iyi hissetmiyordu. İçim acıdı haline. Ailesi neredeydi? Niye bu haldeydi acaba diye düşünürken eşim anlatmaya başladı. Sekiz aylıkmış. Bir hasta sahibinin kedisinin kardeşiymiş. Birine vermişler. İş yerinde bakıldığı için insanlardan ürküyormuş. Bakımsız kalmış.

İran kedilerinin tüyleri taranmadığında topak topak olduğu için kesmek zorunda kalmışlar tüylerini ama yaraları var diye makineye vuramamışlar. Biraz önce içimden geçirdiğim soruları eşime sorunca istemezsem kediye başka bir aile bulabileceğini söyledi. Ne münasebet! Bizim eve giren artık bizimdir ilkemizden yola çıkarak Casper gibi onun da artık hiçbir yere gidemeyeceğini söyledim. Hem Casper da pek tepki vermemiş, kıskanmamış gibiydi. Misafirler de ‘Başkası sizden iyi mi bakacak? Babası veteriner hekim olan kaç kedi var? deyince kalmasına karar verdik. İlk sahipleri Casper gibi yabancı isimlerden birini koymuşlardı ona ama seslenince dönüp bakmıyordu. Ben de hiç hoşlanmadığım için Türkçe isim koyalım dedim ve akıma ilk gelen ismi söyledim. İtiraz gelmedi.

BAK ŞU YARAMAZLARA

Sabah olduğunda Casper her zamanki gibi ben yüzümü yıkarken banyoya geldi. Musluğu hafif açtım o da taze suyunu içti. Kumpir ise kapıda bizi seyretti. Bir hafta boyunca Casper ve ben banyoda, Kumpir kapıda bakışıp durduk öyle. Pek yanaşmıyordu hiçbirimize de ben dayanamayıp kucağıma alıp sevmeye başlamıştım onu. Fırsatını bulup kaçıyordu hemen. Çok sevmiştim yeni kedimizi. Kalkık burnuna bayılmıştım en çok da. Bir sabah yine erkenden banyoya girerken arkamdan Casper gelmiş, Kumpir hızla önüne geçip banyo kapısının önüne uzanmış, Casper’ı içeri sokmamıştı. Lavaboya atlayıp akan sudan içmeyi denemiş ama becerememişti. Evin her köşesinde bizimle takılmaya başlamıştı. Nasıl olduysa İki kedim birbirine hiç sataşmadan ve birbirlerinin özgürlüklerine saygı göstererek yaşamaya başlamışlardı. Birbirlerini sevmiş gibiydiler. Biri yanıma uzandığında öbürü de diğer yanıma geçiyordu. Bir keresinde bir yakınımız iki hafta bizimle kalmış, Casper ve Kumpir sanki aralarında anlaşıp ona oyun yapmışlar, aynı anda aynı odada takılmamışlardı. O da evde tek kedi olduğunu sanmıştı. Arka odada gördüğü kedinin kendinden önce ne ara salona geçtiğini sorunca “Bu ötekisi.” dediğimde şok geçirmişti.

EVDE KEDİ Mİ OLURMUŞ

Lise yıllarımdayken, evimize bir kedi üniversitede okuyan sahibi memlekete gidiyor diye misafir olarak gelmişti. O zamana kadar kedi, köpek, kuş ne varsa sokakta severdim ama evde hayvan fikri hiç sıcak gelmemişti bana. Ama misafirimizin ilk akşam gelip kucağıma oturması, yanımda uyuması ve yaptığı oyunlar beni o kadar etkilemişti ki o evine gidince biz de eve bir kedi almıştık. Sonrasında bir daha hiç kedisiz kalmamıştım. Okulu bitirdiğimde hocalarım fakültenin bahçesinde bir kedi bulup bakmışlar, sonra sahiplendirmek istediklerini söylediklerinde ben alıvermiştim onu. Hiç yalnız kalmamıştım kedilerim sayesinde. Baklava, Hulusi, Asiye, Sarman, Tekir hep arkadaşlık ettiler bana. Bir şekilde hiçbirinin sonunu görmedim. Ya ben çalışmak için uzaklaştığımda evden kaçtılar, ya sokaktayken birileri alıp götürdü onları. Sadece birkaç yıl birlikte olabildim hepsiyle. Casper da çok sevdiğimiz bir arkadaşımızın Amerika’ya giderken bize emanet ettiği kedisiydi. Döndüğünde onu almak istemiş, fakat benim kaşım havaya kalkınca anlamıştı vaziyeti. O artık bizim oğlumuzdu. O yaz Casper ve Kumpir ile başka bir eve taşındık.

Birkaç yıl sonra bebeğimizi beklerken Casper hep baş ucumda yanağıma yaslandı, Kumpir de karnımın kenarına kıvrılıp uyudu. Beni hiç yalnız bırakmadılar. Hayatında hiçbir hayvanla iletişim kurmamış insanlar bebek olunca onları evden gönderip göndermeyeceğimi sorduklarında öyle bir paylıyordum ki onları kırılıp bir daha ağzını açmayanlar olmuştu aralarında. Kızımız doğduktan sonra ne olduysa oldu, içimden hep başka bir kadının sesi yükselmeye başladı. İlk defa ağzımdan çıkanı sonradan duyduğumu, onların kendi cümlelerim olmadığını fark ettim. Daha önceden hiç tanımadığım biri yaşıyor gibiydi içimde. Ne yapacağını, neyle nasıl başa çıkacağını bilmiyor gibiydi. Etraftaki herkese ateş püskürüyor, kırıp geçiriyordu işine karışıldığında. Temiz, titiz hiç hoşlanmadığım kadınlardandı. Sonunda bir gün ağzından baklayı çıkarıp eşime “Bu kedileri burada istemiyorum!” deyiverdi.

Çok mu bağırdı ne, sesi yankılanıp durdu kulağımda. Eşim ve ben birbirimize bakakaldık. Yok yok! Benim sesim değildi o. Bu ben olamazdım. Herkesten beklenir de benden böyle bir şey beklenemezdi. Ne saçmalıyordu bu kadın? Ve niye benim sesimi kullanıyordu? Eşime “Al ikisini de kliniğe götür!” dedi. Eşim anlatmaya çalıştı, ikisinin de çok kırılacağını söyledi. Ama kadın Nuh dedi, Peygamber demedi. Ve bebeğin yatağına çıkıyorlar bahanesiyle bir iki aylığına onları kliniğe gönderdi. Hayatımda kendimle bu kadar kavga ettiğim başka bir dönem oldu mu, bilmiyorum. Ne feci bir şeydi bu lohusalık denen dönem. Ne bedenimle başa çıkabiliyordum ne şu sürekli dişlerini ve tırnaklarını çıkaran kadınla. Resmen bir ara gizlice gelip içime oturmuş, ruhumu teslim almış gibiydi. Çocukların eve dönme süresi tahminimden çok uzayınca bir şekilde o deli kadından kurtulup “Kedilerimi geri istiyorum!” diyebildim heyecanla. Kumpir geri geldi ama Casper yaşlıydı ve hastalanmıştı. Bir süre daha klinikte bakım görmesi gerekiyordu. Evimize dönebilen yalnızca cansız bedeni oldu. Alıp ellerimle gömerken içime kaçan o kedi düşmanı kadını neden susturamadığımı bulmaya çalışıyordum. Öyle dolu dolu ağlayamadım içimden geldiği gibi. Sadece boğazımda bir düğüm, içimde de vicdan azabı kaldı.

Artık yalnızca Kumpir vardı bizimle. İyi ki de vardı. Kediden korkan, hiç kediye dokunamayan çok arkadaşım Kumpir ile korkularını yendi, ona sarıldı. Misafir geldiğinde isterse göründü, istemezse ortadan kayboldu Kumpir. Çocukları çok iyi tanır, hangisinden kaçması gerektiğini bilirdi. Çok sevdiğinin önünde yuvarlanır, kendisini sevdirirdi. Tatile giderken sadece onu çok sevecek birilerine emanet ederdim. Bahçeli evde otururken kapıyı açık bulan kediler içeri girer onun kabındaki lezzetli mamaları yer, buldukları koltukta biraz kestirir öyle giderlerdi. Bir keresinde ona rağmen dişi bir kedi gizlice çatı katımıza yerleşmiş, yavrulamıştı. Kıyamayıp eve aldığımız hiçbir kediye hayır demezdi o da. Mama kabının başında önce onlar yesin diye beklerdi. Kavgadan hiç haz etmez, canı sıkıldı mı ortamı terk ederdi.

Yıllar geçirdik birlikte. Güç savaşlarımla birlikte evliliğim de bittiğinde, kızım babasına kalmaya gittiğinde, komşum taşındığında, her yalnızlığımda o benimle kaldı. Başım tuttuğunda, hastalanıp yattığımda başucumda bekledi. Kimseye anlatamadıklarımı bilir, bana anlat der gibi yanıma kıvrılırdı. Ağladığımda göğsüme yatar, göz yaşlarımı silerdi. Hiç kıyamazdı bana.

Annemle birlikte oturma kararımdan evinin değişmesinden hoşlanmayan her kedi gibi hoşlanmamış, itiraz edemediği için o da gelmiş ama aylarca küs kalmıştı bizimle. Bir ara kucağıma hiç gelmemiş, yanıma yatmamıştı. Yoğun olduğumuz günlerde kendisini ihmal ettiğimizi söyler gibi bakardı eve girdiğimizde. Vaktinin çoğunu anneannesiyle aşağı katta geçirip, bizim oralara uğramadığı zamanlar oluyordu. Kapris yapmayı çok iyi biliyordu. Son zamanlarda çok yaşlanmış, ağır hareket eder olmuştu. Yemek seçmeye, ev yemeklerinden istemek gibi hiç yapmadığı şeyleri yapmaya başlamıştı.
Bir süre önce yemek yememeye, zor yürümeye başladı birden. Halsiz olduğunu fark edince sokağa çıkmanın yasak olduğu bir günde özel rapor alıp babasının kliniğine götürdüm onu. Tedavi sürecini evde yanımda geçirmesini istedim. Casper’a yaptığımı ona yapamazdım. İlaçlarını düzenli verdim. Uzun zamandır yapmadığı bir şeyi yaptı ve yatağıma çıktı. Artık vedalaşmak istediğini bile bile dua ettim yaşaması için. Bir hafta kadar direndi yanımda kalabilmek için o da.

Göğsüme yatırdığımda için için ağladığını hissettim. Vücudunun birçok fonksiyonunu kaybetmeye başladığını biliyordum. Yine de beni duyuyordu. Onu ne kadar çok sevdiğimi anlatıp durdum. Son gecesinde odadaki guguklu saatin sesine kulak kabartmış, başını kaldırmaya çalışmıştı. Gözlerini tam açamıyor, ben seslendiğimde biraz oynatıyordu. Sık sık kriz geçiriyordu ve her seferinde ben de onunla yerimden zıplıyordum ama söz vermiştim yanından ayrılmayacağıma. Sabaha karşı artık dayanamadı. Son nefesini duyamadım, onun krizleri durunca dalmışım. Gözümü açtığımda çoktan başka bir boyuttaydı.

O yumuşacık pofuduk bedeni gitmiş, kaskatı bir şey kalmıştı geride. Onu da kendi ellerimle toprağa emanet ettim. Gökler ağladı üzerine hemen o akşam. Oğlum ıslanmayı hiç sevmezdi oysa. Onu orada bırakmanın zorluğunu kelimelere dökmem mümkün gözükmüyor. Birkaç haftadır onunla vedalaşamadığımı biliyorum. Kesintisiz tam 16 yıl geçirdik Kumpir’imle. Bu, benim ebeveynlerim de dahil herhangi bir insanla aynı evde geçirdiğim en uzun süreden daha uzun. Ondan mı bilmem, kopamadım oğlumdan. Bir süre tat alamadım, kahkaha atamadım. Onunlayken dinlediğim şarkıları dinleyemedim. Her çaldığında kulağını kabartıp kafasını kaldırdığı anı hatırlattığı için o çok sevdiğim guguklu saatin pilini söküp çıkarttım, sesini duymak istemedim.
Yazamadım birkaç hafta. Onunla vedalaşmadan hayata dönemeyeceğimi fark ettim. Bu yazı Kumpir’imin. Pofuduk yaramaz hallerini hatırlatıp içimi ısıtmasını bekliyorum rüyalarımda.

Şeyda KUKUL

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

11 yorum

  1. Ağlayarak okudum ve şuanda hala ağlamaya devam ediyorum..Kendi kedimi düşündüm onu kaybettiğim gün ve sonrasındaki 10 günü sadece ağlayarak geçirdiğimi bir süre başka hiçbir kediye bakamadığımı hatırladım. İçim acıdı.. sadece kedi köpek sahibi olanlar bizi anlayabilir. Kumpirle çok güzel anılarınız olmuş hocam. Ben İngiltere’den Missy’i getirdiğimde daha onunla yaşayacağımız çok şey olduğunu düşünüyordum ama bir yıl içinde kaybettik:( İyki sahiplenmişim diyorum her seferinde..
    Size sabırlar diliyorum tekrar.. İyki varsınız!

  2. çok güzel bir yazı olmuşş . bayıldımmm . ellerine sağlık . kedi aşığı olan ben anneme yalvardım eve de getirdim ama yinede istemedi . sağlık sorunları vardı bende bu yüzden iş yerinde büyüttüm ve bir gün kedimi başka birine sahiplendirmişler ben çalışıyordum o sıra duyar duymaz bir koşu indim ama etişemedim. onu sokakta bulmuştum birde yavru idi elimde büyümüştü .beni annesi biliyordu ben yediriyordum çizgi film izliyordu uyuyordu yanımda çok güzeldi ama böyle bitti . hala aklımda 6 sene oldu :((

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM