Yetim Kim?
Abone Ol 

Yetim Kim?

Minicik elleriyle gözlerini kapattı. İşaret parmağı ile orta parmağının arasını araladı, karşı pencereden gelen ışığa baktı, parmaklarını hızlıca tekrar kapattı. İşte şimdi, o evin içindeydi. Ama gerisini daha fazla hayal edemedi. Hayal edemedi, çünkü yaşamadığı bir şeyi nasıl zihninde canlandıracağını bilemiyordu. Bebekliğinden beri yetimhanedeydi.

Tam 7 yıldır. “Ev” nasıl bir yerdi. Masal dünyası gibi bir yer mi? Evin neresinde uyuyorlardı, onlarda acaba uyuyorlar mıydı? Işıkları istedikleri zaman açabiliyorlar mıydı? İstedikleri zaman buzdolabından meyve yiyebiliyorlar mıydı? Duvarlarını istedikleri renge boyayabiliyorlar mıydı? Mesela her duvarı, başka renk olabilir miydi? Tavanı bile başka bir renk olabilirdi belki. Nasıl kokuyordu? Çiçek gibi mi? O eve ait olmak, sadece o eve ait olmak nasıl bir mutluluk olabilirdi? Kalbi çok çarpar insanın herhalde diye düşündü. Küçücük kalbi pıt pıt attı. Işıklar söndüğü için, karanlıktı oda. Yine korkulu bir rüya görmüştü. Ağlayarak uyanmıştı. Ama gözyaşları yanaklarından aktı sadece, sessizce içini çekerek, yorganı üzerine çekti.

Sesleneceği birinin, sarılacak birinin olması, masallardaki prenses gibi hissettirirdi herhalde. Korkusunu tek başına bastırmak zorundaydı. Nazlanacağı kimsesi yoktu. Nazlanmanın ne demek olduğunu bile bilmiyordu. Bunun için, bu yöntemi bulmuştu işte. Sandalyenin üzerine çıkarak, camdan karşı evlerin ışıklarını seyretmek, hayal kurmaya çalışmak. Karşı eve baktı, pembe perdeleri olan cama baktı. İçeriden pembe ışık sızıyordu. Kendini o odada hayal etmeye çalıştı. Gözlerini kapattı, anne dedi. Anne. Sesi hiç çıkmadı ama avaz avaz bağırdığını düşledi. Sonra bir kadının kapıyı açtığını, ayak seslerini, kokusunu düşündü. Kesinlikle gül gibi kokuyordur dedi, bundan emindi. Saçlarını okşadığını hayal etti. Gözlerini açmaya cesaret edemedi. Anne, onun canlandıracağı hayalde, tanımlara sığmayacak bir şey olduğu için, hiç benzetme yapamıyordu. Minnacık ellerini kendi saçlarına götürdü. Ama hayaline devam edemedi. Tam da bu anda hep hayali yarıda kesiliyordu.

Sahi, insan yaşamadığı bir şeyi hayalinde canlandırabilir mi?

Yutkunamadı, gözyaşı sicim gibi aktı. Her gözyaşı, gökyüzüne doğru uçan bir melek oldu. Belli ki bir anneyi hak etmemişti. Hak etseydim bir annem olurdu dedi. Acaba nerede hata yapmıştı. Defalarca özür diledi. Özür dilerim, özür dilerim, özür dilerim. Pencerenin soğuk pervazına kollarını koydu, ellerini pervazın üzerinde birleştirdi. Soğuk mermeri hissetti. Yanağını ellerinin üzerine koydu.  İçinden, yetimhanede öğretilen şarkılardan birini mırıldanmaya çalıştı. İçini çekme sesi ile şarkının geri kalanı uçup gitti. Öğrendiği duayı okudu, özür dilerim dedi. Bir damla gözyaşı, iç çekmesi ile minicik elinin üzerine düştü. Camın önünde, elleri pervazın üzerinde, yanağını ellerine yaslamış şekilde uyuya kaldı.

Minicik yalnız kedi gibi, küçücüktü. 7 yaşındaydı daha.

Annesi ve babası trafik kazasında ölmüş,  kazadan tek kurtulan ise minik bir bebek olmuştu. Sahip çıkacak yakın bir akrabası olmadığı için yetimhaneye verilmişti. İşte o akşam, hayalini kurmaya çalıştığı bir rüya gördü. Masal gibi bir rüya. Bulutların üzerindeydi. Işıklar içinden bir el uzandı. Saçlarını okşadı, gül gibi kokan bir el. Seni almaya geleceğim, az kaldı kızım dedi, minik kalbini okşayan şevkatli bir ses. Bir anda uyandı. Hayır, uyanmamalıyım dedi. Gözünü kapattı ama rüya devam etmedi. Sabah olmuştu, camın önündeki sandalyeden hızlıca kalktı, minicik çıplak ayaklarıyla, kalbi pıt pıt müdire annenin odasına koştu. Hıçkırıklarla odaya daldı.

Gelecek, gelecek, beni almaya gelecek diye ağlayarak, müdire annenin bacaklarına sarıldı. Gözlerini kapatan saçlarını, küçücük elleriyle yüzünden çekmeye çalışarak. Müdire anne, bana söyle, anne isterse gelebilen bir şey mi? Gelir mi isterse? İsterse beni gelip alır mı? Anne istediğini yapabilen bir şey mi?

Müdirenin gözleri buğulandı, minik kızın gözyaşlarını sildi, neden olmasın dedi, haydi şimdi üstünü değiştir, kahvaltıya in.

Çakmak çakmak gözleri şaşkınlıkla kocaman açıldı. İşte bu, masaldan, hayalden  bile güzel bir cevaptı. Neden olmasın? Neden olmasın? Neden olmasın? Kalbi hızlı hızlı attı. Nasıl güzel bir cümle. Neden olmasın? Yalın ayak koşarak odaya gitti, çekmecesinden tarağını aldı, bukleli, aralarında bebek sarısı olan kumral saçlarını hızlı hızlı taradı. Hediye edilen tokayı saçına bir çırpıda taktı. Elbisesini hızlıca giydi. Koşarak odadan çıkarken, yalın ayak olduğunu anladı. Döndü ayakkabılarını giydi. Fırtına gibi, müdirenin odasına tekrar daldı.

Anne gelebilen bir şey ise, bugün gelir mi peki? Ya da yarın? Ne zaman gelmek ister? Gelmek istediği zaman, gelebilir ama değil mi? Dedi neşeyle ve heyecanla. Gözlerini fal taşı gibi açmış, kadının vereceği cevaba, pür dikkat kesilmişti. Kadın ne diyeceğini bilemedi, umudunu kırmak, sabah sabah ağlatmak istemedi. Hiç belli olmaz, bir gün gelebilir dedi, içinden bir an önce bir yuvaya kavuşmasını dileyerek.

Küçük kızın içinden, işte bu! Diye çığlık atmak geldi.

Bu anne dedikleri şey ne kadar büyülü bir şeydi, istediği zaman ona ulaşabilecek güçleri vardı. Evet, bir anne isterse, yavrusuna ulaşabilecek güçleri olan bir varlıktı. Dinlediği masal perilerinden bile daha büyülü. Kalbi heyecanla atmaya başladı. O bir anneye gidemezdi ama anne ona gelebilirdi. Burnuna gül kokusu geldi. İçinden, şarkılar söyleyerek, kahvaltı salonuna indi. Acaba nasıl bir şeye benzeyecekti, sesi nasıl olacaktı, nasıl kokucaktı? Bugün gelir miydi acaba? Ya da yarın? Ya da sonra ki gün?

Hayat çok hızlı geçiyor, yaşımız da ilerliyor diye düşündü kadın. Artık bir çocuk sahibi olmayı ertelememeliydi. Kanından canından bir evlat sahibi olma zamanı gelmiş geçiyordu bile. Eşiyle bu konuyu, o akşam detaylı konuşmuşlar ve karar vermişlerdi. İçinde garip bir heyecan vardı. Uyku tutmamıştı. Kalktı, sandalyesini aldı, camın önüne geçti. Pervazda ellerini birleştirdi. Yağmur yağıyordu. Hayale daldı ve uyuya kaldı. Bulutların üzerindeydi, minik bir el ona uzandı. Anne dedi, seni bekliyorum. İrkilerek uyandı, sanırım hayalin etkisiyle bu rüyayı görmüş, bir an önce hamile kalacağının işaretini almıştı.

Güneş doğmak üzereydi.

Kahvaltıyı mutlulukla hazırladı, randevu aldıkları doktor kontrolü için, içi içine sığmıyordu. Trafiğin yoğun olduğu bir gündü, araçlar bir türlü ilerlemiyordu. Randevuya yetişemeyeceğiz galiba dedi eşine.  Ara sokaklardan, bir yol buluruz dedi eşi, bugün büyük gün. Hiçbir şey bizi engelleyemez, merak etme sen. İçi ferahlamıştı. Bilmedikleri bir sürü ara sokağa girdiler doktorun muayenehanesine az kalmıştı. Ara sokakların birinden geçerken, bir top geldi arabanın ön camına çarptı. Durdular. Ya da durduruldular, bilinmez. Neyi gerçek anlamıyla biliyoruz ki? Arabayı sağa çektiler. Kadın arabadan indi, topu aldı demir parmaklıklardan atmaya çalıştı. Çok beceriksizim dedi, top parmaklıklara çarptı geri düştü. Bahçede oynayan bir sürü çocuk vardı, topu atmasını heyecanla bekliyorlardı.

Kadın, demir kapıyı açtı içeri girdi.

Topu heyecanla bekleyen çocuklara doğru attı. Çocuklar neşeyle topu tekrar kadına attı. Tatlı bir oyun başlatmışlardı. Burası bir okul olmalı diye düşündü kadın ama binanın tabelasına baktığında çocuk evi yazdığını gördü. İçine garip bir duygu çörekleniverdi. Eşi merak edip, yanına gelmişti. Bahçeyi incelerken, yapayalnız çocuklara baktı ve gözleri buğulandı. Elini usulca, birinin tuttuğunu fark etti, sımsıcak, minnacık bir el. Baktı, gördüğü küçücük bir kız çocuğuydu. Çok güzel kokuyorsun dedi, küçük kız. Gül kokuyorsun. Hızlıca elini bıraktı kadın ve döndü arabaya doğru ilerledi. Ne diyeceğini bilememiş, kalbi hızlı hızlı atmış, istemsizce gözleri buğulanmıştı.

Doktor randevuları gayet iyi geçmişti.  Ama yolda yaşadıkları, elindeki sıcaklık ve hep aynı sahnenin tekrarlanmasına, anlam veremiyordu. Sürekli eline bakıyor arada burnuna götürüp kokluyordu. Evet, gül kokulu kremi kokuyordu. Burnun direği sızladı. Düşünceleri allak bullak olmuştu. Ama niye apar topar kaçmıştı? O kadar minik bir çocuğun yalnızlığı ile yüzleşmek neden bu kadar ağır gelmişti, düşündü, düşündü, işin içinden çıkamadı. Yemek masasında sessizlik vardı. Eşiyle aynı anda konuştular. Bugünkü o küçük kız dediler. Kadın ağlamaya başladı. O kadar küçük bir çocuk, nasıl yapayalnız kalmak ile baş edebilir ki? Annesizlik babasızlık duygusunu nasıl kaldırabilir? Ama çok küçüktü, çok küçük. Telefonun mesajı ile dikkati dağıldı. Mesaj, ortak projede bulundukları fakat  henüz yüz yüze tanışmadıkları bir arkadaşından geliyordu. Özel hayatı ile ilgili hiçbir detay bilemeyen bir arkadaşından. Akşam seni rüyamda gördüm. Bir yetim hanedeydik. Hayata küs ve sevgiye aç olduğu belli olan bir kız çocuğu sana sımsıkı sarılmıştı. Senin ona sevgin ve merhametin öyle güzeldi ki! Mesajı okuyan kadın, dondu kaldı.

Bu nasıl bir tesadüftü?

Olay daha yaşanmadan, kendisi hakkında çok detay bilmeyen biri, böyle bir rüya nasıl görebilirdi? Kalbi sımsıcak oldu. İşte o an, tamda o an, kalbinden hamile kalmıştı. Eşiyle sabaha kadar konuştular, kendi kanından bir evlat doğurmak şart mıydı?  Kalbinden, bir evlat doğurulamaz mıydı?  Anneye, babaya ihtiyacı olan çocuklar varken, neden illaki kandan olması lazımdı, kalpten canın en içinden olsa olmaz mıydı? Seçim şansları varken neden yapayalnız bir çocuğu seçmeyelim ki dediler ve denemeye karar verdiler. Nasıl bu kadar hızlı karar vermişlerdi, anlayamadılar. Karar çok önceden zaten kesilmişti sadece idraklerine, o an iniyordu. Sabah ilk iş, konu ile ilgili bilgi almak olmalıydı. Gereken prosedürleri hızlıca öğrendiler. Ama kalplerinde bu karara sebep olan çocuk evine gitmek geldi. Adı değişse de yetim haneydi işte. Bir sürü hediye aldılar yanlarına, dağıtmak için.

İşte, o demir kapının önündeydiler şimdi.

Kalbi hiç bu kadar hızlı çarpmamıştı. İçeriye girip müdire hanımın yanına çıktılar. Uzun bir görüşme yaptılar. Tam kalkmak üzereydiler ki, hızlıca kapı açıldı. Kumral 6-7 yaşlarında ki bir kız çocuğu, heyecanla içeri daldı. Soluk soluğaydı. Müdire anne, bugünde kimse gelmedi, gelir tabi demiştin? Yarın gelir mi?

Minik kızla, göz göze geldiler. Bir süre göz göze kaldılar. Evet, elini tutan o minik kızdı. Müdire, tatlı bir edayla, yerinden kalktı, küçük kızı odadan çıkardı. Her gün gelir böyle, çocuk işte, hepsi öyle sevgiye açlar ki. Kadının içi titredi. Küçük kızın evlatlık verilmesi ile ilgili hiçbir engel olmadığını fakat bugüne kadar sahiplenecek bir ailenin çıkmadığını öğrenmişlerdi. Sadece birkaç dakika, küçük kızla yalnız konuşmak istedi. Müdire hanım, kuralları hiçe sayarak, küçük kızın kaldığı odayı gösterdi. Yavaşça kapıyı açtı. Camın önündeki pervaza kollarını dayamış, dışarıyı seyreden minik kız, oradaydı işte. Yanına yaklaştı, gözyaşları ile ıslanmış, minik elini öptü. Küçük kız, kadına döndü, kocaman masum bir gülümseme yüzüne yayıldı. Derinden bir iç çekişin ardından, “Geldin mi yoksa” dedi. İşte tam orada, işte tam o an, küçük kız kadının kalbinden, sancısız olarak, doğuverdi. Bu nasıl bir aşktı? Birbirlerine ilk görüşte aşık olmuşlardı. Günler heyecanla birbirini kovaladı. Prosedürler bekledikleri gibi hızlı gitmedi ama pes etmediler, işlemler bitti. Artık eve, birlikte gitme zamanı gelmişti. Birbirlerini her gün görmüşler, her ayrılış ağlama krizleri ile devam etmişti ama artık kavuşma zamanı gelmiş, çatmıştı.

Eve girene kadar, büyük sessizlik vardı.

Konuşurlarsa rüyadan uyanacağız sandılar. Bu benim evim mi? Dedi küçük kız. Zilde, üçünün ismi yazıyordu. Ayakkabılarını, fırlatarak çıkardı. Gözlerini kapattı. Evi kokladı. Hayalimdeki gibi kokuyor dedi. Kadın gözyaşlarını tutmakta zorlanarak, özene bezene hazırladığı küçük kızını odasına götürdü.

Hep aynı renk duvara bakmasını istememişti. Her duvarı rengarenk boyamış, hatta tavanına da gökkuşağı çizdirmişti. Evin her odasını gezdi, duvarlara dokundu. Ne hazırlayayım sana ne yemek istersin sorusuna şaşkın bakışlarla baktı, cevap ise veremedi. O güne kadar hiç ne istediği sorulmamıştı. O akşam beraber yattılar. Küçük kız hiç uyamadı. Sürekli kokladı, sarıldı. Kadın da hiç uyumadı, sabaha kadar saçlarını okşadı. Bir rüyada gibiydiler, uyanırsa sonlanacak sandılar. Hiç uyumadılar. Ama rüyada, değildiler. Birbirlerinin rüyasını gerçekleştiren kahramanlardı,onlar. Eğer bir kadın isterse, içindeki sevgi ile tüm rüyaları gerçekleştirebilecek bir kahraman olabilirdi.

Birkaç dakikalık derin sessizlik oldu. Çıt çıkmıyordu. Büyük amfi salonda, alkış kıyamet koptu. Işıklar yandı. Kumral genç kız, yazarlığa başlarken, ilk ilhamını, ilk yazdığı kendi öyküsünü hızlıca seslendirmiş, salondakilerin gözyaşları içinde alkışlarına, saygıyla eğilerek selamını vermişti. En çok satan kitapların, büyük yazarıydı artık ve kendi gerçek öyküsünü gururla okumuştu.

Canım anneme ve babama, tüm kitaplarımı ve aldığım ödülümü hediye ediyorum dedi. Benim öykümü yazan, hayallerimin büyülü kadını, beni kalbinden doğuran, gül kokulu annem, seni çok seviyorum dedi ve göz göze geldiler. İlk karşılaşma anında ki gibi, büyülü ilahi aşkın şimşekleri çaktı ve frekansı tüm salonu sımsıcak sarmaladı. Gözlerden akan yaşlar, gökyüzüne melekler olarak buharlaşıp uçuverdi.

Evlerin en güzeli, içinde yetim bulunan evdir. Hz Muhammed (S.A)

Hz. Ebu Hüreyre (R.A)’dan bildirildiğine göre Rasulullah (S.A.V) şöyle buyurmuşlardır: “Kendi yetimini veya başkasına ait bir yetimi gözetip kollayan kimseyle ben, cennette şöyle yan yana bulunacağız.” Hadisi bize aktaran Malik bin Enes peygamber (S.A.V)’in yaptığı gibi işaret parmağı ile orta parmağını gösterdi.

Canım Allah’ ımız, ve Canım Peygamber’ imiz, neden yetimleri bu kadar sever?

Hepimiz bir yetim olduğumuz için olabilir mi?

Hepimiz, Rabbimizden kopup gelen, onun özlemini çeken ama farkında olmayan, Rabbin yetimleri değil miyiz? Bizim elimizden, tutmuyor mu? O neden ile yetimlerin elinden tutmamızı istiyor olabilir mi?

Hiçbir şeyin bizim gördüğümüz gerçeklikte olmadığı dünyada, kan diye bir şey var mı? Var olan sadece can sandığımız, gönlümüz değil mi? Canın içinde var olan gerçek candan gelen ruh değil mi?

Candan cana, candan içeri…

Aşk ile Hu.

Neşe UYGUN

Sosyal Medyada Paylaşın:
Önceki Yazı
Sonraki Yazı

BİRDE BUNLARA BAKIN

18 yorum

  1. Hep yüreklere dokunan hep umutlar dualar ve hayaller barındıran harika hikayelerinden birinin daha içine aldın beni yine .. muhteşem emeğine kalbine sağlık ❤️🙏

    • Canım Esinim, hayat hikayelerimizde, hep umut, hep güzellik, hep ilham barındırsın inşallah. Teşekkür ederim.

      • Ömrünüze bereket,kaleminize kuvvet olsun.Iyi ki yazıyorsunuz.Benim Deniz Yıldızım 3 yaşında iken,aynı yaşta çocuğu olan arkadaşım demisti ki,nasil yapıyorsun kendi canından degil,demiştim ko ona uzunca küvezde kaldığını bildiğim bebeği için şimdi yani 3 yıl sonra bir sosyal hizmet uzmanı gelse ve sana bir yanlışlık olmuş sizin evladıniz bu degil değiştirmek gerek ne yaparsın hemen paketler olur tabii mi dersin.Olur mu hiç yapamam öyle birşey deyince .sadece 3 yıl emek verdiğine mi kiyamadin,karnında 9 ay taşıdığına mi?demiştim.Sevgi neydi Sevgi Emekti..şu an 8 yaşında olan Yarenligin hep yaptığı birşey vardır.Ogretmeni annelerimiz bizi doğurur diye başlayan her cümlesine el kaldırıp itiraz eder.Hayir öğretmenim beni annem karnından doğurmadı.Kalbinden dogurdu.Ve hayal dunyasi cok genis diye annesi olarak çağrı yapılan bana da hep gidip evet doğru diye anlatmak düşer.Hayal degil gerçek kızımın söyledikleri

        • Muhteşemsiniz Ayşe Hanım. Bu dünya yapılabilecek en güzel ve en yüce davranışın kahramanı olmak ne güzel. Aslında hikayemin kahramanı sizsiniz demek ki. Yorumunuza çok sevindim. Hikayemin kahramanı ile tanışmak bana onur verir.Bana ulaşırsanız sevinirim. Sevgiyle kalın diyeceğim ama siz zaten sevginin kendisisiniz. Tanışmak dileğiyle.

  2. Harika bir konu ve yazı olmuş, çok duygulandım okurken. Ne mutlu kalbiyle doğuran yüce gönüllü annelere 🌹 Yüreğinize ve kaleminize sağlık Neşe hanım, son zamanlarda okuduğum en anlamlı ve dokunaklı hikâye ♥️

    • Teşekkürler Fatoş Hanım. Kadınlar hep kahramandır. Bir çocuğun, bir insanın, bir hayvanın, bir canlının kahramanı olmak yolunda farkında olalım hep.

    • Yetim benim…dedirten,anında dua’ya yönelten ne de güzel bir kalem olmuş.Allah’ım razı olsun.

      • Şadan hanım, güzel yorumunuz için teşekkür ederim. Rabbim ilmimizi ve idrakimizi açsın. Gönlümüzde sevgimiz hep büyüsün.

  3. Muazzam bir hikaye olmuş.
    İçinden farklı farklı hikayeler çıkan ama bizi tek bir yere davet eden muazzam bir örgü kurmuşsunuz.
    Çok ama çok etkilendim.
    Duygulandım.
    Savurdunuz beni.
    Emeğinize sağlık.
    Yüreğinize sağlık.
    ♥️♥️♥️♥️♥️

  4. Nasıl da görünmez ipliklerle bağlıyız birbirimize, sistem ne de nefis.
    Hayatın içinde de onca bu tür hikayeye denk geldim ben.
    Birinin kalbinden geçen temiz dua, diğerine gerçekleştirme rolü ile somuta dönüyor.
    Yapan da O.
    Yaptıran da.
    Ne yetimleriz ki hep O’na varmak isteriz.
    Asıl hikaye bu.
    Bunu da eklemek istedim.
    ♥️🤗

    • Güzel gönüllü, Dinçel Hanımcığım, teşekkür ederiz. O kadar kısa süre kalıyoruz ki bu dünya da farkında değiliz. Ve dediğiniz gibi öyle görünmez bağlarla bağlıyız ki. Bak gönülden gönüle akıyoruz. İyi ki varsınız.

  5. BEN BU SURETİN ASLINA ŞAHİT OLDUM ÇOK BİNLERCE ŞÜKÜR. DENİZ YILDIZININ TEYZESİ OLMA LÜTFUNU VERDİ MEVLAM…DAHA DETAYBI AYŞE BİLGİÇ (ABLAM) SİZLERLE PAYLAŞIR ZATEN NEŞE HANIMCIM. VAR OLUN, YAR OLUN.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM