Victor Hugo ‘nun Kadınları
  • Facebook
  • Twitter
  • Google+
  • 24 Mayıs 2020
  • 0
  • 229
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    2 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Victor Hugo ‘nun Kadınları

Victor Hugo ve Kadınlar

“Ey halklar, kulak verin, kulak verin bu şaire!

  Ey halklar, kulak verin bu kutsal düşsevere!

XIX. yüzyıl Fransız romantizminin öncüsü Victor Hugo, kendini bu dizelerdeki gibi hiç kabul etmemiştir. Kendini sıska ve ışıltısız çocuk olarak tanımlamıştır. 1802 yılında dünyaya geldiğinde onun edebiyat tarihinin en önemli ve en üretken yazar olacağı kimin aklına gelirdi.

Henüz yirmili yaşlarında katıldığı bir şiir yarışmasında kazandığı ödül ardından “Ya Chateaubriand olurum ya da hiç” diyecek kadar kararlı bir insan. 83 yıllık yaşamı boyunca pek çok tiyatro eseri, roman ve sayısız şiire imza atan Hugo, sadece yaşadığı döneme değil günümüzde de “çalışkan ve üretken deha” olarak tanınmakta.

Anne ve babasının 1818 yılında ayrılmasının ardından, Hugo kardeşlerin yaşamları Paris’te devam etti. Annelerinin arkadaşının çocukları olan Adele ve Paul Focher ile dost olmuşlardı.  Yaz tatillerinde ise babalarıyla İspanya ve İtalya arasında geçirmekteydiler.

Victor Hugo ve Adale

Henüz on yedi yaşında bir şair olan Victor Hugo ve Adale birbirlerine olan aşklarını açıklamışlar ve üç yıl nişanlı olarak kalmışlardır. Bu süre içerisinde birbirlerine yüz elliden fazla mektup yazmışlardır. Hugo’nun annesi Adele’i sevmediği için nişanlılıkları boyunca gizlice görüşmek zorunda kalmışlardır.

1821 yılında annesinin ölümünden sonra Hugo ve Adele evlenmişlerdir.  Evliliklerinin ilk seneleri o kadar iyi geçiyordu ki, insanlar ilişkilerini hayranlıkla izliyordu. Yirmi üç yaşında Fransız Liyakat Nişanı unvanına layık görülmüş bu genç yazarın eşi ise, iyi bir anne olmasına rağmen edebiyat dünyasıyla hiç ilgili değildi. Evliliklerinin sekizinci yılında ilişkileri çatırdamaya başladı. Adele, kendini yalnız hissediyor, Hugo’nun annesinin yaptığı gibi ilgisini başkasına çevirmişti. Hugo’nun yakın arkadaşı Sainte- Beuve dan başkası değildi bu kişi. Adele ‘in davranışlarına anlam veremiyor,karmaşık duygular yaşadığı sırada (1830 yılında) Sainte- Beuve Hugo’ya

“Eğer nasıl çelişkilerle kaplı olduğumu bilseydiniz sizin onurunuzu kıran bu adama acırdınız. Yer yer umutsuzluk ve öfke doluyum: bazen sizi öldürmek geçiyor içimden. Beni bu tür düşüncelerimden ötürü affedin. Sizi göremem. Bir daha eşiğinize ayak basmayacağım.” diye  yazmıştı.

Victor Hugo ilişkiyi öğrendikten sonra soğukkanlılığını bozmadan Sainte-Beuve’yle olan ilişkisini kesmişti.

“Severim meleği, severim kadını,

Tanrı beni sizlerle tamamladı.

Güzelliğe bakmak için gözümü,

Gönüller için aşkı yarattı.

Adale ve Sainte-Beuve ile tutkulu aşklarını yaşarken, Victor Hugo çoktan başka bir yolda ilerlemeye devam ediyordu. 

Hernani, Gündoğumu Şarkıları, Notre Dame’ın Kamburu, Kral Eğleniyor… gibi eserleri ardı ardına yazıyordu.

Hugo’nun hayatına ona hayranlığıyla bilinen Juliette Drouet eşlik etmeye başladı. Adele bu dönemde eşini kazanmak için uğraşsa da Hugo için Adale sadece bir dosttu artık. Boşanmadılar. Zaman zaman can yoldaşı oldular, kimi zaman uzak bir akrabadan farkları yoktu.

Adale, Brüksel’e gitmiş 1868 yılında beyin kanaması geçirmeden bir ay önce Hugo’ya şöyle yazmıştı:

“Senin kollarında ölmek, benim düşlerimin sonuncusu.”

Juliette Drouet ‘ le, annesiyle babasının ilişkisi nedeniyle mi, karısının onu aldatması nedeniyle mi bilinmez sürekli aldatılma düşüncesi ciddi kaygılara yol açmıştı. İlginç olan şu ki Drouet evden bile dışarı çıkmıyordu. İlişkileri sırasında birbirlerine yirmi bine yakın mektup yazmalarına vesile olmuştu. Bu mektuplar ölümlerinden sonra kitap haline getirilmiştir.

“Bu güleç çocuk koşuyordu, oynuyordu,

Ey doğa onu yanına aldın da ne oldu?

Türlü renkte kuşların yok muydu ki senin?

Yıldızların, ormanların, mavi göğün, denizin.”

Victor Hugo’yu annesi Sophie, Adale ve Juliette Drouet dışında etkileyen bir kadın daha vardı ki en güçlü bağı ve hayatının değişimde rol oynayan büyük kızı Leopoldine’den başkası değildi .

Lepoldine’nin evlenip evden ayrılması üzerine 17 Şubat 1843’te sevgili Drouet’e şu satırları yazmıştı:

“Beni bırakıyor. Üzgünüm. Yoldan geçen biri tarafından gülü kopartılan bir gül ağacı kadar üzgünüm. Az önce ağladım…”

Aradan yedi ay geçmişti. Lepoldine ve eşi nehirde dolaşırken tekneden suya düştü. Kocası onu kurtarmak isterken ikisi de boğularak ölürler.

Aşk ey sevgili kızım en çok aynaya benzer,

Güzel ve şık bayanlar bakmaya bayılırlar.

Düşler içinde, mutlu dururlar karşısında,

O ayna erdem gibi kalplerini fetheder,

Günahları kovar, kötülükleri yok eder,

Sizleri arındırır, ruhlar beyaz bir sayfa!

Biraz inmeye kalksan hemen ayağın kayar,

Uçurumdur, ellerin tutunacak yer arar,

Direnemez düşersin bir suyun girdabına,

Aşk güzeldir, saftır, ölümdür inanma!

Senin gibi küçükler kapılırlar ırmağa,

Yansımalarını görür, yunar, boğulur orda.

Hugo kızının ölümünün ardından “Seyirler” adlı kitabını yazmış ve yaşadığı acı, eserinde en çarpıcı şekilde karşımıza çıkmıştır. Hayatını uzun süre suskun ve depresif bir şekilde geçirmiş. Kitap yayımlamaya ara vermiştir.

Ahu ZABUN

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM