Sürgünde Geçen Bir Hayat Refik Halit Karay
  • Facebook
  • Twitter
  • 22 Mayıs 2020
  • 1
  • 438
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Sürgünde Geçen Bir Hayat Refik Halit Karay

Refik Halit Karay, 18 Mart 1888’de İstanbul’un Beylerbeyi semtinde dünyaya gelir. Babası Maliye Nezareti Ser-veznedarı ve Bank-ı Osmanî Nâzırı Mehmet Halit Bey, annesi ise Kırım Hanları soyundan Nefise Ruhsar Hanım’dır. Aile, 1900 yılında Erenköy’de bir köşke taşınır. Karay’ın çocukluğu ve gençliği yazları bu köşkte, kışları Sultanahmet Cami arkasındaki ahşap bir konakta geçer.1

Refik Halit Karay’ın 1913’te başlayıp 1918’de biten ikincisi 1922’de başlayıp 1938’de biten iki sürgünlük deneyimi olmuştur. Memleket Hikâyeleri, Refik Halit’in ilk sürgünlüğünün (1913-1918), Gurbet Hikâyeleri de ikinci sürgünlüğünün (1922-1938) ardından yayımlanır. Refik Halit Karay, gazeteciliğe başlama hikâyesini anılarında şöyle anlatır:

“Hukuk mektebinde iken Meşrutiyet ilan edildi; bir meslek arzusuna kapıldım ve Maliye Nezareti’ndeki kalem efendiliğimi bıraktım. Herkes ticaret ve komisyonculuk merakına düşmüştü; büyük kardeşim de beni öyle bir işe teşvik ediyordu; günün birinde karar verdi: Büyük bir İngiliz komisyoncusunun yazıhanesinde devama başlayacaktım, tüccar olacaktım. […] Nihayet yazıhaneye gideceğimiz gün geldi, çattı; hazırlanmış, evde kardeşimi bekliyordum. Fakat tesadüfe bakınız ki İngiliz komisyoncu Londra’dan bir telgraf almış ve o gün, acele yola çıkmıştı; seyahati bir iki ay sürecekti, benim işe başlamamı da avdetine bırakmıştı. İki ay boş durmama razı olamayan kardeşim, aynı gün beni Babıâli karşındaki ‘Servet-i Fünûn’ matbaasına soktu.”2

Refik Halit Karay

Kirpi’nin Dedikleri, Refik Halit Karay’ın Meşrutiyet sonrası parti mücadeleleri çerçevesinde yazdığı mizah yazılarını içeren3 mizah ve hiciv alanında en ünlü eseridir. Yazarın II. Meşrutiyet devrinde yazın hayatına başlaması ile kısa bir sürede kendini bulduğu mizah alanında yaptığı çalışmaların bir ürünü olan bu eser başta Kalem, Cem, Şehrah olmak üzere çeşitli gazete ve dergilerde yayımladığı yazıların bir araya getirilmesiyle oluşmuştur.4

Eser, Türk edebiyatının özellikle de hiciv edebiyatının en önemli örneklerinden biridir. Bu eser Refik Halit Karay’ın 1913 yılında Sinop’a sürgüne gönderilmesinin en büyük sebebini oluşturmaktadır.5

Refik Halit Karay’ın ikinci memuriyeti 1912 yılında Cemil Paşa’nın şehreminiliği sırasında Servet-i Fünûn sahibi Ahmet İhsan’ın (Tokgöz) Beyoğlu Belediye reisliğine, Refik Halit Karay’ın da başkâtipliğe tayin edilmesiyle olur. Karay’ın bu memuriyeti Mahmut Şevket Paşa’nın 11 Haziran 1913’teki katline kadar devam eder. Mahmut Şevket Paşa’nın ölümünden sonra muhalifleri sindirmek isteyen İttihat ve Terakki hükümeti bir sürgün listesi hazırlar. Karay da bu listede yer alır ve Bahr-i Cedîd vapuruna bindirilerek Sinop’a gönderilir. Böylece yazarın beş yıllık Anadolu sürgünü başlar. Refik Halit Karay, Sinop’ta 22 Temmuz 1915’e kadar kalır. Burada kendisi gibi sürgünde bulunan Cemal Paşa’nın kızı Nâzıma Hanım ile evlenir.6

Dayak, kurşun, idam

Refi Cevad (Ulunay), İttihat ve Terakki devrinde sürgüne gönderilişini şöyle anlatıyor: “Bizde matbuatın çok acı günler geçirdiği devir, İttihat ve Terakki devri idi. Dayak, kurşun, idam gibi zulümlerin en hafifi menfa (sürgün, sürgün yeri, uzaklaştırma) idi fakat İttihat ve Terakki öyle bir, iki kişi sürmekle iktifa etmiyor, toplu menfalar yapıyordu. Mesela Mahmut Şevket Paşa’nın öldürülmesini bahane ederek bir gecede binlerce adamı tevkif etti, bir kısmını astı. Sekiz yüz elli kişiyi de sabahın alaca karanlığında Sirkeci’den Bahr-ı Cedîd adlı köhne ve atik bir vapura bindirerek Sinop’a sürdü. İttihat ve Terakki’de ne kadar haşerat varsa menfilerin sevkinde vazife almışlardı. Gün ışıdığı zaman bu 850 kişinin çoluğu çocuğu, hısımı akrabası kayıklarla vapurun etrafını aldılar. Babacığım, kardeşim, evladım, anneciğim, beyciğim, efendiciğim feryadı ayyuka çıkarıyordu. Denizin üzeri kayıktan hasır serilmiş gibiydi. İçimizde paşalar, beyler, âyan, mebusân azası ve gazeteciler vardı. Muhafazamıza memur olanlar kahkahalarla gülerek:

-Köpekler de Hayırsız Adalar’a giderken böyle uluyorlardı, diyorlardı.

Vapurun ötesinde berisinde sık sık dayak hadiseleri oluyordu. Muhlis Sabahattin, Arnavut muhafızlardan birinin ağır küfrüne karşı:

-Efendi! Biraz nezaket, dediği için Arnavut onu evvela omzundan yakalayarak:

-Al sana nezaket! Al sana nezaket! diye dut ağacı silker gibi sarstıktan sonra suratına bir yumruk indirerek tek gözlüğünü kırmıştı. Son zamanda Sinop menfasında bin beş yüz kişi vardı. İttihat ve Terakki Birinci Dünya Harbi’ne girinceye kadar bu hal böyle devam etti. Harbe girdikten sonra menfileri içlere dağıttılar. Yaysız Tatar arabalarında gruplar, tüfeklerine fişek sürülmüş, süvari jandarmalarının muhafazasında başka menfalara gönderildiler. Yolda jandarmalar ufak bahanelerle arabadakileri kamçılıyorlardı. Yollarda bazen pis hanlarda, bazen karakollarda, bazen de hapishanelerde yatırılıyorduk. Buralarda yatmak değil oturmaya imkân yoktu. Haşerat hücumuna maruz kalıyorduk. Hepimiz bit içinde idik. Yolda ekmek bile vermedikleri için uğradığımız kasabalarda ahali:

-Garipler gelmiş diye peynir ekmek getiriyorlardı.”7

Daha sonra Çorum, Ankara, Bilecik ve gönüllü sürgüne gittiği Beyrut’ da bulunur.

Refik Halit Karay diyor ki:

Yine Mustafa Baydar’ın “Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar” isimli kitabında sürgün günleri ile ilgili Baydar’ın sorduğu “İnsanlar bazen kahır yüzünden lütfa uğrarlar. Sizin de İstanbul ve memleket dışına çıkmak zorunda kalışınız sanatınız için faydalı oldu mu?” sorusuna yazar şu cevabı verir: “Her iki gurbetim de çok faydalı oldu. Birincisinde Anadolu’yu tanıdım. İkincisinde dünyayı tanıdım” demiştir.8

KAYNAKÇA

1 Zengin H. Zeynep, Hikâyeci Yönüyle Refik Halit Karay, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi SBE Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Programı Yüksek Lisans Tezi İstanbul 2013 s: 1

2 Zengin H. Zeynep, Hikâyeci Yönüyle Refik Halit Karay, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi SBE Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Programı Yüksek Lisans Tezi İstanbul 2013 S: 2/Karay Refik Halit, “Muharrirliğe Nasıl Başladım?”, Sakın Aldanma, İnanma, Kanma, s: 193 – 194.

3-Ünal Yanal, Refik Halit Karay, Kirpi’nin Dedikleri S: 339, Kayalı Kurtuluş, Keşke Herkes Papağan Olsa, Ankara, Ay Yıldız Yayınları, 1994, s. 49.

4-Ünal Yanal, Refik Halit Karay, Kirpi’nin Dedikleri S: 339; Hüseyin Tuncer, Meşrutiyet Devri Türk Edebiyatı, İzmir, Akademi Kitabevi, 1994, s:587

5-Ünal Yanal, Refik Halit Karay, Kirpi’nin Dedikleri S: 339, Meral Çelen, “Refik Halit Karay’la Bir Konuşma”, Zübük, İstanbul, 16 Nisan 1962; Mehmet Nuri Yardım, Refik Halit Karay (Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Eserlerinden Seçmeler), İstanbul, Hikmet Neşriyat, 2002, s:54

6-Zengin H. Zeynep, Hikâyeci Yönüyle Refik Halit Karay, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi SBE Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Programı Yüksek Lisans Tezi İstanbul 2013 s: 3

7-Yücebaş, Hilmi ve Ecehan Abdullah Tanzimat Fermanı’ndan Bugüne Edebi Sürgün Tübar-XXII-/2007-Güz S: 16/Refi Cevat Ulunay, Hayatı-HatıralarıEserleri, Arkın Limited Şirketi, İstanbul s:4-6  

8-Baydar Mustafa, Edebiyatçılarımız Ne Diyorlar, İletişim Yayınları, İstanbul 2015, s: 166

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

  1. Benzer kaderi yaşayan pek çok aydın insan yaşamıştır bu memlekette. Bu tarz yazının devamını dilerim. Sevgiler ….

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM