Hayal, Potansiyel ve Keşif
Abone Ol 

Hayal, Potansiyel ve Keşif

Bu hafta ki yazımın adı; Hayal, Potansiyel ve Keşif.

Onlar benim için sevgimin tanımını eksik yapabilme ihtimalinden korkacak kadar özel, hayatımda yolumu bulmamı sağlayan bir pusula olan ve beni yeniden doğuran çok kıymetli hocam Dr. Bahar ERİŞ’in kelimeleri.

Yeniden doğmak dedim çünkü bana göre her insan yeniden doğurabilir kendini ve ilki kadar sancılıdır bu yeni doğma hali, gebelik süresi upuzundur, içi belirsizliklerle doludur. Fakat güzel olan şudur ki yeniden doğduğunda sen, artık eski sen değilsindir. Mark Twain bu konuda; ‘insan iki kez doğar, biri bedensel doğuştur, diğeri ise neden doğduğunu, neden var olduğunu anladığın günkü doğuşundur’ der.

Doğum kısmına yeniden geleceğim ama ben bana bir yaşam sunmuş size bu girişle teşekkür etmek istedim öncelikle.

Hayal, Potansiyel ve Keşif kelimelerini bana verdiğinizde, bana verilen her kelime de olduğu gibi yine o tutukluğu yaşadım, ‘Ah Tanrım şimdi ben bu kelimelere nasıl bir yazı yazarım? ‘

Bu soruyu ne zaman sorsam ilham tam da o an geliyor aslında, zira kelimelere bir bağ anımsadığımda yazacağım yazı bir gömleğin düğmeleri gibi iliklenmeye başlıyor. Bu yazı da gömleğimi ilikleyen ilk şey ise Alice oldu. Bence sizin ki birbirine ikiz kadar benzeyen bir dostluktu. Bir gün her zaman ki oynadığınız oyunlardan çok sıkıldınız ve bile isteye bulduğunuz o tavşan deliğinden aşağıya yuvarlandınız ve bilim adamlarına deney, kaşiflere keşif,  mucitlere buluş, filozoflara felsefe yaptıran o merak ve sıkılma hali ile bambaşka bir dünyaya açıldı pencereniz.

Hayatı da bu metafor üzerinden anlamaya çalıştığımda aslında bizim kabımızı genişleten şeyin tam da bir yerlerde sıkılmaktan ya da sıkışmaktan kaynaklandığı ile ilgisi olduğunu düşünüyorum. Siz de bilirsiniz ki bunu en iyi anlatan da Abraham Twerski’nin Istakozlar Nasıl Büyür sunumudur. Anlatısına göre bir gün bir dişçiye giden Twerski bekleme salonunda bir makaleye göz atmaya başlar, makalede ıstakozların sert bir kabuk içinde yaşadıkları, narin ve yumuşak bir hayvan oldukları yazılıdır. Bu sert kabuk genişlemiyordur ve ıstakoz büyüdükçe bu kabuk onu sıkıştırmaya başlıyordur ve ıstakoz da kendisini basınç altında ve rahatsız hissediyordur ve Twerski’ye göre ıstakozun büyümesine imkan duyduğu şey de zaten bu rahatsızlıktır. Diyor ki Twerski sunumun devamında; eğer ıstakozların bir doktoru olsaydı büyüyemezlerdi. Çünkü onlar ne zaman rahatsızlık hissetseler doktora giderlerdi. Doktor onlara antidepresanlar verirdi ve onlar da kendilerini iyi hissederdi. Fakat bu durumda kabuğunu hiçbir zaman çıkartıp atamazlardı.

Burada bizlere söylemek istediği şey; stresli zamanların, o sıkışmaların büyümenin bir işareti olduğunun farkına varmamızla ilgili ve eğer diyor zorlukları uygun şekilde kullanırsak zorluklar aracılığı ile büyüyebiliriz ve bu büyüme hali bizlerin kendi gerçek potansiyelimize ulaşabilme hediyelerimizdir ve şimdi bu bilgiler ışığında Alice ile ıstakozu birleştirirsem eğer ortaya şöyle bir şey çıkıyor, eğer sıkışa sıkışa da olsa tavşan deliğinden geçmeye çabaladığımızda kendi değişimimizi yaratabiliyoruz ve sonra dünya oluyor bir tavşan deliği, zira hayat Anais Nin’in de dediği gibi; kişinin cesaretine oranla daralır ya da genişlerdi.

İnsan yaşamı için böylesine bir keşfetme isteği, kalıp ve kurallarla çevrili insanın, ona buyur edilen dünyanın dışına çıkıp özgürleşmek ihtiyacından, sonsuzca yaşadığı hayal dünyasından ve elbette bu sayede kendi tavşanının peşine düşmeyi seçmiş olmasından gelir ve bana göre kendi tavşanının peşinden gitmeye cesaret etmek Robert Frost’un bir şiirinde yazdığı gibi; ormanda yol ikiye ayrıldığında daha az yürüneni seçmekle olabilir.

Yazı ilerlerken burada biraz yazı dilimden bahsetmek isterim : ) yazı yazarken önce birbirinden farklı motifler işlerim ve sonra zamanı gelince o motifleri birbirine dikerim, tüm motifler birleştiğinde, yazı renkli ve çiçekli bir masa örtüsü gibi serilir bir masanın üstüne ve burada artık kelimelerin sahibi ile bir masanın etrafında buluşup çok tatlı bir sohbete başlayabilirim.

Mesela siz de bundan yirmi yıl kadar önce, yükseköğrenime devam etmek için tek başınıza New York’a gitmeye karar verip, kimseye sormadan pasaportunuzu aldığınızda belki de sizi bizlerle buluşturacak olan o hayali tavşan deliğinden aşağıya yuvarlanmayı seçmiştiniz, kendi harikalar diyarınıza gönül rahatlığıyla varabilmenizi sağlayan en kıymetli şey de sanırım size ‘sana düzgün bir harita alalım’ diyen babanız idi ve sonra gittiğiniz New York’ta buz gibi soğuk bir kış gecesinde kendinize sorduğunuz o soruya verdiğiniz cevapla ilgilidir belki de pek çok şey. Yarım gün boyunca okul öncesi öğretmenliği yapmak, akşam derslere girip, hafta sonları bebek bakıcılığı yapıp, sinemada yer göstermeye kadar yaptığınız ek işlerle bence Abraham Twerski’nin bahsettiği ıstakoz hikayesi gibi kendinizi büyütüyordunuz, zaten bunu Korkmasaydın Ne Yapardın? kitabınızda; ‘çabanın sihrine inananlardanım, çabaladığınız her ne ise onu mutlaka büyütürsünüz’ cümlesiyle siz de dile getirmişsiniz.

İşte tam da burada bir insanı gerçek potansiyeline vardıracak olan yegane şeyi de hediye etmiş oluyorsunuz bizlere, kurduğu hayal için yolda kalmayı seçmek öğretisi. Belki o yılbaşında ailenizi göremediniz fakat nice güzelliklere sebep olarak, kurguladığınız yaşam ile hiç tanımadığınız insanların kalbine bir aile gibi girecektiniz.

Hayat bizden bazen sadece yolda kalmamızı ister. Burada yine kitabınızda yazdığınız bir yeri eklemek isterim, Victor Frankl’in dediği gibi; ‘yaşamdan ne beklediğimizden çok yaşamın bizden ne beklediği’ üzerinde düşünebiliriz, zira hayatın bize çizdiği yolla kendimiz için çizdiğimiz yolun kesişiminden ‘anlamlı bir yolculuk’ doğurabiliriz.

Bunu Dünya Üstün Yetenekli Çocuklar Konseyinde çevirmen olarak görevlendirildiğiniz konferansta ki büyülenme anınızla anlatabilirim, diyorsunuz ki orada; bazı çocukların zihinsel becerileri diğerlerinden belirgin olarak ileriydi, bazılarının çok farklı alanda yetenekleri vardı, okulda fark edilmeyebiliyordu. Çocukların potansiyelini keşfetmek hayatlarında çok şeyi değiştirebiliyordu, Türkiye’de böyle bir eğitim anlayışı yoktu, içimde yeni bir başlangıcın sancılarını hissetmeye başlamıştım, hayat beni bir kez daha doğurmaya hazırlanıyordu. Ve diğer sayfada ise şunları yazmışsınız, Psikolog William James; ‘Potansiyelini gerçekleştiremeyen organizma zamanla hasta olur’ der,

‘Hepimizin içinde keşfedilmeye değer biricik yetenekler olduğuna inanıyorum, anlamlı bir hayat bu yetenek potansiyelinin keşfi ve işlenmesiyle çok bağlantılı’ diyerek yazılarınızın ve aslında yaşamınızın felsefesini dile getirmişsiniz.

Bu satırlara baktığımda seçtiğiniz kelimelerin, yazımda sizi daha iyi yansıtabilmek için tekrar okuduğum kitabınızda bana değil yaşama sunduğunuz birer mihenk taşı olduğunu fark ettim. Bu çok uzun bir yaşamsal yolculuk, delikten yuvarlanmakla da bitmiyor, her bir tavşan deliği aslında yeni bir dünya, yeni bir keşif ve bu yüzden de yazımı, başladığım gibi yine siz ve Alice’le bitirmek isterim.

Harikalar diyarının uçsuz bucaksız yemyeşil ormanlarında kaybolmuşken rastladığı, bilgeliği temsil eden Absolem adındaki yaşlı tırtılın ‘Sen de kimsin’ sorusuna ‘ben de pek bilmiyorum efendim, en azından şu an için pek emin değilim. Aslında bu sabah uyandığımda kim olduğumu biliyordum fakat o zamandan bu yana birkaç kez değiştim sanırım’ cevabını verir Alice.

Siz buna benzer bir soruya insanın potansiyeli ile kumaş arasında bir ilişki olduğunu düşünüyorum diyerek kumaş ve karakterimiz arasındaki benzerlikleri sunmuşsunuz. Ve bir yerde ‘kumaşa nasıl baktığın, potansiyelin içinde bulunduğu çevreyi temsil eder, kumaşın kararlılığı, insanın karakterine, hayattaki seçimlerine, iradesine, azmine, esneme kapasitesine benzer’ demişsiniz ve ‘kumaşın da, potansiyelin de neye dönüşeceği bu faktörlerle yakından ilişkili, yapından gelen doğan ne, kimlerle etkileşime girince ne reaksiyon veriyorsun, nerede ne fayda sağlıyorsun’ diye de bir soru eklemişsiniz.

Sorunuza şu şekilde cevap vermek isterim. Masalda sen kimsin diyen soran yaşlı tırtıl Absolem kelebeğe dönüşememiştir. Fakat seni yazdığı kitaplarla özenle büyüten, Mark Twain’in tanımında ki gibi, yaşam anlamını sana anımsatıp seni yeniden doğuran annen sana bir kelebek düşü sunmuştur . Ve bilin ki sayenizde yolunu bulan o küçük çocuk bir gün aynı masalın içine düşse karşısına çıkan tavşana ‘hangi yoldan gideyim’ diye sormazdı, zira ona pusula olmuş bir annenin ayak izlerini takip eden her çocuk gibi nereye gideceğinden ve kim olduğundan emin olurdu artık. Bu  rahatlıkla söyleyebilirim ki,  kumaşım Halil Cibran’ın da dediği gibi; yüreğimden çekilmiş iplikle dokunmaktadır sevgilim giyecekmiş gibi, ne de olsa üzerine siz damladınız bir mürekkep gibi.

 Son olarak bugün anneler günü ve yazı pazartesi günü yayınlanacak. O yüzden yazıyı en sevdiğim şiir ile bitirmek isterim;

‘‘Anneciğim seni ben,

Çiçeklerden yemişten,

Sarı saçlı bebekten,

Canımdan çok severim.

Gitme hep yanımda kal,

Beni kollarına al,

Pembe gülden daha al,

Yanağından öperim.’’

Dinçel LAÇİN

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

11 yorum

  1. Can Dinçelim bu nasıl bir ilhamdır, bu nasıl kelimelerle dans ediştir, bu nasıl bir potansiyelini keşfediş ve sergileyiştir….Var ol, daim ol, yazılarınla daha da çoğal! Bu arada, çok sevdiğim Bahar Hocama ait bilmediğim detaylar öğrenmek de ilham verici oldu!

    • O kadar güzel ki yorumun kalpten geldiğini bildiğim bu nefis cümleler karşısında sadece ağlamak istiyorum.
      Bir insanın bir insanı böyle yüceltiyor olması muazzam bir yüce ruh olmayı gerektirir.
      Seni seviyorum Can Reyhan’ım ♥️

    • Çok teşekkür ederim canım Tuğba’m.
      Çok mutlu oldum güzel yorumun için.
      ♥️♥️♥️

  2. Çok beğenerek takip ettiğim, samimiyetini çok sevdiğim Bahar hocamın kelimelerine o kadar muazzam motifler dikilmiş ki; motiflerden oluşan renkli masa örtüsüsün serili olduğu masanın etrafında, yanınıza ilişip oturmaktan alıkoyamadım kendimi.
    Korkmasaydık, belki de hayallerimizi gerçekleştirmek için potansiyelimizi keşfeder, Harikalar Diyarı’mızı inşaa ederdik.
    Kalemine, yüreğine, potansiyeline sağlık güzel insan.?

    • Son zamanlarda benim hayali masama oturmuş en kıymetli kişi oldun Fatoş’um.
      Bir hayalim var seninle ilgili.
      Onca kurduğumuz sofrada karşılıklı ruh buluşmaları yapmak.
      Çünkü biliyorum ki konuşmadan da anlarsın sen beni, hayatım boyunca unutmayacağım anneler gününde hissettiğim derin acıyı yüreğine dert edişini.
      Bu benim için gerçekten çok kıymetli.
      Bu yüzden bil ki kurduğumuz biraraya geldiğimiz her sofrada onur konuğum olursun.
      ♥️♥️♥️♥️

  3. Hayal, Potansiyel ve Keşif ne çok şey anlatır bize. Bu kelimelerin gücünü hissettirdi kaleminin kuvveti. Ve Bahar hanımın ‘Hepimizin içinde keşfedilmeye değer biricik yetenekler olduğuna inanıyorum, anlamlı bir hayat bu yetenek potansiyelinin keşfi ve işlenmesiyle çok bağlantılı’ sözü senin içindekileri çok ama çok anlamlı kılıyor. Hepimizin içindeki potansiyeli keşfetmesi dileğimle… Yine harika bir yazı yine sorgulatıcı ve Bahar hanımı da seçtiği kelimelerle seni bizlerle buluşturduğu için teşekkür ediyorum.

    • Benim canım hocam, gerçekten çok mutluyum şu an, yukarıda dostlarımın yazdıkları, benim için çok değerli bir insana yazı yazmış olmam ve bir hayalimin daha gerçekleşmiş olmasında sizin de büyük katkınız var.
      Şu an sevinçten ağlıyorsam buna sebep beni bu dünyaya kabul edişinizdir.
      Benim şansım masada hep güzel insanlara denk gelmekti.
      Size de bu yüzden bu vesileyle yeniden teşekkür etmek isterim.

  4. Biz İç mimar Hocalar bazı mekanları tanımlamak için “Mekan içinde mekan” deriz ve bunun için Alice’in Harikalar Diyarını çok örnek veririz.
    İşte öyle bir şey…
    Mekan içinde mekanın yazıya yansıması…
    Kalp kalp kalp

    • Mekan içinde mekan, bak bu da bambaşka bir yazı olur canım Özlem’im, çok hoşuma gitti felsefeniz ya da dersiniz 🙂
      Belki de bir tavşan deliğinden daha yuvarlanıyor olabilirim şu anda, beni ittiğin ve yazımı okuduğun için çok teşekkür ederim.
      Aynı kalplerden ben de :=)

  5. Merhaba… Sizinle az önce İnstagramdan takip ettiğim ve bayıldığım nilin sayfasındaki paylaşımıyla tanıştım. Hemen kimsiniz diye bir baktım ? her okuduğum gördüğüm şeye yazmıyorum tabi ki.. Hatta hiçç.. Şuanda çok ben gibi biri ile karşılaşmanın tatlı hissini yaşıyorum. Betinlemeleriniz örnekleriniz sunumunuz sevdikleriniz etkilendikleriniz çok ben gibi.. Benden farkınız bu halinizle kendinizi kabul ettirmiş olmanız ve new-york hikayenize bakılırsa cesur ve aile bakımından da güçlüsünüz… Çok sevdim… Sizi ve yazdıklarınızı.. Takipte olucam… Memnun oldum… Belki de görüşmek dileğiyle… Sevgilerrr…. ???

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM