Feminist Kimdir?
  • Facebook
  • Twitter
  • 7 Mayıs 2020
  • 13
  • 635
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Abone Ol 

Feminist Kimdir?

“Bana göre bir feminist, “Evet, günümüzde bir toplumsal cinsiyet sorunu var ve onu çözmeliyiz. Daha iyisini yapmalıyız.” diyen kişidir. “Kadın, erkek hepimiz daha iyisini yapmalıyız.”

Feminist Manifesto

Feministi böyle tanımlamıştı ‘Feminist Manifesto’ kitabında Chimamanda Ngozi Adichie. Kelimenin kökeni Latince ‘femina’ ve onun Fransızca türevi olan ‘feminizme’ kelimesinden gelir. Kelimenin kökü her ne kadar ‘femina’ yani ‘kadın’dan gelse de savunduğu fikir eşitliktir, toplumsal cinsiyet eşitliği. Yani sorun kadın erkek meselesi değildir aslında. Toplumlarda erkek egemenlik baş gösterdiği için, toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması adına böyle bir kavram doğmuştur.

İnsanlığın ilk çağlarında avcılık ve toplayıcılıkla yaşamını sürdüren bir toplum yapısı vardı. Erkeğin yaratılışı gereği güç kullanması en çok o dönemde gerekliydi. Günümüz mesleklerine bakınca fiziksel güç yerine bilgi, beceri ve başarı kriterleri ön plana çıkıyor. Bir erkek de bir kadın da sahip oldukları nitelik ve donanıma bağlı olarak yönetici, doktor, avukat, pilot, mühendis vb. olabiliyor. Fiziksel güçten çok zihin gücü kullanımı gereken bir çağda yaşıyoruz.

Günümüz dünyasında modern iş hayatı içerisinde ise kadın hem iş gerekliliklerini yerine getirmek durumdayken bir yandan da annelik misyonunu yüklenmek durumunda kalıyor. Bir anne çocuklarını büyütme ve kariyerini sürdürme sorumluluğunu aynı anda yapmak zorunda kalabiliyor. Her şeyi tek başına sırtlanarak ruhuna bir kambur ekliyor böylece. Erkeğin en büyük yükümlülüğü ise evini ve ailesini geçindirme sorumluluğu. Çünkü erkekler bu zamana kadar bu şekilde yetiştirildiler. Aradan yüz yıllar geçmesine rağmen, erkek evin geçimiyle sorumlu ilk kişidir tabusu bir türlü yıkılamamıştır. Günümüz evliliklerinde erkeğin çalışıp kadının çalışmaması herhangi bir sıkıntı yaratmazken, kadının çalışıp erkeğin işsiz olduğu durumlar büyük bunalımlara yol açabiliyor. Evliliklerde erkeğin maddi kaynaklarının olması büyük önem taşır durumda.

Toplumumuzda işi olmayan erkeğe kız verilmezken, işi olmayan kız rahatlıkla evlenebilir durumda.

Bu anlamda da eşitlik erkeğe yüklenen maddi sorumlulukla sağlanamamış oluyor. Artık farkındalıklar biraz daha artmış durumda ve bu tabular yavaş yavaş yıkılıyor gibi gözükse de tam bir eşitlik sağlanmış değil bu anlamda. Temelinde ise ataerkil toplumların geleneksel yetiştirilme tarzı yatıyor. Aslında toplumların farklı zamanlarda da olsa kadınlara bir takım haklar tanımasıyla kadın ve erkek arasındaki yasal eşitsizlik farkı git gide azalmıştır. Kadınlar toplumlarda daha fazla statü ve role sahip olmuştur böylece. Fakat geleneksel ve ataerkil toplum kalıpları sürmeye devam ettiği için söz konusu eşitlik bu anlamda sadece yasal çerçevede sınırlı kalmış, toplumsal alanda tam anlamıyla sağlanamamıştır ne yazık ki.

Asıl mesele ‘herkesin feminist olması’

Asıl mesele ‘herkesin feminist olması’ydı, sevgili Chimamanda Ngozi Adichie’nin söylediği gibi. Yani illa kadın olmak gerekmiyor feminist düşünceye sahip olmak için. Böyle söyleyince kulağa tuhaf geliyor olabilir. Çünkü yıllardır kadına özgü bir tanım olarak bilindi feminizm. Chimamanda Ngozi Adichie, daha mutlu ve kendileri olabilen erkekler ve kadınların yaşadığı bir dünya için bugün daha farklı ve adil bir dünyanın hayalini kurup bunun için plan yapmamız gerektiğini söylüyor. Bunun için de kız ve erkek çocuklarımızı farklı yetiştirmemizin önemini vurguluyor. Chimamanda Ngozi Adichie’nin “Hepimiz feminist olmalıyız.” isimli TEDx konuşmasını dinlemenizi ve ‘Feminist Manifesto’ kitabını okumanızı özellikle tavsiye ederim. Ama bu tavsiyem sadece kadınlara değil ‘hepimize’.

Feminizm anlam karmaşası

Bunun yanında feminizm kavramı bu zamana kadar hep yanlış tanımlanmış ve anlam karmaşalarına yol açmıştır. Feministi erkek düşmanı olarak tanımlayan bir kesim vardır hatta. Lise ve üniversite zamanları karşı cinsle arkadaşlıkların, flörtün en fazla olduğu dönemlerde erkek arkadaşı olmayan kızlara söylenen bir kelime olabiliyor mesela. Feminist denince akla gelen ilk şeylerden biri de erkek düşmanı, erkeklerden haz etmeyen sürekli bir çatışma halinde olan kadınlara söylenen bir kelime olması. Bunun yanlış anlaşılmasına neden olacak şekilde eylemlerde bulunan kişi veya guruplar da olmuştur tabi. Ama anlam karmaşasının ortaya çıkmasındaki ilk neden kelime kökeninin ‘kadın’dan gelmesi olabilir. Aynı durumda olan erkekler de yok mu? Okul döneminde flört etmeyen, kadınlarla anlaşamayan?

Ailelerin geleneksel yetiştirme tarzını devam ettirmeleri, çocuklarını ‘kalıba’ sokarak yetiştirmeleri ileri dönemlerde ‘eşitsizliğe’ ortam yaratır.

Erkek çocuklarını yetiştirirken onlara nasıl zarar verdiğimizi hiç düşündünüz mü? Duygularını bastırmayı öğretiyoruz onlara. “Erkek adam ağlar mı?” ya da “Kız gibi ağlama!” ifadeleriyle,  sanki ağlamanın sadece kızlara özgü bir duygu olması gerekiyormuşçasına söylemlerde bulunuruz. Bir erkek sert olmak zorundadır imajı yaratıyoruz. Baba olduklarında otoriteyi bu şekilde sağlamaları gerektiğini düşünüyorlar. Duygularını gizlemeyi ve baskılamayı öğrettiğimiz için bir durum karşısında üzüldüklerinde ağlayamamak onlara daha fazla stres yaratıyor ve içine kapanmalara sebebiyet veriyor. Şiddet olaylarının başlangıcı da buna dayanıyor öncelikle. Çünkü yaşadığı duygu durumunun içinden nasıl çıkacağını kestiremiyor. Duygularını rahatça yaşayabilmek öğretilmedi bir erkeğe.

Kızlara ise aksine, sevimli ve kibar olmaları öğretiliyor. Evlilik kızlar  için bir başarıymış gibi görülürken, evlenmeyen kızlara evde kaldı gözüyle bakılmasına alışığız sanırım hepimiz. Evlilik çocuk doğurup, çocukların sorumluluğunu üstlenip, evin bütün işini çekip çevirip bir de eşine leziz yemekler yapmaktan geçiyor. Büyüklerimiz tarafından da söylenir hep ‘evi dişi kuş yapar’ ifadesi. İlk bakışta kadınları yücelten bir ifadeymiş gibi gelse de kulağa, yine kadınlara yüklenen bir sorumluluk algısına yol açıyor.

“Toplumsal cinsiyetin sorunu, nasıl biri olduğumuzu görmekten çok nasıl olmamız gerektiğine odaklanmasıdır.”

Renklere dahi cinsiyet veririz. Kızlar pembedir, erkekler mavi. Bu da kapitalist sistemin bir dayatması. Erkekler arabayla oynar kızlar bebekle. Peki ne oluyor sonra? Erkekler daha bebeklikten arabalarla içli dışlı oluyor ve ilk araba kullanma denemeleri erken gençlik dönemlerinde başlıyor. Erkeklerin bu anlamda motor becerileri daha gelişmiş oluyor bu durum haliyle ileri yaşlarda arabayı kullanmayı öğrenmede pozitif etki yapabiliyorlar. Bu noktada erkeklerde, kadınların trafikteki küçük hatalarında dahi “Kadınlar araba kullanırsa böyle olur.” yargısı hâkim oluyor. Hatta “Kadın araba kullanmasın, trafiğe çıkmasın!” diyenler, küçümseyenler var. Aslına bakarsanız bu anlamda garip ve gereksiz özgüvenle yetiştirilen erkekler, trafikte kuralları daha çok çiğneyip, kazalara daha çok sebebiyet verebiliyorlar.

Kızlara gelince…

Oyuncakları bebekler olduğu için sorumluluğu erken yaşlarda üstlenip, o kıyafeti o yaşlarda giyiniyorlar. Oysa ki oyuncakları da kız erkek oyuncağı  diye ayırmayarak çocuklarımızı o doğrultuda yönlendirebilsek çocukların temelden empati yeteneği kazanmalarını sağlamış oluruz. Çok küçük bir şeymiş gibi gözükse de evliliklerde empati kurma eksikliği, eşlerin birbirlerini anlayamamasına ve güçlü bağlar kuramamasına yol açıyor.

Aamir Khan’ın bu cümlesi konuyu çok güzel özetliyor aslında: “Kız çocuğuna yemek yapmasını öğretirken, erkek çocuğuna araba kullanmasını öğrettik. Sonra da ‘araba kullanamıyor’ diye kadınları, ‘yemek yapamıyor’ diye erkekleri eleştirdik. Şikâyetçi olmak istemiyorsak erkek ve kadını eşit ve cinsiyet ayırımı yapmadan yetiştirelim.”

Bir de masallar var…

Masallarda işlenen temalara bakınca durumun ciddiyetini daha bir anlıyoruz sanırım. Rapunzel, prensin kendisini hapsolduğu kuleden kurtarabilmesi için saçlarını uzatıyor. Pamuk Prenses, uyanmak için beyaz atlı prensinin gelip onu öpmesini bekliyor. Bir nevi sübliminal mesajlar veriliyor masallar yoluyla. Masallardan uyanma vakti gelmedi mi?

Uyanma zamanı…

Günümüz toplum değerleri, her cinsiyet üzerine aslında taşımak zorunda olmadıkları bazı misyonlar yüklemekte ve bu misyonlar bireyleri kalıplar içinde yaşamaya itmektedir. Bu tabuları farkındalık kazanarak yıkacak olan ‘biz’leriz. Değişimi kendimizden başlatırsak, gelecek nesiller bu dar kalıplar arasında sıkışıp kalmadan özgürce yaşayacaklardır. Belki de toplumsal eşitliğin noksanlığı yüzünden çıkan feminist kavramı gelecekte, bugünkü anlam bütünlüğü içerisinde kullanılmayacaktır kim bilir.

Fatoş Yıldız

Resimlere Bakma Zamanı

Sevdiğin Şeyi Öldürme

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

13 yorum

  1. “Değişimi kendimizden başlatırsak, gelecek nesiller bu dar kalıplar arasında sıkışıp kalmadan özgürce yaşayacaklardır. Belki de toplumsal eşitliğin noksanlığı yüzünden çıkan feminist kavramı gelecekte, bugünkü anlam bütünlüğü içerisinde kullanılmayacaktır kim bilir.”

    Aldım bir erkek çocuğu annesi olarak başımın üstüne koydum ve bir kız çocuğu annesi de kendi başının üstüne koymalı bu cümleyi, yazının bütününü anımsamak için baş ucu cümlesi bence bu cümle olmalı.
    Ayrıca TedX konuşmasını da dinleyeceğim.
    Bunu öğrenmek de bir bonus oldu.
    Kalemine kuvvet.
    Yine doyurdun bizleri.
    ♥️

    • Canım Dinçel, çok teşekkür ederim. Benim için çok kıymetli. Özellikle de bir erkek annesinin başucu cümlesi yapacak olması gelecek nesiller adına beni umutlandırıyor??♥️

      • Bu hepimize düşen önemli bir görev bence, farkında olmak bilhassa mühim.
        Kendi anneliğimde sıklıkla dile getirdiğim bir konu bu.
        Attığımız bu ilmekler geleceğe parlak bir güneş dokuyacak.
        Canım Ruhdaş’ım.
        Tekrar tekrar teşekkür ederim bu yüksek farkındalık yazısı için.

  2. Evet bütün yük gene kadınlarda hatta annelerde.. bir erkek annesi olarak oğlumu türk erkeği simgesiyle değil, aksine naif sevecen karşı cinsini annesini ilerde eşini hep üstün tutmasını aşılayarak yetiştiriyoeum. Gayem bu yönde.. ama genler diye bi gerçek var. Ve yaşamış olduğumuz coğrafya artı sosyal çevre. Oğlum göster amcalara pipini değil de sev oğlum sarıl oğlum öp oğlum şeklinde büyütüyorum. Umarım ilerde gelinim bana teşekkür eder benim etmeye fırsatım olmamıştı.. kalemine sağlık Fatoşum?

    • Bizim ebeveyn olduğumuz bu dönemde sorumluluğun çoğu belki annelerde. Fakat çocuklarımızı eşit koşullarda cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, gerçekten ‘yetiştirebilirsek’ bizden sonraki jenerasyonda tüm sorumluluk kadında ya da annede olmayacaktır. Çünkü biz sadece kız evladımızı değil erkek evladımızı da aynı bilinçle yetiştirmiş olacağız. Yaşamış olduğumuz coğrafya ve sosyal çevre de değişime uğramış olacak böylece. Umutluyum Zümrüt’üm?

  3. Bence insan masallardan değil insanlik uykusundan uyanmali? feminizmi cok iyi ve her yönüyle anlatan cok guzel bi yazi????evet! Yetistirme ve yetisme tarzi kaliplardan kurtulamamak butun insanligin sorunu degilmidir!? her konuda….bir seyin,hiç birseyden ustun olmadığını anliyan insanlar, herseyin bir ve esit oldugunu bilirler..her düşünce, benlige sahip olan zihinde ayri duygulara ve anlayisa dönüşür,bu yuzden esitligin ve bir ligin olusmasi için benlik alt edilmelidir…sevgiyle❤?

    • İnsanlık uykusundan uyandığında masallardan da uyanmış olacak böylece. Bu pencereden bakmamıştım, teşekkür ederim enfes bir yorum getirdiniz yine???

    • Can Reyhan’ım, onca telaşenin arasında fırsat yaratıp okuyorsun, bir de böylesine harika sözlerle geri dönüş yapıyorsun ya, iyi ki varsın♥️

  4. Öncelikle sizi tebrik etmek istiyorum Fatoş Hanım. Gayet net anlamışsınız. Her şeyden önce yine eğitim ön plana çıkıyor. Ancak çocuklarımızı bir masal dünyasında değilde gerçek dünyaya uyanmaları sağlanmalı. Tebrikler ?

    • Çok teşekkür ederim Tolga bey. Aslında aynı şeyi düşünüyoruz ancak önce biz yetişkinlerin uyanması gerekiyor. Masalları izleten de anlatan da bizleriz neticede ve altında yatan sübliminal mesajlar yadsınamaz bir gerçek. Aynısı dizilerle de yapılıyor. Sadece toplumsal cinsiyet eşitsizliğini anlatan değil, şiddet olayları, ahlaki yozlaşma vb. alttan alta işleniyor. Dilerim sizin söylediğiniz gibi eğitim ön plana çıkar ve uyanırız o derin uykumuzdan!

  5. İş hayatında bir çok kişi tarafından ikinci plana atılmış olan, ödevlerde eşit fakat yükselmelerde sırf cinsiyeti nedeniyle tercih edilmemiş bir çok kadın tanıyorum. Verilmiş en büyük vasıf olan doğurmak maalesef iş yerleri için bir külfet.
    Ve sözde kadınları desteklemek için yazılıp çizilmiş bir çok kaynakta bir insanın cinsiyet ayrımı yapılmaksızın ihtiyacı olan yemek, çamaşır, temizlik gibi bir çok ihtiyacın kadının sırtına yüklenmiş olarak ima edilmesi bile bana açık bir cinsiyetçilik gibi geliyor.
    Ben de bir erkek annesi olarak elimden geldiğince bunu o küçük gibi görünen koca ruha aşılamaya çalışıyorum. Umarım başarırım.
    Her şeyden önce insan olabilmek en büyük vazifemiz.
    Bu kadar güzel bir konuya değinip farkındalık yaratttığın için çok teşekkürler.

    • Çok güzel bir yorum getirmişsin, çok teşekkür ederim can dostum. Ne kadar çok seviniyorum özellikle de erkek anneleri yazmış, önemsemiş. Bu farkındalık bile gelecek nesiller için umut. Söylediğin gibi asıl mesele iyi insan olabilmek ve iyi insan yetiştirebilmek!

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM