Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
KarmaKARIŞık
  • 1
  • 150
  • 22 Nisan 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    3 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Hayalimi gerçekleştirmek üzereydim. Dört yıl eğitim aldığım, ülkenin en iyi üniversitesinin Fizik Mühendisliği bölümünden mezun olmuş, yüksek lisansımı tamamlamış, yurt dışında, prestijli bir üniversitede doktoram nihayet bitmişti. Kuantum fiziği ile ilgili tezim, büyük ses getirmişti. Çok kitap okumuştum, bilim adamlarının kuantum fiziğinde ki tezleri, makaleleri, deneyleri ile gündüzüm ve gecem geçmişti.

Kendimle gurur duymayayım da ne yapayım? Evrenin matematiği, gizemi ile ilgili saatlerce konferans verebilirdim. Aferin! Dedim kendime, ben olmuştum artık, kendimle gurur duydum ve koltuğumda biraz daha dik oturdum. Uçağın hava boşluğuna düşmesi ile bir an sarsıldım.  Mecburi iniş yapacağız anonsu ile irkildim. Daha önce hiç gitmediğim bir Ortadoğu ülkesinde, hiç bilmediğim bir şehrin havalimanına mecburi iniş yapacaktık. Korkum daha da artarken, iniş sağ salim gerçekleşmişti. Bir anons ile daha fazla irkildim. Hava şartlarından dolayı, 24 saat sonra uçağın ancak tekrar kalkabileceği söylenmişti. Sinirimi, yeni bir ülkenin keşfi olarak değerlendirebileceğimi düşünerek, bastırmaya çalıştım.

Herkes yemek yemek için, havalimanın renkli lokantalarına dağılmıştı. Etrafı keşfetmek için havalimanından çıktım. Harkulade bir hava vardı dışarıda. Şehrin dışında bir havalimanıydı ve keşif için 24 saatim vardı. Hemen bir araç kiraladım. Etrafı seyre dalarak keyifli keyifli bir süre gittik, havalimanından epey uzaklaşmıştık. Araba sarsılarak aniden durdu, bir bu eksikti dedim, arıza yapmıştı. Keşfime yürüyerek, etrafı inceleyerek devam etmeye karar verdim. Küçük küçük evler birbiri ardına sıralanıyordu. Sağdaki dar sokağa döndüğümde, bir elmanın ayaklarıma doğru yuvarlanarak geldiğini gördüm. Elmayı yerden almak için eğildim, kafamı kaldırdığımda, elinde kitabı olan bir erkek çocuğunun sırıtarak bana baktığını gördüm.

Merhaba Santiago dedi. Dilimizi bu kadar net konuşmasına şaşırdım.

Santiago’mu, adım bu değil ki? Dedim, gülümsedim. Elma için de teşekkürler, ne güzel bir karşılama.

Sen Simyacı değil misin? Simyacı kitabında ki Santiago olmalısın?

Elinde, Paulo Coelho’nun Simyacı kitabını tutan ve defalarca okuduğu, kapağının eskiliğinden anlaşılan afacan çocuk, gülümseyen gözlerle bana bakıyordu.

Güzel bir kitap olduğunu biliyorum ama okumadım henüz, kütüphanemde duruyor, bir mesajı var mı bu kitabın dedim.

Kahkaha ile güldü, sonra durdu, gözlerimin içine baktı. Okumadığın belli, buralara kadar geldiğine göre dedi, alaycı bir ses tonu ile. Gönül gözü maddi gözden iyi görür. Yüreğindeki iç sesi dinle. Yüreğinin sesini dinleyenler ve işaretlerin dilinden anlayanlar, gerçek mutluluğun ve definenin nerede olduğunu anlar. İşte, mesajı bu kitabın, simyacı bey, dedi

Simyacı değilim dedim, fizik mühendisiyim, hem de kuantum fiziği üzerine, uzmanlaşıyorum. Sanki gururlanarak söylemiştim. Küçücük bir çocuğa, hem de kuantumun ne olacağını bilemeyecek, belki de ilk kez duyan bir sokak çocuğuna, bir şey kanıtlamak ister gibi davranmam çok aptalca geldi.

Simyacı değilsin öyle mi? Keşke olsaydın. Ya da deneseydin.

Kafasını okşadım, bana attığı elmadan koluma silerek, bir ısırık aldım. Yürümeye devam ettim.

Arkamdan koştu ve bağırdı, hey karmakarışık bekle!

Karmakarışık mı?

Döndüm, neden bana öyle dedin? Dedim.

Kuantum üzerine uzmanım demedin mi az önce? Dedem her şeyin çorba yani karmakarışık olduğun söyler, ona da piri söylemiş. Tabi biz insanların gördüğü çorba, ama öyle bir nizam vardır ki, çözebilene AŞK OLSUN. Sende bu işin uzmanıyım dedin ya, sende karmakarışıksın işte dedi. Bana doğru işaret parmağını uzatarak, önden dökülmüş dişleri gözükecek şekilde, kahkahayı bastı. Burnundan akan sümüklerini, koluna sildi, parlayan gözleriyle tekrar neşeli bir kahkaha attı.

Bir an durdum. Karmakarışık. Gerçekten doğru bir tabirdi. Bu çocuk nasıl bilebilir ve böyle bir benzetme yapabilirdi. Ben o kadar bilgiyle yapamamıştım. Çocuğun dedesini merak ettim. Tanışsam, benim için farklı bir keşif olurdu diye düşündüm.

Dedenle tanışmak isterim dedim. Ama arkasını dönmüş gidiyordu. Hey çocuk baksana! Beni dedene götürür müsün? Arkasını döndü, sekerek oyun oynar gibi koşarken, eliyle işaret ederek, gel benimle! Dedi.

İçimden onun gibi sekerek, zıplaya zıplaya koşmak geldi. Kahverengiye boyanmış, yer yer boyaları dökülmüş tahta kapının önünde, kırık bacaklı eski bir sandalyeye oturmuş, bastonuna çenesini dayamış bir ihtiyar, bizi bekliyor gibi yola gözlerini dikmişti. Bizi görünce gülümsedi. Yanına yaklaştım, kendimi tanıttım, tabi eğitimimi, ünvanımı da ekleyiverdim. Beni ben yapan şeyin, bilgim ve ünvanım olduğunu düşünmek, nasıl bir bedbahtlıktı, farkında bile değildim.

Evladım dedi, biz o yollardan geçtik, senin bildiğini sandığın şeyleri, bizde bildiğimizi sandık, ama tek bilmemiz gerekenin, hiçbir şey bilmediğimiz olduğunu öğrendik. Öğrendiğimizi hal edindik.

Bu yaşlı ihtiyar, benim yıllarca aldığım eğitimim hakkında nasıl bir fikri olabilirdi ki. Okuma yazma bile bildiğini sanmıyorum diye içimden geçirdim. Yüze bakan gözü, içe bakan özü bilir, öğrenecektim.

Mesela dedim, kuantum fiziğini bilir misin? İstersen biraz anlatayım. Sende sonra bana bu konuda bildiğin kadarını anlat. Şimdi düşününce, bu nasıl bir ukalalık, nasıl bir kibir, nasıl bir aymazlıktı, yaptığımdan utanmayı sonradan bildim.

Tamam dedi, çenesini dayadığı bastonundan kaldırarak, tatlı tatlı gülümsedi.

Ben senin talebenim şimdi dedi, talebene anlatır gibi anlat! Pür dikkat, dinlemeye başladı.

Hangi bilim adamından başlayıp, hangi ilkeyi nasıl anlatacağımı kafamda kurgulamaya başladım. Max Planck, Einstein, Rutherford, Heisenberg, Schrödinger. Belirsizlik ilkesi, çift yarık deneyi, kuantum dolaşıklılığı, kafamda uçuştu.

Bildiğimiz fizik kanunlarından farklı olarak, Kuantum der ki; Gerçekte madde yoktur. Tüm madde kaynağını, bir atomun parçacığının titreşimine neden olan, ve bu küçük güneş sistemini bir arada tutan, bir kuvvetten alır. Bu gücün arkasında bilinçli ve akıllı bir zihin varlığını varsaymalıyız. Bu zihin tüm maddenin matrisidir der, Max Plank.

Gerçek olarak isimlendirdiğimiz her şey, gerçek olarak nitelendiremeyeceğimiz şeylerden oluşur der, Niels Bohr.

En ilgincini anlatayım. Elektronların deney sırasında, ortamda gözlemci varsa farklı, gözlemci yoksa farklı davrandığını gösteren çalışmalar yapılmış. Deney defalarca tekrarlandığında bile ortamda gözlemci varsa elektronlar parçacık  gibi hareket ediyor, gözlemci yoksa dalga gibi hareket ediyor. Bir an durdum, neler anlatıyorum ben dedim, belki okuma yazma bilmeyen bir ihtiyar, benim en basite indirgeyerek anlattığım şeyleri bile, nasıl anlasın? Bana dikkat kesilerek dinlediğini fark ettim. Oysa ben bilgimi ispatlamaya değil, yaşlı adamın konuyla ilgisini merak ettiğim için gelmiştim. Yine bencillik ve kibir yapmıştım. Bunlar bilimsel ve karışık mevzular dedim. Ben, seni dinlemek için geldim, torunun bu konuda hayli bilgili olduğunu söyledi.

Yaşlı adam, torununa bir sandalye getirmesini söyledi ve eliyle oturmam için işaret etti. Dinlemek isteyene, talep edene anlatılmaz mı can? Dedi, tatlı gülümsemesi içimi ısıttı.

Bende, onu taklid ettim, bir talebeye anlatır gibi anlat lütfen! Dedim ve gülümsedim.

Söze başladı.

Saydığın adamlar, çok büyük adamlar. İlahi hikmetler, bilinçlerine açılmış, aleme hizmet etmeleri için, eyvallah. İlim çok önemlidir ama keşfetmeye başlamakta biraz geç kalmışlar. Bilim ilime dönüşmezse, faydalı olan bilim, zararlı olan sonuçlar da doğurabilir. Senin kadar bilgili olamazsam da kıt bilgimle senin dilinden anlatmaya çalışayım.

Yerel Olmama durumu. Kuantum mekaniğinde Yerel olmama durumunda, hem her yerde, hem de hiç bir yerdedir parçacıklar.

Mevlana pirim;  “Bir yerde olan her yerde, her yerde olan hiçbir yerdedir.” Demiştir.

Kuantum Dolaşıklığı. Nesneler birbirinden ayrı, ama yine de iletişim halinde bulundukları bir durumu ifade eder.

Yine Mevlana pirim, “Her birimiz tek kanatlı melekleriz ve bizler ancak birbirimizi kucaklayarak uçabiliriz.” Der.

Cüneyd Bağdadi pirim ise  “İki kişiden her biri diğerine “Ey Ben” diye hitap etmedikçe, aralarındaki muhabbet sıhhatli olamaz.” Der.

Senin bahsettiğin,  gözleyenin gözleneni gözleyerek etkilemesi durumu. Elektronların, gözlemci yoksa parçacık, gözlemci var ise dalga şeklinde yayılması. Kuantum mekaniği gözlemleyiciyi de sisteme dahil eder. İlahi ilim yani.

Hallac-ı Mansur pirim, “Rabbimi kalbimin gözüyle gördüm. Dedim ki: ‘Kimsin Sen?’ cevap verdi: ‘Sen’.

İbn-ul Arabi pirim, “Rabbinizi kendinizin bilgisi ile bildiğiniz zamanlarda, sahip olduğunuzdan farklı bir bilgi ile kendinizi bilirsiniz; artık kendinizi O vasıtasıyla bilirsiniz. Yaratma, Tanrı’nın bu yaratılmamış hakikatlere, varlık feyzini vermesinden başka bir şey değildir.” Der.

Maddeye eşlik eden dalga durumu. Her parçacığa ve hatta insan kadar büyük kütlelere bile bir dalga eşlik eder. Yine Mevlana pirim der ki, “Beden ruh vasıtasıyla hareket eder, fakat siz ruhu göremezsiniz: Ruhu bedenin hareketleriyle bil.”

Belirsizlik İlkesi. Kesin ölçüm diye bir şey olmaz ve bu bizim bilgimiz veya ölçme hassasiyetlerimiz ne kadar gelişirse gelişsin aşılamayacak bir sınırlamadır. Kuantum böyle söyler.

“Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe değerdi.” Der, pirim İmam-ı Azam.

“O, onların önlerindekileri de, arkalarındakilerini de bilir. Onların ilmi ise asla bunu kavrayamaz.” Der, yüce gözlemleyici. (TÂHÂ – 110)



Görünenin arkasındaki “saklı düzen” kuramı. Bilinen madde evrenin arkasında, maddi evrene yansıma yapan bir saklı ve örtük düzen var. Esas belirleyici olan bu saklı düzendir. Var olan her şeyin aslı ya da gerçeği oradadır. Bizim evrenimizde var olanlar, gerçeğin soluk bir yansımasıdır. Kuantum böyle söyler değil mi?

“Görünen suret, gayb alemindeki surete delalet eder, o da başka bir gayb suretinden vücut bulmuştur. Biçim, mevcudiyete biçimi olmayandan gelmiştir, tıpkı dumanın ateşten gelişi gibi.” Der, Mevlana pirim.

 İbn-ul Arabi ise, “Tanrı sizin aynanızdır, yani, sizin kendi özünüzü seyrettiğiniz bir ayna ve siz, siz O’nun aynasısınız, yani O’nun kendi ilahi sıfatlarını seyrettiği bir ayna.”

“Ne göklerde ve ne de yerde zerre kadar bir şey O’ndan uzak kalamaz; bundan küçük veya büyük ne varsa hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır.” (Sebe Suresi 34:3) Der, Rab yüce kitabında.

Çiftlerle sürekli yaratılış kuramı. Etrafımızı çeviren ağaçlar, toprak, gezegenler, galaksiler, hiç şüphe yok ki katı gerçektirler ve maddeseldirler. Parçacıklar sürekli “yaratılır” ve “yok edilir”. Bundan dolayı, çok geçici bir varoluşa sahiptirler. Enerji, bu parçacıkları yaratmak için boşluktan “ödünç alınır” ve hemen hemen aynı anda geri verilir. Oluşan parçacıklar zıtları ile birlikte ortaya çıkar ve bu çiftler oluşur oluşmaz birbirlerini yok eder. Kuantum’un söylediği bu.

Ama Rab şöyle der.  “Çünkü yoktan var eden de, tekrar dirilten de odur.” (Buruc Suresi- 13)

“O (Allah), bir şey irade ettiği (dilediği) zaman O’nun emri, sadece ona: “Ol!” demektir. O, hemen olur.” (Yasin Süresi, 82 )

“Hiç görmediler mi, Allah, yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu tekrarlıyor, yeni baştan yapıyor. Kuşkusuz bu, Allah için çok kolaydır.” (Ankebut Suresi, 19)

Oturduğum sandalyeden, şaşkınlıktan düşmek üzereydim. Yaşlı adam, bastonu ile destek oluverdi. Bunları zaten biliyorsundur dedi. Sana akıl verecek değiliz ya. Sana örnekler vermeye kalksam, günler yetmez. Sadece birkaç örnek verivereyim dedim. Biraz araştırırsan neler bulursun neler. Hazineyi ara tabi, ama önce kendi bahçene bak. Bizi kenardan izleyen, küçük çocuk, parmağı ile elindeki kitabını işaret ederek gösterdi ve sırıttı. Kendi kalbine de bakmayı sakın unutma. Sonra git hepsini ara, tüm bilgileri birleştir. Bu bilgiler ilahi kaynağa yani ilahi ilime bağlanacak, göreceksin. Bilimin, ilme, oradan da haktan alıp halka hizmete bağlanmaz ise olmaz. Algılayabildiğin tüm bilgiler, birbirinden bağımsız bilgi değil. Allah’ın ilminden başka ilim mi var ki cancağızım. Her şey ona hizmet eder. Sen, ben, her şey. Ama ne kadar öğrenirsen, o kadar hayrete düşer ve hiçbir şey bilmediğini anlarsın. Çorbaya döner. Kuantum gibi, karmakarışık olursun.

Karılırsın, Karışırsın, sonra Işığa çıkar yolun, Işık oluverirsin. Işık ol ki, Işık tut, karanlıklar görülür olsun. Gördüğün ise gerçek ana kaynaktan gelen ışık olacaktır.

KarmaKARIŞık, işte sende şu an karıldın, mayan atıldı, mayalan bakalım cancağızım, sonra kendini tüm bilgiler ile karacaksın. Öyle bir kar ki, ışığa bağlanasın. Sonrasında, Işık olman duası ile.

Yunus pirimden sırlayayım sözü.

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır

Okumaktan murat ne, kişi Hak’kı bilmektir
Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru ekmektir

Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme
Eğer Hak bilmez isen, abes yere yelmektir

Dört kitabın ma’nisi, bellidir bir elifte
Sen elifi bilmezsin, bu nice okumaktır

Yirmi dokuz hece, okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca, ma’nisi ne demektir

Yunus der ki ey hoca, gerekse var bin Hac’ca
Hepisinden iyice, bir gönüle girmektir

Aşk ile HU

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM