Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Dön Bir Bak Kendine ! Dön Tekrar Bir Bak!
  • 4
  • 153
  • 15 Nisan 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    4 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,50.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Dön Bir Bak Kendine ! Dön Tekrar Bir Bak!

Kocaman bir kainatta, yaşayıp yaşamadığının bile idrakinde olmayan çok kudretli bir yönetici vardı. Öyle güçlü, öyle güçlüydü ki, çevresinde, ağzından çıkan her söze itibar eden orduları, askerleri vardı. Tüm kudretini, sayısını bile hayal edemeyeceği, ben diyeyim askerlerinden, siz deyin korumalarından, bir başkası desin müridlerinden alırdı. O kadar kalabalıktılar ki sayılabilenin 150 trilyon veya daha fazla olduğu rivayet edilirdi. Böyle kalabalık bir kainatta, iç içe ama için içinde olduğunu bilmeden yaşayıp gitmekte idi. Mürşid, her sabah tüm kudreti ile kalkar ama kudretinin büyüklüğünün farkında olmaz, hiçbir müridine itibar etmez, dertlerine kulak vermez, hizmetlerini takdir etmez, taleplerini duymazdan gelir, boş boş, salına salına yaşar giderdi. Ama bu böyle tabi ki, devam etmeyecekti. Hiçbir şey geldiği gibi gelmez, gittiği gibi gitmez. Kainatın yüce kuralı da bu idi.

Bir gün, tüm müridleri, kendi içlerinde bir toplantı tertiplediler. Biz, onun için çalışır dururuz, o ise bizi yok sayar sanki bizi bilmez gibi. Nereye kadar, artık buna bir dur diyelim dediler. Bu bir baş kaldırıydı. Ama kendi başlarına ne yapabilirlerdi, bilemediler. Kendi içlerinde ki en güçlü Başkomutan müride gitmeye karar verdiler. Huzura, saygıyla çıktılar.

Sen ne dersen onu yapacağız, biz artık mürşidimize hizmet etmeyeceğiz. Bizi görmeyen, bizi önemsemeyen, hatta yaptıklarımızın ettiklerimizin farkında bile olmayan birine, artık itaat etmeyeceğiz, onun için çalışmayacağız dediler. Sen başkomutanımızsın, sen ne dersen o olur, dur de duralım.

Sen emret yapalım.

Başkomutan mürid, işin aslının öyle olmadığını biliyordu. Emretse, hepsi aynı anda durabilirdi. Müridleri olmayan mürşid, kudretini kaybeder, hayatını bile devam ettiremez idi.

Başkomutan, talepleri olan müridlerini sakinleştirerek, sözlerini sakin sakin inciye dizdi. Sizin bilmediğinizi ben bilirim, işin sırrını ben barındırırım. Mürşidimizin, gerçek kudretinde bağlı olduğu ana güce aslında en yüce mürşide sözümüz var, biz itaatsizlik yapamayız. Ama ne yapalım bir düşünelim, hal çaresine bakalım, benim bağımın olduğu dört komutanım var ve birlikte hareket etmeliyiz, onlarında fikirlerini almalıyız dedi.

“C”

İlk görüşme için randevu talep etti. İlk gittiği kapının üzerinde, kocaman bir “C” harfi yazıyordu. Kapıyı vurdu, usulca içeri girdi. İçerisi ana baba günü gibiydi. Kalabalık, gürültü, koşturmaca, kim kime dumduma, çok şey oluyor ama hiçbir şey olmuyordu. Başkomutan, selamını verdi. Senin ile görüşmek isterim, biliyorsun biz birlikte çalışmak zorundayız. Birbirimize muhtacız, tek başına hareket etmek istemem, o neden ile senin ile durumu paylaşmak isterim dedi. Müridlerin isyanını uzun uzun anlattı, hal böyleyken böyle dedi. Sanırım artık zamanı geldi. Birlikte olup, uyarımızı kendisine yapalım. Tamam dedi, kapısında “C” yazan komutan. Diğer görüşmelere de birlikte gitmeye karar verdiler.

“A”

Başkomutan ve 1. Komutan, aynı anda, hiç beklemeden kapısında “A” yazan 2. Komutanın huzuruna çıktılar. Aman Yarabbi! Nasıl ışıl ışıl, nasıl rengarenk, nasıl harkulade manzaraların olduğu bir yerdi burası. Bir çırpıda olanı biteni anlattılar. 2. Komutanda, hemen onay verdi ve artık bir dur demenin zamanın geldiğini söyledi. Bu iş, bir an önce karara bağlanmalıydı.

“M”

Hep beraber kapısında, kocaman “M” yazan 3. Komutanın makamına geldiler. Şahane tınılar yükseliyordu, ama o kadar güzel tını, bir sürü ürkütücü sesin arasında kayboluyor, heba oluyordu. Durumu hızlıca anlattılar ve hemen onay aldılar.

“İ”

Son komutanın yanına doğru, hep beraber yol aldılar. Kapısında “İ” yazan bir mekandan içeriye girdiler. O ne güzel sözler, o ne güzel şiirler, o ne güzel kelimeler, ama hepsi aynı anda çıkıyor, gerçek ve anlamlı bir cümle oluşturmuyor, araya ise ürkütücü sesler karışıyordu. 4. Komutan, olan biteni dinlemeden, her şeyden haberi olduğunu ve acil bir araya gelmeleri gerektiğini bildiğini söyledi. Planlarını kurguladılar. Acilen hayata geçirmek için birlendiler. Başkomutan ve yanındaki 4 komutan ile, 150 trilyondan fazla mürid, aşk yolunda bir oldu. Ama bizim mürşidin bundan haberi yoktu.

Umursamaz mürşid, her akşam olduğu gibi, rahat  koltuğunda, yan yatmış şekilde gücünü, sahip olduklarını düşünüyordu. Keyifli bir şeyler yapmak istedi, yapamadı. Bu akşam içinde farklı bir şey vardı. Camını açtı. Yüzüne serin bir rüzgar esti. İçi ürperdi. Kalbi hızlı hızlı atmaya başladı. O kadar hızlı attı ki, bir an öleceğini sandı ve nefesi kesildi. Nefes alamaz hale geldi. Sonra, derin bir nefesi zar zor alabildi, “HAYY” dedi sonra “HUU” diye uzun bir şekilde nefesini verdi. Nefesini alabilmiş olmanın sevincini ruhunda hissetti. Ama öyle bir korku yaşadı ki. Ya ölseydim dedi, ya ölseydim. Titredi.

Başkomutan Kalp idi, planın ilk kısmını başarıyla uygulamıştı. Şimdi sıra planın devamını uygulayacak kapısında C yazan 1. Komutandaydı.

C:CEBRAİL

Mana boyutunda, Tüm dünyevi planların işleyişini Allah’ın emri ile düzenleyen, Allah’ın emirlerini peygamberlere vahi ile getiren CEBRAİL, insanda temsil ettiği makam olan, akıl kapısı, mürşidine yol göstermek için hazırdı. Bizim mürşidin, aklına ilham edilen düşünceler, kendisini sorgulamaya başlamasına, arayışa girmesine, bilgiler edinmesine, bilgiler ile gerçeği keşfe doğru yola çıkmasına neden olmaya başlamıştı.

A:AZRAİL

Mana boyutunda, Allah’ın emri ile canları alarak, ruhun gerçek sahibine ulaşmasını sağlayan ölüm meleği AZRAİL, insandaki makamı olan, göz kapısı, mürşidine yol göstermek için hazırdı. Bizim mürşid, aklıyla sorguladıklarını, gözleriyle ulu nazardan bakarak, görerek, okumaya başlamıştı. Gözleriyle gördüğü sandığı hayal dünyasında, nefsini öldürmeye başladı. Nefsinin azraili olmaya başladı. Gördüklerini eledi, hakk olanlarını aldı, nefsinin azgınlığına, ölüm emri verdi.

M: MİKAİL

Mana boyutunda, Allah’ın emriyle, rızıkların dağılmasında, yağmurların yağmasında, rüzgarların esmesinde, tabiat olaylarının işleyişinde ve bütün nebatların yetişmesinde görevli olan MİKAİL, insandaki makamı olan kulak kapısı, mürşidine yol göstermek için hazırdı.  Bizim mürşid, aklıyla bildiklerini, gözleriyle gördüklerini, kulağından rüzgar gibi giren duyumlarını süzgeçten geçirmeye başlamıştı. Artık, onu hayırlı olana götürecek olanları duyuyor ve dinliyordu. Kulağından giren, bilgi rüzgarları, içinde aşk tomurcuklarını açtırmaya başlamıştı.

İ:İSRAFİL

Mana boyutunda, kıyamet günü sura üflemek ile sorumlu olan İSRAFİL, insandaki makamı olan ağız kapısı, mürşidine yol göstermek için hazırdı.  Aklı ile ilim yapan, gözleriyle eliyen, kulağı ile ilim yolunda dinleyen mürşidimiz, ağzından çıkanlar ile muhabbet bağına girmişti. İsrafilin sura üfürmesi gibi, ağzından üflediği her söz, her sohbet, her cümle can buluyor, yolunun dikenlerini yok etmeye başlıyordu.

C.(Cebrail)A.(Azrail).M.(Mikail).İ.(İsrafil)

Evet, artık mürşidin, kafasında makamlar, CAMİ bilincini oluşturmuş, birlenme oluşmuştu. Müjdeler verilmişti, iç kainattaki tüm hücrelere, müritlere. Kafasının altında bulunan, vücut mabedinde ki, trilyonlarca mürid aşk ile birlendi.

Başkomutan kalp, o kadar Allah aşkı ile dolmuştu ki, ateşi harladı ve yavaş yavaş taşmaya başladı. Öyle bir aşkla attı ki. Mürşid, titredi, aniden ayağa kalktı. Ruhunun abdestini almıştı artık, bedeninin abdestine sıra gelmişti.

Cebrail makamı akıl, Azrail makamı göz, Mikail makamı kulak, İsrafil makamı ağız yanı nefes, birlendi.  Baş harflerinde olduğu gibi, CAMİ oluşturdu. Vücudunun trilyonlarca hücresi yani müridi, birlenip Cami makamında, tevhide gelmişti artık.

“RUH”

Baştan beri, yaradılışındaki birliğe ulaşmaya çalışan, tüm olanları izleyen tanık ve izleyici “RUH” geldi, gerçek makamı olan CAMİ’nin minberindeki yerine oturdu. Baş komutan kalp, kalp makamında  AŞK ile attı. Bu ilahi CAMİ’de RUH’un imamlığı ile artık huzura hazırdılar.

Kendini kudretli bir mürşid zanneden kişi ise, gerçek MÜRŞİD’İN ve KUDRETİN ALLAH olduğunu idrak etti. ALLAH-U EKBER diyerek, mana makamındaki tüm meleklerin hareketleri ile de birlendi, bir kainat olarak huzura çıktılar. Aman Yarabbi! Ne kalabalıktılar ama tektiler.

Kendi kainatına, imamlık etmeden, kendi kainatına borcunu ödemeden, kendi kainatını birlemeden, kendi kainatını tevhide getirmeden, gerçek mürşidimiz olan RABB’imize gidemeyeceğinin dersini almıştı ama bunu istikrarlı hala getirmek en büyük vazifesiydi artık.

O andan itibaren, birlik vardı, tevhid vardı, iç kainatta şenlik vardı, huzur vardı, Rabb’in nefesinden üflenen yüce ruh, arınmış yolda, mürşidimizin ruh makamındaki yerine oturmuştu. Öyle birlendiler ki, iç kainat olarak öyle güçlü ALLAHU-EKBER dediler ki, dış kainat ile de bir oldular. Tam da o an, gerçek mürşid  yani RABB ile de bir oldular. İşte o an geriye hiç bir şey kalmadı. Sadece an kaldı, ve sadece o kaldı.

Sahi,  kendi iç kainatımızın sesini duyuyor muyuz, iç kainatımıza görevimizi yapıyor muyuz?

Yalnız olduğunuzu mu sanıyoruz? Sahi biz kimiz?

Parça parça mıyız hala? İç kainatta birlenmez isek, dış kainatta birlenemeyeceğimizi, nihayetinde Allah ile bir olamayacağımızı, aslında kendi iç kainatımızın etrafında döndüğümüzü, dış kainatında bizim etrafımızda döndüğünü ve RABB’e doğru hızlıca aktığımızı görmek, idrak etmek, umarım hepimize nasip olur.

Dön!

Bir Bak Kendine!

Dön!

Tekrar Bir Bak!

Aşk ile HU.

Sosyal Medyada Paylaşın:

4 yorum

  1. Allah Allah diyorum, arkadaşım… ve yazıyı idrak edebilmeye niyet ediyorum. Var ol…

  2. Hayretle Allah Allah diyorum arkadaşım… ve yazıyı idrak edebilmeye niyet ediyorum. Var ol…

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM