Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Bülbül ’üm, Aşık mısın?
  • 4
  • 164
  • 01 Nisan 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    4 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,25.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

“Bülbül”ün yankılanan şakıması ile gül bahçesi daha da şenleniyordu. O, nasıl nefis bir şakımaydı ki beni benden almış, daldığım alemler de savrula savrula aşka gelmemi sağlamıştı. Sahi, bir kuş sesi nasıl bu kadar yanık, nasıl bu kadar ahenkli ve nasıl katman katman ruhun en gizli bölümlerine, işleyebilecek derinlikte olabilirdi? Yoksa bana hatırlamadığımız bir anı mı çağrıştırıyordu? Sanki hep duyduğum bir ezgi gibi. Her renk açmış güllerin tam ortasında, toprağın üzerinde bağdaş kurmuş, başımı güneşe çevirmiş, gözlerimi kapatmıştım. “Hayy” diye, derin bir nefes çektim, “Huu” diye yavaş yavaş verdim.

Burnuma gelen pembe gülün mü, kırmızı gülün mü, yoksa sarı gülün kokusu muydu? İçime tekrar tekrar, derin derin çektim. Güneşin ışıkları, yüzüme vuruyor tüm bedenimi sanki şarj ediyordu. Kapalı göz kapaklarımda, güneşin ayrışan tüm renklerini görebiliyor, ısısını kalbimde bile, hissedebiliyordum. Bülbül, daha da şevkle, neşeyle ötmeye başladı. Kulağımdan giren sesi, tüm hücrelerimi yıkayıp pürü pak ediyordu. Bunları bahşeden Rabbime, aşk ile “Allahüekber” dedim. İşte tam da bu anda, doğanın bir parçası olarak, kainata ilmek ilmek bağlı olduğuma, bir kez daha kanaat getirdim. Canım Allahım, iyi ki beni seçmişsin, iyi ki yarattıklarına şahit tutmuşsun, iyi ki kalbime aşkını nasip etmişsin dedim. İyi ki, iyi ki, iyi ki.

Toprağa, ayaklarını sürterek yürüyen birinin, arkamdan yaklaştığını hissettim. Böyle bir anda, rahatsız edilmek, en son isteyeceğim şeydi. Tam arkamda durduğunu ve toprağa benim bağdaş kurduğum gibi oturduğunu, sağıma baktığımda gördüğüm gölgesinden anladım.  Rahatsız edilmek istemiyorum dedim, usulca. Hiç ses etmedi. Normalde meraklanıp, kim olduğunu görmek için dönerdim, dönmedim, hatta gözlerimi kapatıp, ses ve kokunun eşlik ettiği doğa senfonisine, tekrar daldım. Bülbüllerin sayısı, sanki arttı, şakıma, çok sesli muhteşem bir müzik festivaline döndü. Duymadığım gül kokuları ardı ardına gelmeye başladı, bu beyaz gülün kokusu olmalı dedim. İçim aşk ile doldu, doldu, doldu, gözümden yaş olarak taştı. Arkamda ki, ahenkli bir ses tonu ile konuştu.

Bülbül ’üm, Aşık mısın?

Sen bülbül müsün, güle aşık,

Yoksa gül müsün bülbüle maşuk?

Anımsadın mı bu sesleri? 

Yoksa, kafanın içi çok mu karışık?

At hepsini bak bakalım,

Senden çıkan gül mü, bülbül mü?

Kim, kime aşık?

Bir süre düşündüm, bir cevap çağlayıp dökülmedi içimden, dudaklarıma. Konuşmaya devam etti.

Bülbül gibi, Hakk diye şakır mısın?

Gül gibi, feyz alır da zikre mi dalar mısın?

Bülbül gibi, gül değil de derdin, aslında hakk mı ola?

Gül gibi, bülbülden değil de zikrin hakka mı ola?

Gölgem gibi duran kişinin,  bülbülün ahenkli sesine eşlik eden konuşması, düşünmeme sebep olmuştu.

Gözlerimi tekrar kapadım. İçinde bulunduğum gül bahçesinden, kat be kat büyük, hatta büyüklüğünü ölçülendiremeyeceğim, derya deniz bir başka bahçedeydim. Bir bülbül olmuşum, en güzel kırmızı gülün aşkı ile şakımaktaydım. Aşkımdan dolayı, ruhumdan, kalbimden, benliğimden, çıkan nağmeler gökyüzünü bile yakıyordu. Aşkından şakıdığım, gül dile geldi.

Susuzum, ölüyorum, seviyorsan, kanın ile sular mısın beni?  

Canımı düşünmeden verir miydim?

Düşündüm, düşündüm, düşündüm.

Düşünmeden, endişe etmeden canını teslim edemedin, değil mi?

Arkamdakinin sesi, anı bölmüş ve beni o diyardan kopartıp, içinde bulunduğum mekana geri getirmişti. İçimden hiçbir cümle, dökülerek ağzımdan çıkıp, dile gelmedi.

Öyle aşık olmalısın ki, endişe, korku, düşünce kalmamalı, işte o zaman gerçek aşık olabilirsin, tam teslimiyet gerekli, aşığım diyebilmen için.

Yine bülbüle benzeyen bir ahenk ile konuşmuştu. Bir şey demedim. Sustum ve gözlerimi tekrar kapattım.

Bu sefer, sayısız bülbülün içinde, kırmızı bir gonca güldüm. Kendi kokumdan mest olarak, bülbüllerin şakımasıyla, rüzgarın hızına göre nazlı nazlı salınıyordum. Bir bülbül, dalıma kondu, aşk nağmelerini şakımaya başladı.  O aşık, ben maşuk muydum, ben maşuk o aşık mıydı, bilemedim. Bülbül dile geldi.

Seviyorsan beni, hep benimle olur musun? Gittiğim her yere benim ile gel, seni hep, ağzımda taşıyayım.

Beni dalımdan kopartmasına ve solmama sebep olmasına rağmen, onunla olmak vardı, gider miyim?

Düşündüm, düşündüm. Düşündüm.

Öyle aşık olmalısın ki, endişe, korku, düşünce kalmamalı işte o zaman aşık olabilirsin, tam teslimiyet gerekli aşığım diyebilmen için.

Aynı ses ahengiyle, aynı cümleyi tekrarlamıştı ve beni daldığım diyardan geri getirmişti. Devam etti.

Ataların bile daha can bulmamışken, seni düşünen ve var edene, torunlarının bile unutulacağı anda seni hatırlayacak olana, tüm kainatı, kendini iraden ile var edebilmen için yaradana, yeni doğuşunda ise, tarifsiz bir alemi senin için var edecek olana, canının gerçek sahibine, öyle menfaatsiz bağlanmalısın ki, korku ve endişen olmamalı. Var ise, ne aşıksın ne de maşuk! Kalbindeki gül bahçeni, öyle temizlemelisin ki, korku ve endişe fısıltılarını susturup, bülbül şakımaları ulaşsın semaya. Günahlarının kokusunu öyle bitirmelisin ki, gül kokuları çıksın arşa. Bahçenin esas sahibi, emanetine iyi baktığını görüp, gönül bahçene, ziyaretine gelsin. İşte o zaman, buluşma gerçekleşsin. İster çocuk olalım, ister yetişkin, bir aferin için canımızı vermez miyiz? Kainatın tek sahibi, “Aferin!” desin.

“Aferin! İşte şimdi şerefli insan oldun. İyi ki yaratmışım seni! Razıyım senden. Razıyım senden …., (isminizi koyarak, hayal edin), Sana verdiğim özgür irade ile güvenimi boşa çıkartmadın. Yaradılışının Şerefine, ulaştın. Sözünü tuttun, işte şimdi söz verdiğim gibi, vaad ettiklerime buyur”  Nasıl, kainatı bile titretecek bir müjdedir bu. İşte, işittiğimiz her bülbül sesi, her ruhumuza işleyen güzel ses, her koku, her güzellik, her hayretin nedeni, “Ben sizin rabbiniz değil miyim?” sorusunu işittiğimiz seste gizli. Onu arıyoruz ama hatırlamıyoruz. Oysa her yerden hatırlatma için, ipuçları geliyor. Hatırlayamıyoruz. Ya “Senden razıyım, ey kulum” dediğinde, alacağımız şevk, neşe nasıl azametli olur bir düşün.

Düşün. Düşün. Düşün.

 Ey imanın huzuruna kavuşmuş insan!

 Sen O’ndan razı,

 O da senden hoşnut olarak, rabbine dön!

 Böylece has kullarımın arasına, sen de katıl! Cennetime gir! (Fecr suresi; 27-30)

Arkamı döndüm, kimse yoktu. Sadece ben ve gölgem vardı. Bir anda, ne gül bahçesi, ne de bülbül kaldı. Gerçek dünyaya döndüm, ya da gerçek sandığım dünyaya. Penceremin önünde,  sana aşığım rabbim derken, sadece daldığım bir alemdi, yaşadıklarım. Aslında, kendi iç sorgulamamı yaşamıştım. Gerçek kendim, gerçek olduğunu zanneden kendime, bir ders vermiştiYa da, tanıklık eden izleyici olan ben, yaşadığını sanan bene, gerçeği mi fısıldamıştı.

Sonra korkularımı, endişelerimi düşündüm, düşündüm, düşündüm.

Pencerenin önüne koyduğum mamaları yemek için bir kuş geldi, kondu. Bana baktı. Ağzında, verdiğim mamalara karşılık, hediye olarak, bir çöp parçası getirmişti. Ya da ben öyle olacağını düşündüm, aldım kabul ettim. Bülbül değildi gelen, hiç şakımadı. Camın arkasında ki bana, uzun uzun baktı. Yaşadığımın, camın arkasındaki, kendime bakışım olduğu duygusu, içime kondu. Yalnız olmadığımız, yalnız bırakılmadığımızı bir kez daha anladım. Yaşadıklarımız, korkularımız, endişelerimiz, aslında bizi düşünmeye itmek içindi.

Belki de gerçek Aşık olmak için. Ya da, büyük Aşka, karşılık veren olmak için.

Düşündüm, düşündüm, düşündüm.

Aşk ile Hu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

4 yorum

  1. (Gerçek aşık olmak, yaratılanı yaratandan dolayı sevmek demek ya da büyük aşka karşılık vermek için kendini o aşka adamak) Bülbülüm aşkımısın? Sorusunun cevabı – evet- Kaleminize sağlık…

  2. Gerçek Aşık olabilmek kolay değil elbet; ama o aşk şarabından içebilme gücü kudretine nail olabilmek büyük şeref, hep şükür. Yüreğine sağlık canım arkadaşım.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM