Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Yaklaşın ! Size Bir Sır Vereceğim
  • 0
  • 105
  • 04 Mart 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    7 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,57.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Asırlar asırlar sonra mı, asırlar asırlar öncemi bilinmez bir mekanda, bilinmez bir zamandayım. Sadece bir ışık enerji görünümündeyim. Her şey kendiliğinden oluyor, istediğim yerde, anında bulunuyorum, huzur içinde akıp giden anlar birbirini kovalıyor. Benden daha ışıl ışıl ve rengarenk yoldaşım olan arkadaşım, beni bir gezintiye çıkmaya davet etti. Nereye gideceğiz? Dedim. Sana göstereceklerim var, dedi. Meraklandım, görmediğim ne olabilir ki? Buluştuk, belirlediğimiz herhangi bir anda.

Sana bir deneyim izleteceğim dedi, gel benimle. Sonsuz uzunlukta ve genişlikte beyaz bir boşluğun önüne geldik. Hazır mısın? Şimdi sana bambaşka bir evren göstereceğim. İyice heyecanlanmıştım, hazırım dedim. İzlerken, araya girip soru sorabilirsin dedi, sakın ola çekinme.  Şimdi sana izleteceklerim bir rüya bir hayal alemi gibi ama gerçekliğin anahtarı bir yer.

Beyaz ekranda bir görüntü belirdi.

Sonsuz bir kainat, gezegenler ve yıldızlar arasında seyahat ediyor gibiydik. Binlerce gezegen, yıldız, binlerce diyorum, sayamıyorum çok fazla. Bir tanesine yaklaşmaya başladık ama süratle, yaklaşıyoruz, çarpacağız sanıyorum ve ekranın önünde olduğumuzu ve sadece tanık olduğumuzu fark ediyorum. O kadar gerçekçi bir seyahat ki, sanki izlemiyoruz, içinde yaşıyoruz. Yaklaştığımız gezegenin içine girdiğimizi anladım.  Her şey farklı renkte bir ışık, her şey bir ses, muhteşem koku, harikulade tını içerisinde, sarmal sarmal birbirinin içine geçmiş gibi, her şey birbirine enerjilerle bağlı. Çok karışık ama muhteşem bir düzen içinde. Büyülendim. Bir dakika dedim arkadaşıma, burası neresi? Biraz daha izle sonra soru sorarsın, anlatırım o zaman.

Sanki görüntüyü izleyen değiliz gibi, içindeyiz. Öyle birbirine geçmiş enerjiler, frekanslar, sesler var ki sanki bir bulut yumağı gibi. Görüntülerin içinde, ayırt edilen bazı görüntüler var ki, diğer tüm gördüklerimizi içinde barındırıyor, belli bir siluette sanki. Oradan oraya koşuyor, sürekli çok hızlı bir şekilde, yer değiştiriyorlar. Bunlar ne? Demek zorunda kaldım, dayanamadım.

Bunlar geçici olarak burada bulunan yaşam formları, kendine ait sistemleri var, aynı zamanda tüm enerji, frekans, koku, sesleri de içlerinde barındırırlar, tüm siteme müdahale şansları da vardır, ama pek farkında değiller. Bir dakika dedi, daha iyi anlaman için, yaşam alanlarındaki zamanı, sana farklı hızda göstereyim.

Ekranda tüm görüntüler aynı kaldı, sadece farklı formda olan varlıklar, küçük bir nokta olarak var oldu, bir anda büyüdü ve yok oldu. Bir var olup, bir yok olan formlarla doldu ekran. Çok hızlı oldu galiba ama aslında gerçeği bu dedi, zamanı daha iyi anlayacağın şekilde ayarlayayım. Ekran bir an durdu ve tekrar başladı.

Her şey şimdi daha ağır hareket ediyordu.

Bu yaşam formlarının, amacı ne, neden böyle sürekli hareket halindeler?  Dedim, merakla. Kısa bir süre için bu evrendeler, aynen senin sorduğun soruyu sormak ve amaçlarını öğrenmek, gerçek beklentiyi karşılamak için buradalar dedi.

Ama dedim, nasıl her şeyi ayırt ediyorlar, kendilerinden olanı, farklı olanı, yani her şey aynı, birbirinin kopyası, bir enerji, bir ses, bir koku, bir frekans gibi. Hiçbir fark yok. Ayırt etmeleri çok zor değil mi? Çok ama çok zeki olmalılar.

Bu onlar için, gerçek zamanlı görüntü dedi, ama böyle görmüyorlar ve o kadar da zeki sayılmazlar aslında zeki olduklarının farkında değiller desek daha doğru olur. Gerçeğin bu olduğunu biliyorlar, bunu konuşuyorlar hatta üzerine yazıyorlar fakat gözlükleri, kulaklıkları var, kafalarının içinde gerçek görüntüyü engelleyen blokajlayıcıları var onları takıyorlar. Takıyorlar demeyeyim, takılı olduğunu biliyorlar ama umursamıyorlar, böyle bakmayı tercih ediyorlar desek daha doğru olur.

Nasıl yani, bu ekranda bende onların gözünden görüp, kulağından duyabilir miyim, onlar gibi algılayabilir miyim?

Ekranın alıcısını çok düşük düzeye ayarlarsam, frekansı çok çok düşürürsem,  

görürsün dedi ve aynı ekran kapandı, yeni bir ekran açıldı.

Her şey aynı olup, bu kadar farklı nasıl görünebilir? Oldukça büyüleyici, bana sanki kalemle çizilmiş tek boyutlu resim gibi geldi, bunların ne olduğunu anlatır mısın? Dedim. Aynı olduğunu söylediği her şey bambaşka görüntüdeydi.

Biraz önce sadece enerji akışları olarak gördüğün, sesini duyduğun, rengarenk nesne, yemyeşil yapraklı, kahverengi gövdesi olan ağaçtır. Aşağıya doğru enerji akışları olan binbir renkli gördüğün, tatlı tınılar çıkaran, şu an kahverengi gördüğün olan ise topraktır, tüm enerjilerin bağlandığı, en büyük renk skalasına sahip olan, tüm sesleri ve ana enerjilerin ana alıcısı olarak algıladığın, şu an mavinin tonları olarak gördüğün gökyüzüdür. Birçok görüntüyü tek tek anlatmaya çalıştı.

Ama şu an çok sessiz dedim, biraz önce milyonlarca tını vardı, daha karanlık, şu an her şey durmuş gibi çok az ses duyuyorum. Gördüğüm, içinde tüm enerji, frekans ve sesleri barındıran nesne hangisi?

İnsan dedi, şu koşuşturanlar var ya işte onlar, insan. Tüm bu varoluşun sebebi insan.

Komik gözüküyorlar. Onlar bizim gördüğümüz gibi görmüyorlar, gerçekte var olan bambaşka, gördüklerini sandıkları ise kalemle karalama yapılmış gibi çok basit duruyor.

Biraz önce görüntüde olmayan, içlerine girdikleri ev olduğunu söylediğin, üzerlerine bindikleri araba olduğunu söylediğin ve bir çok nesneler neden şimdi var da ilk görüntüde yok dedim.

Gerçek boyuttan baktığında gözükmeyen, kendi ürettikleri ve sonra vazgeçilmez sandıkları her şey düşük algı düzeyinde gözüken ama gerçekte varlığının anlamı olmayan şeylerdir. Onlara sorsan, gördükleri, duydukları vazgeçemeyecekleri güzellikte bir dünyada yaşıyorlar, hatta bundan daha güzelini hayal bile etmiyorlar, buradan ve aslında gerçek olmayan kendi yaptıkları nesnelerden asla ayrılmak istemiyorlar.

Bilmiyorlar ki dedim, bilseler, yani bildirilse bu yanılgıya düşmezlerdi. 

Bildirilmez olur mu? Artık bilimde söylüyor, ama bilmek istemiyorlar, yüce yaradan da söylüyor, hatta tekrar tekrar söylüyor, gördüğün gerçeğin sadece gölgesi diyor, işlerine gelmiyor belki de, akıllarını kullanmıyorlar. Sadece bir kere deneyimleyecekleri hakkı heba ediyorlar.

Neden buradalar dedim, sebepsiz yere mi?

Olur mu hiç?  Geçici, bir küçük sınavdalar. Aslında yaradan için en değerli varlık onlar. Biraz önce gerçek zamanlı görüntüde gördüğün gibi bir var bir yoklar aslında. Burayı gerçek sanmazlarsa, gerçeğin yeni doğuşlarında olduğunu bilirler ise, ve hazırlıklarını gerçek için yaparlarsa senin gördüğünün senin de gerçek sandığının da çok daha üst boyutunda olacaklar. İşte onu da biz göremeyiz ve bilemeyiz, bizim algımızın çok üstünde bir muhteşem alem.

İçlerinden bazıları dikkatimi çekti, içlerindeki enerji akışı, gökyüzüne uzanıyor, sonsuzluğa doğru gidiyordu. Nedeni sordum heyecanla. Gerçeğin farkında olanlar, bağlantı kuruyor yaradanı ile yani dua ediyor dedi. Sonsuzluğa açılıyorlar bağlantıları, orada da geleceklerini inşa ediyorlar dedi. Dikkat et inşa diyorum, çünkü geleceklerini var etme kabiliyeti verilmiş.

Sahip olduklarını zannettiklerine bakabilir miyim? Dedim. O zaman farklı iki ekran açalım dedi. İlk önce birincisine bakalım, onların gördükleri şekilde gör. Ekran açıldı.

Çok güzel bir binek yani teknolojik bir araba, havuzlu bir ev, para pul, lüks içinde dans ediyorlar, mutlular herhalde? Dedim. Ama göğe, sonsuzluğa uzanan bir akım göremiyorum, hiçbir bağlantı yok.

Hemen yanında, küçücük bir ev, çok az şey var ama bir ağaç gibi göğe uzanan muhteşem bağlantılar var.

Hangisi güzel? Dedi, tabi ki mutlu gözükenler dedim.

Şimdi bir de böyle bak dedi, zamanı ekranda hızlıca sardı sanki. Göğe uzanan bağlantıların arkası, bir kainat, biraz algılayabildim ama tarifini yapamam tanımlara uyacak kelime, dağarcığımda yok. Bağlantısı olmayan ise, yersiz ve yurtsuz, şaşkın, pişman ve üzgün.

Zamanı, gördüklerini, sahip olduklarını, gerçek zannettikleri için böyle dedi. Bildirildiği halde inanmak istemedikleri için.

Bunun bir gerçek olmadığını deneyimleseler, bilirlerdi, sadece bir kez deneyimleselerdi keşke dedim. Seslenmek geldi içimden, yanılgıdasınız, kendinize gelin diye bağırmak istedim.

Her akşam deneyimliyorlar dedi, uyku dedikleri boyuta geçtiğinde, rüya olarak deneyimliyorlar. Yaşadıklarının rüya içinde rüya olduğu bildirildiği halde, uyanınca gerçekte olduğunu zannediyorlar. Eğer, uykudayken gördükleri de devam niteliğinde rüyalar olsaydı, her akşam uykuya dalınca kaldıkları yerden rüya devam etseydi, hangisinin gerçek olduğunu bile anlayamazlardı. Şu an gördükleri bilinçli rüya sadece, müdahale şansları verilmiş.

Üzüldüm dedim, keşke bilselerdi. Bilenler bilmeyenleri uyarsaydı keşke.

Büyük bir kainat verileceği için, biraz akıllarını ve kalplerini kullanma zahmetinde de bulunsunlar artık, bulunsunlar ki hak etsinler dedi. Herkes kendi bildiğini doğru zanneder burada.

Onlar gibi olmak istedim, kesin akıl ederdim, kalbimle destekler ve bağlantımı her daim kurar ve bir kainat olurdum. Bir kainatın tohumu gibiler, insan o tohumu nasıl yeşertmez. Kesin olurdum değil mi? Bu kadarda kör olmazdım herhalde, çok da zor değil.

Bir cevap gelmedi. Tekrar sordum, onlardan biri olabilir miyim? Bende bir kainat olmak, kendi kainatımı inşa etmek, bu sitemi Yaradan ile tanışmak istiyorum. Böyle bir şansım var mı? Keşke olsaydı. Onlar için bir şey yapayım en azından, sesimin çıktığı kadar bağırayım, uyanın!

Cevap yine gelmedi. Sessizliğin girdabına çekildim.

Bir anda, bin bir türlü tını kulaklarımda yankılandı, gözlerim bin bir türlü renk ile doldu, tüm hücrelerimden elektrik akımı geçti sanki.

Hızlıca gözlerimi açtım. Kan ter içinde kalmıştım.  Okurken uykuya daldığım, mesnevi kitabına sıkı sıkı sarılmışım. Parmağımı koyduğum, kaldığım son sayfayı da çevirdim. Mevlana’nın dizeleri bana ses olup cevap veriyordu. Bu dünya mekanın da bir ömrümüz var. Ömür diyoruz ama bilinçli rüya. Pirim, bu ömürde taşlıktan, bitkilikten, hayvanlıktan çıkıp insan olmaya ve sonrasına çağırıyor bizi. Son ses, bağıra bağıra okudum.

 Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum.

Bitki olarak öldüm ve hayvan oldum.

Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.

Öyleyse ölümden korkmak niye?

Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm,

Ya da alçaldığım görüldü mü?

Bir gün insan olarak ölüp,

Işıktan bir yaratık,

Rüyaların meleği olacağım.

Fakat yolum devam edecek,

Allah’tan başka,

Her şey kaybolacak.

Hiç kimsenin görüp duymadığı bir şey olacağım.

Yıldızların üstünde bir yıldız olup,

Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

                                                Mevlana Celaleddin Rumi

Sesimi duydunuz mu?

Belki de şu an bu dizeleri okurken de bir rüyadayızdır diye düşündüm, gülümsedim. Belki tanıklık ediyoruz. Belki de kendimize seslenmeye çalışıyoruz ama duyuramıyoruz. Böyle olmadığını kesin olarak kim iddia edebilir ki…

Aşk ile Hu

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM