Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Aslının Aslına Doğru Gel! Ölümsüzlüğün Sırrı
  • 4
  • 98
  • 19 Şubat 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    6 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,83.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Malın mülkün çok olduğu, her yapının altınlarla mücevherlerle işlendiği, refah ve huzurun çok olduğu, hastalığın bile uğramadığı bir şehirde yaşam, güle oynaya eğlencelerle devam ediyormuş. Her günleri neşe mutluluk içinde geçiyormuş. Varlığın ve mutluluğun deryasında en büyük korkuları ve dertleri ölümün varlığıymış. Yüzyıllarca uğraşmalarına rağmen ölümsüzlüğü sağlayabilecek bir ilaç, bir derman bulamamışlar. En mutlu anlarında, ölümün gelme ihtimali tüm huzurlarını yerle bir ediyormuş. Bu kadar mal mülk, bu kadar debdebeye sahipken, ölümün uğradığı kişinin her şeyini bırakıp gitmek zorunda kalması, mutluluklarına gölge düşüyormuş. Yaşam kaynakları “zenginlikleri”, en büyük değerleri “zenginlikleri”, taptıkları yine “zenginlikleri” imiş.

Yılın en görkemli gecesi yaklaşmak üzereyken, müzikler çalınmış, geceye davet çağrıları yapılmış kese kese altınlar evlere dağıtılmış, ucu bucağı olmayan, kuş sütünün bile bulunduğu masalar kurulmuş. Büyük gece gelmiş çatmış, mücevher işlemeli kıyafetler giyilmiş ve şehrin en büyük meydanında toplanılmış. Müzikler çalınmaya başlanmış ki kara haber eğlencenin ortasına yıldırım gibi düşmüş. Şehrin en sevilen ve en iyi kalpli kişisi ölmüş. Ölen için değil, herkes kendi başına geleceği günü düşündüğünden, yüreklerine kapkara kocaman bir taş oturmuş. Herkes sus pus olmuş, ellerini kafalarının arasına almışlar ve bir düşünceye dalmışlar. Hep bir ağızdan ve yürekten, artık bunun bir sonun gelmesini, ölümsüzlüğe kavuşmayı, sırrı dilemişler.

Dilekleri göğe, kainata yayılmış

Tozu dumana katarak gelen atın ayak seslerinin çıkarttığı gürültü, göğü bile inletmiş. Herkes sesin geldiği yöne kilitlenmiş. Toz duman sanki bir bulut oluşturmuş, bakakalmışlar. Törenin tam ortasında durmuş. Herkes gözünü kırpmadan atlıya kilitlenmiş, bir süre sessizlik olmuş.

“Selamün Aleyküm” Allahın selamı üzerinize olsun demiş atlı. Bu selamlamayı ilk defa duymuşlar, ama tınısı hoşlarına gitmiş, atlının ağzından çıkacak sözlere pür dikkat kesilmişler.

Sizlere ölümsüzlük müjdesi getirdim. Ölümsüzlüğün sırrını size getirecek mucit, yarın şehrinize uğramak istiyor. Giderken ölümsüzlüğü tadacak bir kişiyi yanında götürecekti, ama şansa bak ki bugün ölen bir kişi olmuş onu seçti demiş. Herkesin ölen için karalar bağlaması bir anda dağılmış, çoluğu çocuğu yakınlarının üzüntü gözyaşları, sevinç gözyaşlarına dönüvermiş. Susan müzik yine başlamış, eğlenceye kaldıkları yerden daha şevkle davam etmişler. O gece kimse uyuyamamış, şehrin hiçbir ışığı sönmemiş. Hayatlarının en uzun gecesini yaşamışlar, sabah olmak bilmemiş, sabahı sabah etmişler.

Gün aydınlanırken şehrin merkezinde toplanmışlar, en değerli mücevherlerini sunmak için yanlarında getirmişler. Gözleri, tepedeki yola kilitlenmiş. Ne atlı varmış gelen ne de bir araba. Onlar yola kilitlene dursun, şehrin meydanına yanında kel bir oğlan ile üzerinde yamalı hırkası olan bir ihtiyarcık gelmiş, bağdaş kurmuş oturmuş. Ama misafiri gören olmamış, herkes tepedeki yola kilitlenmiş nefes almadan bakıyor, umutla bekliyormuş . Bekledikleri yaşlı mucit, başıyla kel oğlana işaret etmiş. Kel oğlan, hırkasının cebinden neyini çıkartmış üflemeye başlamış. Neyin nağmeleri göğe yükselmiş, o nasıl tatlı bir ses, o nasıl gökten gelip kalbe işleyen bir tını, o nasıl gözden sel gibi yaşlar boşaltan bir ezgi anlayamamışlar, göğe bakmışlar, yola bakmışlar kimseyi görememişler.

Sesin geldiği yönü anlamışlar, arkalarına dönmüşler. Yerde bağdaş kuran, üstünde kırk yamalı hırkası bulunan ihtiyar mücit ile neye üfleyen kel oğlanı görmüşler. Yanık yanık yürekleri dağlayan neyin sesi sustuğunda, büyülenmiş gibi sessiz kalmışlar, dilleri lal olmuş. Ney’in tınısından yeryüzüne inen nur tohumları, gözünden yaş akanların, gözyaşı yolundan kalplerine girmiş ve ilk tohum atılmış.

Selamun Aleyküm,

Allah’ın selamı bereketi üzerinize olsun ey canlar demiş, bekledikleri mucit. Duydum ki ölümsüzlüğün sırrını arar durur imişsiniz. Size ölümsüzlüğün sırrını getirdim.

Tüm ahalinin kalbi hızlı hızlı çarpmış, her biri büyük vaatlerde bulunan sözleri aynı ağızdan, çığlık çığlığa dile getirmeye başlamış. Kimi evini, kimi mücevherini, kimi atlarını vereceğini söylüyor, en büyük fedakarlığı yapanın mucitin sırlı ilacına sahip olacağını düşünüyorlarmış.

İçlerinden en akıllı ve bilgili olan atılmış, söyle yaşlı mucit dile, ne istersen vermeye, yapmaya hazırız. Yeter ki sırlı ilacından bize ver demiş. Tüm ahali de söyleneni başıyla onaylamış.

Yaşlı mucit CAN’ınızı demiş.

Tokat gibi yüzlerinde, yüreklerinde patlamış CAN’ınızı. Yankılanmış dalga dalga CAN’ınızı.

İlk önce CAN’ınızı sonra, malınızı, servetinizi, sağlığınızı ve sevdiklerinizi.

İçlerinden atılan en bilgili kişi, şaşkınlıkla ve hayal kırıklığı ile söylediklerini verdiğimizde, sonsuz hayatı ne yapalım, sonsuz hayat bunlar olmadıktan sonra neye yarar demiş.

Kel oğlan, neyine tekrar üflemeye başlamış. Sırrın tohumu kalplerinin karanlık toprağında filizlenmeye başlamış.

Yaşlı mucit, öyleyse dinleyin demiş, tercihinizin ne olacağına karar verin.

Aşk ile bağlı olduklarınızı yok edin demiyorum, gönlünüzdeki önemini yok edin, tek ilah olan ALLAH’a yer açın. Sahip olduğunuz şeyleri, onun yolunda kullanın. Yapmanız gerekenleri size anlatacağım, sırrı paylaşacağım. Karar sizin diyerek anlatmaya başlamış yaşlı mucit.

Öleceğini bilen ve farkında olan tek varlık insandır. Ama ölümsüz olduğunu, öldüğünde  ölümsüzlüğe geçtiğini bilmeyende ta kendisidir.  Ölümsüz bir hayata geçişte, var olan şimdiki hayatınızda sahip olduğunuz hiçbir şeyi götüremeyeceksiniz. Bunu biliyorsunuz ve bundan dolayı kaybetmekten korkuyorsunuz. Ölümsüz hayatınızda hiçbir şeyinizin olmamasından ise hiç korkmuyorsunuz.

Sınırlı bir süreyi, sınırsız bir süreye, az olanı çok olana, geçici olanı sonsuz olana, gölgeyi ve hayali  gerçeğe, kısıtlı olanı bolluğa, yetenekleri az olan bedeni muhteşem güçlere sahip yeni bedene tercih etme gafletindesiniz. Sadece sonsuz hayatı istiyorsunuz, sahip olduklarım olmadan ne yapayım sonsuz hayatı dediniz. Sonsuz hayatı isteyen, sahip olacaklarının temelini önceden hazırlamaz mı?  Siz temeli hazırlayın, Allah zaten mükafatını hayal edemeyeceğiniz şekilde verendir. Onun temelini hazırlamak bile sadece misalendir, vereceği ise sonsuz rahmetinden olacaktır. O rahmete nail olmak için sadece temelini ellerinizle ve kalbinizle atmanızdır işin sırrı.

Kel oğlan neye tekrar üflemeye başlamış, ahalinin kalbinde filizlenen tohum büyümüş, tomurcuk çıkartmaya başlamış. Ahali, sırrın derinliklerini ve yolu öğrenmek istemiş. Yaşlı adam ahenkli sesi ile neyin tınısı ile dans edercesine  sözü inciye dizmeye başlamış.

Aslının aslına doğru gel

Bedeninle dünyaya aitsin, yeryüzünde yaşıyorsun; ama mana bakımından gökyüzünde yaşayanlardansın.
Yüce Allah’ın nur mahzeni sana verilmiş, sen, ne olduğunu, nereden geldiğini düşün de, aslının aslına doğru gel!

Kendinden kurtulmadan kendini bulamazsın. Kendinden geçersen, kendi varlığından arınmış, binlerce tuzaktan kurtulmuş olursun.
Aklını başına al, nereden geldiğini düşün de, aslının aslına doğru gel!

Sen nereden geldiğini, nereye gideceğini düşünmüyorsun, şu dünya hayatından memnun, pek neşeli görünüyorsun.
Yazık, yazık sana! Aklını başına al da, aslının aslına doğru gel!

Bedenin şu alçak dünyanın bir parçası olabilir, ama, iç aleminle paha biçilmez bir madensin.
Mezarda toprakla dolacak olan şu iki gözünü kapa, gizli olan gönül gözünü aç da, aslının aslına doğru gel!

Dünya malına tapıyorsun; şehvet ve şöhret peşinde koşuyorsun, istediğini alamayınca da üzülüyorsun. İçine düştüğün acıklı hali anla da, aslının aslına doğru gel!

Sen, kayalar arasında bir lal’sin; ama bunun değerini bilmiyorsun. Aklını başına al, hakikati gör de, aslının aslına doğru gel!

Ey dost, gizleniyor sandığın senin gözüne apaçık görünmede ama sen idrak edemiyorsun, aklına başına alda hakikati gör ve aslının aslına gel!

Mevlana (Divan-ı Kebir)

Ahalinin kalbinde açan tomurcuk, yavaş yavaş mis kokulu bir güle dönüşmeye başlamış. Tüm sırrın devamını anlatacağım demiş, yaşlı mucit.  Ama ilk önce içinizden Can istiyorum, kim bu yola Can’ını feda edecekse, sırın devamını öğrenecek. 

Kimse huşu ile dinledikleri sözlerden sonra böyle bir talep beklemiyormuş. Can tatlı tabi. Ahaliden sadece yedi kişi çıkmış.  CAN’ım onun yoluna feda demiş. Diğer ahali sus pus olmuş. Sonsuz hayat ve sonsuz mükâfat bekleyenler için fedakarlık yapmak bu kadar zor imiş. İlk teklifte vazgeçivermişler. Herkes yedi kişinin cesaretine hayret etmiş, yaşlı mucitin yedi kişiyi katletmesini seyretmek için pür dikkat izlemeye başlamışlar.

Can’ı veren Allah, Can’ı alan Allah’tır. Sen Can’ını o almadan, manevi olarak ona teslim edersen, alınacak bir Can ortada kalmaz, Can’lar Can’ına Canan’a kavuşmuş olursun demiş ve son sözüyle mühürlemiş sohbeti. Yaşlı mucit ve kel oğlan, yedi kişiyi de yanına alarak, ahalinin arasından yürüyerek uzaklaşmış. Ahali arkalarından bakakalmış.

İster inanın ister inanmayın ama derler ki, o şehrin ahalisi hala ölümsüzlüğü arar durur. Su da arar, ilaçta arar, bilimde arar, otta arar, böcekte arar, arar da arar. Yine derler ki, sonsuzluk sırrı için uyaran gelmesine rağmen, hala ve hala bekler dururular.

Sırrı merak eden, sırrı okuyan, sırrı bilen, ölümsüzlüğü yakalayanlara selam olsun.

Aşk ile Hu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

4 yorum

  1. Nefesim tutuldu okurken, tüylerim ürperdi, ne muazzam bir dil bu.
    Birçok şeyi sorguladığım bir dönemde ilaç gibi geldi bu yazı bana.
    Sır’rı bilenlerden olmak nasip olsun her birimize.
    Aşk ile HÛ.

    • Sevgili Dinçelciğim, öncelikle güzel kalbinle yorumladığın için teşekkür ederim. Sırrı hepimiz biliyoruz aslında, sırrı hayata geçirmekte gaflet içindeyiz hepimiz. Hayata geçirmeyi Allah nasip etsin inşallah. Öpüyorum güzel yüreğinden 💚

      • Amiiin Neşe hanımcığım, bende öpüyorum sizi güzel kalbinizden, ruhunuzdan.
        Varolun.
        ♥️♥️♥️

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM