Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Aşk ile Hayy Dedik, Hu’ya Vardık
  • 8
  • 200
  • 26 Şubat 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    7 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,86.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Muhteşem bir bilim kurgu filmi vizyona girmiş, biraz sıyrılalım günlük işlerden de bu akşam izleyelim dedi arkadaşım. Bana gerçekçi gelmiyor dedim, adı üstünde kurgu, daha çok fantastiktir eminim. Gerçekçilik en güzeli. Görmediğim farklı bir sistem düşüncesi, hayalperestliği arttırmaktan başka ne işe yarar ki. Gördüğün, hissettiğin gerçektir, gerisi hikaye. Bin yıllardır sistemi araştırıyorlar da ne oluyor, gözlemler hipotezlere dönüşüyor, kanıtlanınca teoreme dönüşüyor, teoremler daha fazla ispatlanınca kanuna dönüşüyor. Sonra biri çıkıyor, farklı yönde bir hipotez atıyor ortaya, bütün kanunlar tepetaklak. Dün bildiğin bugün bambaşka bir anlayışa dönüşüyor. Aşk ile….

Telefonum tekrar çaldı, arayan yine aynı arkadaşımdı, o zaman konferans var oraya gidelim, hatta hafta sonu tatilimizi de yaparız. Kuantum fiziği ile ilgili bir konferans, hadi ama diye ikna etmeye çalıştı. Tamam dedim, tamam gidelim, daha fazla ısrarı kaldıramayacaktım. Fizik kurallarının, metafiziğe uyarlanmaya çalışılması hep saçma gelmiştir. Metafiziği de aslında, kişinin psikolojik sanrıları olarak düşünüyor oluşum, çevremde bazen katı eleştirilere maruz kalmama neden oluyordu. En iyi dostun ilgileniyorsa, bazen hatır için ona uyum sağlamakta hiçbir mahsur yok diye düşündüm, o hafta sonu için daha eğlenceli bir planımda yoktu zaten.

Uykuya daldığımda, bambaşka bir evrendeydim sanki.  Ben, ben değilim gibi. Her şeyle bir olmuşum gibi. Açık bir alandayız. Rüzgarla birim, daha doğrusu ne ben ne de rüzgar diye bir şey var, biriz,  su birikintisi ile birim, dalları rüzgarla savrulan ağaçla birim.  Ağaç, rüzgar, su, ben, hepsi benim. Nasıl yahu? Bu nasıl bir duygu? Gökyüzü. Gökyüzündeyim ama aynı anda yerdeyim, aynı anda ağaca çarpan rüzgardayım, ama rüzgarın çarptığı ağacım. Ağacın üzerindeki kuşum, kuşun içtiği suyum. Uyanmak istiyorum, bu gerçek değil bir rüya diyorum ama hep bu hissiyatta devam etmek isteği de ne şimdi? Bir ses işitiyorum, çok uzaktan geliyor. Gittikçe yaklaşıyor, anlamaya başlıyorum.

Sadece gördüğün, sadece hissettiğin gerçek öyle mi?

İnandığım buydu gerçekten ama o an hissettiğim farklı, hatta düşüncem daha önceki ben gibi değil. Sese, şaşırma veya cevap verme hissi yok. Ses ile sanki özdeşleşiyorum.

Uyan, Uyanma vaktin geldi.

Bir anda telefonumun, en yüksek sese aldığım alarmı ile şak diye gözümü açtım. Tamam işte, rüyaymış, gerçek olacak değil ya.  Yatarken yemek yersen böyle kabus görürsün diye kendi kendimle konuştum. Ama gördüklerimi düşününce, pek kabus sayılmazdı, başka bir huzur hali hissettim. Banyoda yüzümü yıkarken, aynada kendi kendime gülümsedim, uyanmasa mıydım acaba hissettiklerim çok keyifliydi. Yok yok, keyifli diye tabir edilemez, böyle bir şey hiç yaşamamıştım ama çok tanıdıktı, ilginç ama tuhaf derecede çok tanıdıktı. Neyse dedim yüzümü kurularken, arkadaşımın anlatmaya çalıştığı şeyleri ret ederken, bilinç altımın kalıntıları rüyamda ortaya çıkıyor. Yine gerçekçi bir yaklaşım yapmıştım.

Akşam olmuştu, bugünde gün bitti, bakalım arkadaşımla konferans nasıl geçecek, keyifli geçse bari vaktim ziyan olmasa diye düşünürken, arkadaşım aradı.

Şirketin önüne gelmiş, arabayla beni bekliyordu.

Tam olarak nereye gideceğimizi bilmiyordum, uzak bir mesafe olduğunu hafta sonunu da, yakın bir yerde kısa bir tatil yaparak geçireceğimizi biliyordum.

Yolculuğumuz başlamıştı. Güle oynaya, şarkılar söyleyerek eğlenceli bir şekilde yola devam ederken, yol önümüzde tablo gibi akıp gidiyordu. Yolumuzun uzak mesafe olduğunu biliyordum ama bu kadar da süreceğini, ikna olmama ihtimaline karşı söylememişti arkadaşım. Git git bitmiyordu. Biraz daha tenhalaşmıştı, ana yoldan çıkmıştık. Arabanın yavaşladığını fark ettiğimde, yolun kenarında çok yaşlı bir kadının araç bekliyor gibi durduğunu gördük. Arabaya almayı düşünmüyorsun değil mi? Dedim, arkadaşıma. Ne olacak yaşlı bir kadın, yolumuzun üzeri ise bırakıveririz. Dünyanın bin bir türlü hali vardı, kim olduğu ne olduğu belli mi olur neler duyuyoruz neler okuyoruz. Ama hayır, beni dinlemedi durdu, araçtan inip bir şeyler konuştu ve kadın arabanın arka koltuğuna oturdu. Dikiz aynasından baktığımda sürekli yola doğru baktığını görüyordum. 

Arkadaşım müziğin sesini kapattı, sinemaya gelmedin ama çok şey kaçırdın. Matrix ile Lucy karışımı bir filmdi ve şahaneydi dedi. Var olan hiçbir şeyin, aslında bizim gerçeklik kabul ettiğimiz gibi olmadığını anlatıyordu. Bu filmlerden farklı olarak, içinde sımsıcak bir sevgi barındırıyordu, benim anladığım sadece sevgi enerjisi ile çalışan bir sistemde yaşadığımızı anlatıyordu dedi.

Saçma dedim. Biraz yüksek çıktı sesim.

Dikiz aynasında baktığımda, yaşlı kadının bana baktığını, benim sözüme güldüğünü fark ettim. Sonra arkadaşıma doğru baktı ve,

AŞK dedi. AŞK olacak o enerji. Sonra AŞK ile dedi ve HUUU diye uzun bir nefes verdi.

Konuşmuştu. Sohbeti bölen kısa cümle, uzun bir sessizlik yarattı. Yaşlı teyzenin bilgisi ne olacaktı ki diye düşündüm, yakınlarda ki bir köyde oturan, en fazla okuma yazma bilen bir ihtiyarcık. Aslında inanları yargılamayan biriyimdir, yaşlı insanların tecrübelerinin bizim bilgi sandıklarımızdan daha faydalı olduğunu da bilirim. Ne yalan söyleyeyim, o an içimden böyle geçmişti.

Aşk mı dedi arkadaşım dalga geçer gibi gülerek, aşk iyi bir şey mi, aylardır acısını çekiyorum, depresyon hırkamı üzerimden daha çıkaramadım, 4 kilo da hediyesi oldu dedi ve kocaman bir kahkaha attı. İstemsizce bende güldüm.

Yanlış kişiye AŞIK olmuşsun dedi, bize bakmadı bile, yolu seyretmeye devam etti.

Doğru insan kaldı mı ki dedi arkadaşım, karşılıklı olması bu devirde çok zor.

Evet dedi, yaşlı kadın, karşılıklı olması çok önemli, hatta karşılıklı olması şart ama kimse bilmiyor, aldırmıyor.

Teyzem aşk konusunda uzman herhalde diye içimden gülümsedim, yüzümden anlaşılmadı bile ama kadının gözlerimin ta içine baktığını gördüm. Ama irkilmedim, oda gülümsüyordu kesin içinden. Ama nahif gülüşü, gözleriyle bana doğru aktı.

İlginçti, şimdi anlatınca gerilim filmi sahnesi gibi geliyor belki ama bizim sahnemiz de  esrarengiz bir şekilde ılık ılık huzur yayılıyordu.

Biz seminere gidiyoruz teyzem dedi arkadaşım, sımsıcak ve neşeli bir ses tonuyla. Kuantum mekaniği ile ilgili, hem de yanımdaki, görmediği hiçbir şeye inanmayan, gerçekçi arkadaşım ile beraber.

Daha ilmin noktasındalar, alim büyük, sanatçı büyük. Her şey karışık gözükür, ama karışıklığın içinde muhteşem bir düzen vardır. Her şey, benzeye benzeye, her şey benzete benzete, düşüne düşüne, dönüşe dönüşe, düşe kalka, vara vara, bula bula, ama sonucunda ulaşacakları tek şey AŞK olacak.

Bu sefer arkadaşımla aynı anda birbirimize baktık. İrkilmiştik. Hem teyzenin sözlerinden, hem arabanın bir anda ileri geri savurmasıyla aniden irkilmiştik. Araba durdu. Bir bu eksikti, hava kararmıştı. Yolu karıştırdığımızı çaktırmayan arkadaşım, yaşlı teyze ve ben, sapa, tenha bir yerde bir başımıza kalmıştık. Sabah ki semineri de kaçıracağız bu gidişle diye düşündüm.

Misafirim olun dedi teyze, yakınım buraya, sabah bir tamirci buluruz.

Ölürüm de gitmem diye düşündüm içimden, gerilim filmlerindeki gibi gizemli bir yaşlı kadının evine, asla gitmem. Ama ürkütücü değildi, tatlı biriydi sanki, en azından öyle olmalıydı, ama ya değilse.

Tamam, teyze gidelim dedi, arkadaşım. Bizi kesmezsin değil mi, öldürmezsin, hani korku filmlerinde olur ya. Espri yaptığını sandı arkadaşım, kendi kendine güldü, saf saf bende güldüm. O kadar sahteydi ki gülüşümüz. Saçma sapan bir espriydi, hem de çok zamansız ve gereksiz.

ÖLMEDEN OLMAZ dedi, yaşlı teyze. Ölmeden olmaz.

Tepeden tırnağa kıpkırmızı kesildim. İçime, beynimden tırnağıma ılık ılık bilmediğim bir duygu aktı. Korku muydu?

Ah benim saf arkadaşım, gecenin bir vakti, ne işimiz var tanımadığımız bir evde. Büyük kentte yaşayan, teknolojinin son imkanlarını kullanan, plaza çalışanı, yüksek okullarda bilgisine bilgi katan biz, son teknoloji arabamızla, tenha bir yolda, yapayalnız ve çaresiz kalmıştık. Hem de ne hissetmem gerektiğini çözemediğim, garip bir teyze ile. Başıma gelmez demeyin, gelmez dediğiniz anda gelir, kalırsınız bizim gibi.

Ben gelmem dedim. O zaman arabada otur bekle! Dedi arkadaşım. Hiç umursamadan, yaşlı kadın ile umursamadan yürümeye başladılar. Bir süre izledim gidişlerini, gerçekten gidiyorlardı, koştum arkalarından, dua ederek tabi. Allah’ım sen bizi koru.

Yaşlı kadın, yaşlı olmasına rağmen birkaç adım önümüzde gayet seri adımlarla yürüyordu. Yürürken, ağaç dallarına dokunuyor, öpüyor, selam veriyor, selamı kendi kendine geri alıyordu. Yolun üzerinde ki taşları, yolun üzerinden alıyor, öpüyor kenara koyuyordu. Koşarak gelen bir köpek kadının ayaklarına dolandı, elini öptü, köpeğin kafasına sürdü. Bize döndü.

Yaklaştık dedi, yoruldunuz ama, yorulmadan olmuyor işte. Zahmetsiz rahmet olmaz. Geldik, geldik canlar, ya kendiniz gelirsiniz ya da varsa biraz da olsa değeriniz, böyle ÇEKE ÇEKE getirilirsiniz.

Sen bilimkurgu, fantastik neyse işte o filme gitseydin, hatır için bu yolculuğa çıkmayacaktın, al sana fantastik mi gerilim mi ne olduğu belli olmayan filmin tastamam gerçeği. Hayali kurgulara inanamaz mısın, gerçekçiliği savunur musun, al işte gerçekçi bir deneyim. Yoksa, masalsı mı desek, Hanselle ve Gretel’e daha çok benziyoruz. Bu durumda bile içimden, kendi kendime nasıl espiri yapmaya çalışıyordum, anlamadım, korkudan belki. Artık ne olacaksa olacaktı, olacağa teslim olmuştum.

 İçimden bunları düşünürken bir anda ayağım tökezledi. Yaşlı kadın, döndü, ayağıma takılan taşa eğildi, eline aldı, kusura kalma seni görmedi dedi. Kenara, değerli bir mücevheri bırakır gibi itina ile bıraktı.

Yaşlı teyzenin, önü çiçeklerle çevrili, cennet bahçesi gibi gözüken, küçücük evine gelmiştik. Anahtarsız kapısını itti açtı, elini öptü, kapıya sürdü. Kapıya evinin girişini koruduğu için şükran duygularını sundu. İçeriye girdik. Evin içine selam verdi, selamını aldı. Anneannemin evine benzettiğimden mi bilmiyorum, çok sıcak geldi içerisi. Bir anneanne evi gibi. Yaşlı kadın üzerindeki feracesini çıkarttı, onu örttüğü için öptü, şükranlarını sundu. Kuzinenin üzerinde, mis gibi kokan tarhana çorbasının dumanı tütüyordu. Birkaç saattir beraberdik oysa, herhalde gitmeden ocağa koydu diye düşündüm. Bizi bembeyaz patiskadan, kaneviçe işlenmiş örtülü divana buyur etti.

Benim görüşme vaktim geldi dedi, sevinçle ve heyecanla, sesi titredi.

Biran şaşırdım, işte gerilim başlıyordu, kim gelecekti. Allah’ım bizi koru dedim.

Divanın yandın da ki tahta sandığa eğildi.

Geliyorum Rabbim geliyorum, gelmeyi nasip ettiğin için ne kadar hamd etsem azdır, sen çağırırsın ben gelmem mi, huzuruna geliyorum diyerek, gözlerinden yaşlar sicim gibi akmaya başladı. Seccadeyi tahta sandıktan çıkardı. Öptü, yere serdi. Üstünü başını, büyük edeple düzeltti. Elleri titreyerek yine büyük bir edeple, boynu ürkek bir çocuk gibi bükük ama içindeki sevinci anlayabileceğimiz şekilde, namaza niyet etmeden huzura kabul için ilk önce gözlerini kapadı ve müsaade istedi.

Canım Rabbim, Ruhum Rabbim dedi, ama sevgiliye seslenir gibi aşkla, bu aciz kulunu huzuruna bugünde kabul ettiğin için hamdolsun. Geldim! Allah’ım geldim! Huzurundayım. Senin misafirlerin almaya gitmiştim, ama yetiştirdin bizi şükürler olsun diye devam etti. İncecik, çelimsiz bedeni, edepten ve heyecandan zangır zangır titriyordu. Niyetini sessizce etti, ve namazını sanki hiç bitmesini istemiyormuşçasına ağır ağır huşu ile ama tüm vücudu titreyerek kıldı.

Bu nasıl bir huzura çıkıştı. Namazın böyle eda edeni hiç görmemiştim. Büyülenmiştim. Selamını verdi. Ellerini açtı, duasını duymak istedim ama duyamadım, gözlerinden yaşlar akarak büyük bir edeple namazını tamamladı. Sanki huzurdan hiç ayrılmak istemiyor gibiydi. Sanki bir daha hiç huzura çıkamayacak, sanki son namazını kılar gibi, sevgiliyle vedalaşır gibi, işte öyle, anlatılacak gibi değil.

Daha sonra, bir tasta tarhana ikram etti, içimiz sımsıcak oldu. Şükürlerini yaptı. Otel odasında, lüks içinde yiyeceğimiz yemekten daha lezzetliydi.

Birazdan misafirlerim gelecek dedi, hava çok soğuk. Korkmadım bu sefer. Kapıyı açtı, birkaç köpek, birkaç kedi içeri girdi. Hepsine selam verdi hallerini hatırlarını sordu, önlerine bir tas tarhana koydu. Hayvanlar karınları doyunca kuzinenin yanına kıvrılıverdi. Kuzinenin üstüne biraz üzerlik tohumu attı.

Bir sohbet meclisi kuralım canlar dedi, misafir olduğumuz bu dünya eleminde, misafirimsiniz madem. Aşktan dem vuralım, ortak yanımız yok diye düşünürsünüz, hepimizin ortak noktası Aşktan, hayat enerjimiz Aşktan.

Nedir AŞK?

Bana döndü, nedir AŞK? Dedi. Namaz ve duanın olduğu yerde, ilahi aşktan konuşabileceğimizi anlamıştım. Biraz da olsa bilgim vardı. Allah’a olan aşkımızdan mı bahsedeceğiz dedim. Bir annenin, yaramaz çocuğuna bakıp tatlı tatlı gülümsemesi gibi, tebessüm etti.

Biz Allah’a nasıl hakkıyla AŞIK olabiliriz ki? AŞK’ın kendisi ALLAH’tır. AŞK olan ALLAH’tır. AŞIK olan da ALLAH’tır. Biz sadece MAŞUK olabiliriz.

Bu kainatta, her şeyi yarattı. Yaratmasına, nedenler kıldı. Kuşu uçması için, arıyı bal yapması için, suyu can vermesi için, tüm kainatı, sisteme hizmet etmesi için var etti. Sanatını görmemiz için, hepsini bir ilim ile neden sonuç ilişkisine bağladı. Sistemin işleyişini, okudukça anladıkça fark edip adım adım idrak edelim diye, gözümüzü, kulağımızı, bilincimizi perdeledi. Bütün sistem, AŞK ile görevlerini yapar. Allah’a Aşık olan, tüm kainat sistemidir. Aşıksan sorgulamazsın! döndüğün yönün, aşkının yüzü olur.

Ama insan öyle mi? İnsanı ise AŞIK olduğu için yarattı. İstedi ki, tüm kainat gibi kendisine köle olmasın. Kendine DOST, MUHATAP kıldı. Tüm kainatı aldı, insanın içine yerleştirdi. Sonra, kendinden, ruhundan üfledi. Allahü Ekber. Bu nasıl bir lütuf derken, zangır zangır titredi, yaşlı kadın.

Hiç kainatı incelediniz mi, büyüklüğüne baktınız mı, peki kendinizi incelediniz mi, muhteşem sanatı gördünüz mü? Tüm kainatın kendisine hizmet ettiği yaradan, bizi muhatap aldı, yani seni!  Gözlerime baktı. Kilitlenmiştim. Seni diyorum, seni muhatap aldı!

Kainanatta bir nokta bile olmayan seni, dünyada en şerefli misafiri olarak ağırlıyor, tüm sistemi senin hizmetine vermiş. Kendi vücudunun da aynı şekilde sana hizmette olduğunu görmüyor musun? Nefesinde bile iradesi olmayan seni, almış  kendine muhatap kılmış.

Onun Aşk enerjisi ile Rahman enerjisi, onu anmasan, düşünmesen, görüşme yapmak istemesen bile hep seninle.  O zaman kim kime AŞIK? Karşılıksız AŞK var ise bunun için uğraşmaya değer birisi misin? Değer birisisin ki dünya sınavındasın. Kimin için Aşkını öncelikli olarak akıtıyorsan ve kimin için can vermeyi  göze alıyorsan, bu hayatta da sonraki alemde de  ondan yardım bekle!

Aşkın nefesi ve HAYY sıfatı ile her nefeste, sana geliyor, sende HU diyerek o nefesi veriyorsun. Şimdi içinize çekerek ağzınızdan derin nefes alın, bakın çıkardığınız ses HAYY olacak, şimdi nefesinizi verin, HU diyeceksiniz. Siz bilmeseniz bile beden elbiseniz koşulsuz itaatte, biliyor. Ama Ölüm diye nitelendirdiğiniz, yeni hayatınıza geçişte bedeni bile bu dünyada bırakıyor, muhatap aldığı ise ruhunuzla sevgiliye gidiyorsunuz.

Aşkın muhatabı, ne beden, ne dünya, ne kainat nede işleyen sistem, SADECE RUHUNUZ. Çünkü ondan, çünkü ondan ona bağlantı var, değerli olan o, nasıl değerli olmaz ki. Ama siz bedene, ruhunuzu hapsetmişsiniz, şeklen gördüğünüz ve yanınızda gitmeyecek her şeye hissetiğinizi Aşk olarak nitelendiriyorsunuz. Allah’a olan korkunuz, yardım beklentiniz, yeni hayatınızda ki cennet ve cehennem düşüncenize, birkaç deneyimle ve bilgi ile İlahi Aşk diyorsunuz. Belki yaşlanınca yönelirim, belki emekli olunca, işlerimin yoğunluğu bitince belki belki belki…Ama AŞK’tan olmuyor. Ya hastalıktan, ya kayıptan, ya dertten, ya doğal afette korkudan, ya da çaresiz hissettiğinizde mecburiyetten.  Ama yüce ALLAH’ın size hiç mecburiyeti yokken, size her an hizmette ve AŞK’ta.

Kim ilahi Aşka sahip? Siz mi? ALLAH mı? Allah Aşkını, içinizde gerçekten hissediyor musunuz? AŞK ile HAYY deyip, yine Aşk ile Hu diyor musunuz ruhunuzdan?

Seviliyorsunuz, bekleniyorsunuz. Selam dahi vermiyorsunuz. Konuşmuyorsunuz, buluşmuyorsunuz. Mesajlarına bakmıyorsunuz, cevap vermiyorsunuz.

KARŞILIKSIZ “AŞK”IN, KARŞILIK VERMEYENİSİNİZ?

Bu dünyada Rahman sıfatı gereği son nefese kadar Aşk enerjisini hep verecek, ama ya sonraki hayatınızda? Kim aşkına aşkla karşılık verdiyse, aynı nazarda muhatap alınmaz mı? O zaman perde, gözlerimizden kalktığında, kudretin büyüklüğünü, güzelliğini ve tüm kainatın gerçek işleyişini gördüğümüzde, AŞK’ı yüreğimizde cayır cayır hissettiğimizde, muhatap alınmazsak, hissettiğimiz aşk acısının en büyüğü, yani cehennemimiz olmaz mı?

Sessizlik oldu, derin bir sessizlik. Hiç böyle düşünmemiştim. Söyledikleri ile bütünleştim, aynı rüyamda ki gibi, sözleri ben olmuştu, her kelime ben olmuştu, içerideki hava ben, içinde olduğum ev ben, yaşlı teyze ben olmuştu sanki. Sonra, ben diye bir şey kalmamıştı. Tek bir şey vardı, o da bir olmuştu. AŞK.

Hikayenin sonu mu ne oldu? AŞK oldu, AŞK oldu diyelim ki, AŞK OLSUN, KARŞILIK BULSUN.

Aşk ile hu

Sosyal Medyada Paylaşın:

8 yorum

    • Teşekkürler, Hocam.Aşk ile ne yaparsak güzelleşir, güzelleştirir, güzel insanlarla yollar kesişir.

  1. İlahi aşkı en güzel şekilde yaşamamız duasıyla?çok güzel bir yazı, Rabbim ebeden razı olsun

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM