Melda ÇÜÇEN
Melda  ÇÜÇEN
melda.cucen@hotmail.com
Reis Bey 1988
  • 7
  • 321
  • 24 Ocak 2020 Cuma
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

AĞLADIKÇA ANLIYORUM 1 / Reis Bey

Anlam yüklü, beni inanılmaz etkileyen bir film izledim geçenlerde. Bu film, Necip Fazıl Kısakürek’in 1964 ‘de kaleme aldığı bir piyesten uyarlama aslında. 1988’de filmi yapılmış. Adı Reis Bey.

Bu arada bir dipnot düşmek istiyorum. Necip Fazıl Kısakürek ile ilgili ne yalan söyleyeyim, derinlikli bir bilgiye sahip değilim, bu da benim ayıbım olsun. Diğer taraftan, bu filmin verdiği mesaj beni çok etkilediği için bu yazıyı kaleme almasam olmazdı.

Reis Bey

Hikaye kısaca şöyle: Reis Bey, orta yaşın üstünde, hakimlik mesleğine 30 seneden fazla emek vermiş, ön yargılı, taş kalpli, yapayalnız, ‘merhamet idamlık bir suçtur’ diyen bir hakimdir ve günün birinde, annesini öldürdüğü iddiasıyla huzuruna çıkarılan bir gencin idamına karar verir. Bu idam kararını verirken gayet kendinden emindir; çünkü olmuş olabileceğin hükmüyle değil daima olmuş olanın hükmüyle yargılar. -Oysaki her sanığı suçu sabit oluncaya kadar masum kabul etmeye mecburdur hakim insan!- Genç adam, idam edilir ve daha sonra suçsuz olduğu anlaşılır. İşte o an Reis Bey’in hayatı değişir, buz gibi iç dünyası bir sarsıntıyla yerle bir olur ve daha önce hiç dokunmadığı duygularının farkına varır. Artık dünyadaki tüm kötülüklerin sorumluluğunu kendisinde arar hâle gelir.

Evet, filmde, ”7’sinde ne ise 70’inde de odur.” yargısının, yıkılmaya muhtaç bir klişe olduğunu, buz kesmiş bir kalbin, yanan bir muma nasıl evrildiğine tanık olurken, anlıyorsunuz. Şimdi filmden bir kaç replik paylaşmak istiyorum. Her cümlesi ibretlik, her cümlesi altı kalın çizgilerle çizilesi…

İdamına karar verilen genç adam, Reis Bey’e şöyle haykırır:”Etmeyin Reis Bey, siz ağlayamazsınız. Ağlayabilseydiniz anlayabilirdiniz. Siz merhametten, acıma duygusundan yalnız kötülük doğacağına inanmışsınız. Yerine göre haklısınız; fakat ondan ne büyük iyilik doğacağını unuttuğunuz için, en büyük hakkı kaybediyorsunuz, rahmet kaldırılmış sizin kalbinizden. Buz çölünde yol alıyorsunuz. Mühürlü kalbinizin açılmasını dilerim.”

Ve gencin idam edilip aslında suçsuz olduğunun anlaşılmasından sonraki dönemde Reis Bey, kendiyle, duygularıyla temas ederken diğer taraftan elbette aldığı ah’lar kendisine bir bir geri döner. Hayat bu ya, bir gün kendini o idamlık adamı yargıladığı mahkemede yargılanırken buluverir. Şimdi yargılanma sırası ondadır.

O an ağzından şu sözler dökülür: ‘Bakarken gözle bıçaklıyor, dinlerken kulakla zehirliyoruz.

Sen kaplanı yetiştir, besle sonra pençe atıyor diye kement at, ipe çek. Yazıktır kaplana!

Kan kanserine yakalanmış insanları gördüğümde bu hale ben mi getirdim diye düşünüyorum. Uykuda, baygınlıkta, annemin karnında, babamın kanında ben hangi cinayeti işledim ki, kendimi gelmiş gelecek bütün fenalıkların tek sorumlusu biliyorum. Dışımda ne arıyorlar, içime doğru suçluyum ben.’

Ah ah hangimiz tertemiziz ki Reis Bey… Hepimiz suçluyuz…

Birbirinden farklı suçlara karışmış, kimisi kumara, kimisi uyuşturucuya bağlanmış, kimisi katil olmuş insanların arasında da şu sözler dökülüyor gönlünden Reis Bey’in: ”İnsanlara merhameti öğretmek, insandaki kötülük ihtidadını döve döve pekiştirmek yerine; hohlaya hohlaya yumuşatmak… Ağlayanlardan olmak varken ağlatanlardan olmak reva mı? İnsanlığa göz yaşını öğretene kadar onları delik deşik edelim; ama bıçaklarımızla değil ıslak kirpiklerimizle, ne kadar hırsız, yan kesici, dolandırıcı, zehir satıcısı, katil, kumarbaz varsa alalım aramıza.

Ne kadar işçi, mühendis, tüccar, doktor varsa alalım. Acıyanları ve acınanları alalım. Birleşelim, insanlığa yeni kurtuluş yolu, katili tezgahtar, hırsızı kasadar, dolandırıcıyı tahsildar yapalım. Bakalım saklı parayı çarpan yan kesici açıkça eline teslim edilene ne yapar. Korunanı vuran katil bakalım, bağrını açanlara ne yapar. Şüphe usulünün beslediği kötülük, itimat sistemi önünde büsbütün şahlanır mı dize mi gelir görelim!Acımak düşünmektir, acımak bulmaktır. Acıyın yeter. Can taşıyan, yüreği atan her yaratığa acıyın. Mazlumun kendinden kıyılana, zalimin kendinde kıydığına ağlayalım.

Zalime daha çok ağlayalım.

Üstüne söz söylemeye, kelimeler türetmeye hiç hiç gerek yok, zira Reis Bey’in aracı olduğu Hak’ikat, benim yazacağım bütün cümleleri gölgesinde bırakıyor. Yazımın sonunu yine gönülden süzülen onun sözleriyle bitirmek istiyorum.

”Göklerin, merhamet dolu olduğuna inanıyorum. Bizse nefsimizin beton çatısını tepemize dikmiş, yaşamayı öldürüyoruz. Merhamet, alem bu temel üzerinde (tam da bu noktada paylaşmak istediğim bir düşüncem var, merhamet, arapça ‘rahima’ kökünden türemiş yani ‘rahim’ merhamet eden, kucaklayan demek. İşte tam da bu noktada cennet neden anaların ayakları altında denmiş, tefekkür edilmeye değer değil mi? Ah ahh…) eğer tohuma, toprağa hatta kire lekeye merhamet olmasaydı su olur muydu? Ne duruyorsunuz, sökün sahte su borularını evlere merhamet şebekeleri kurun. Tepelerinizdeki çatıları da yıkın, göklerle temasa geçin. O zaman göreceksiniz ki, acı su borularından kendi kendine tatlı su akacak ve başları üstünden güneşe yol veren kubbeler yükselecek.

Merhamet; hava gibi, su gibi muhtaç olduğumuz iksir.

Not: İnsanları cezalandırarak, onları utandırarak, onlara acı çektirerek dize getirebileceğimiz yanılgısını gözler önüne seren bilimsel çalışmaları kaleme alacağım yazıyla, inşaAllah haftaya görüşmek dileğiyle… Sev’giyle, merhamet’le…

Sosyal Medyada Paylaşın:

7 yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM