Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Güllü Şeker
  • 2
  • 52
  • 15 Ocak 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    4 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Kardeşim sen düşünceden ibaretsin,
Geriye kalan et ve kemiksin,
Gül düşünür gülüstan olursun,
Diken düşünür dikenlik olursun,

Mevlana Celaleddin Rumi

Mevlana’nın bu dörtlüğü, içime çöreklenen kasveti biraz da olsa dağıtmıştı. Son dönemde, nasıl daha iyi insan olabilirim, iyilik ne demek, ben yüce Yaradan’ın istediği gibi iyi birimiyim, neden iyilik ile ilgili ayetler, rabbin diğer öğütlerinden daha fazla tekrarlanıyor, düşünür olmuştum. En yakın arkadaşımla uzun uzun maneviyat sohbetleri yapıyor, kalbimizin ateşini harlıyorduk, ama sonra püf diye kor haline gelmeden sönüyordu. Hayat pahalıydı. Her anı servet değerinde, harcanmayacak kadar pahalı. Rabbin tanımladığı iyi insan tanımı için zaman kısıtlı. Öğlen yemek arası gelmeden, telefonuma sarıldım, arkadaşımı aradım. Aslında bugün için daha öncenden sözleşmiştik. Hem yemek yeriz hem de biraz manevi sohbetler yaparız ruhumun kasveti dağılır diye düşündüm. Uzun uzun çaldırdım, açmadı. Oysa tamda şu an, ona o kadar ihtiyacım vardı ki. Bir iki dakika geçmedi, telefonuma bir mesaj geldi.

Haydi! hemen gel.

Bana ihtiyacın var biliyorum, ama benim sana daha çok. Seni bekliyorum. Aynı numaradan sadece saat ve adres konumunun olduğu ikinci mesaj geldi. Numara bilmediğim bir numaraydı, arkadaşım yine hattını değiştirdi bana söylemedi diye düşündüm. Kalp kalbe karşı demek ki dedim. Numarayı çaldırdım, telefon kapalıydı. Yine hep yaptığı gibi, şarjı bitti ve şarjını yine yanına almamış diye düşündüm. Hemen montumu giydim, verdiği adrese gittim, bir parktı adresin yeri.

Kış güneşi çıkmıştı, ama hava oldukça soğuktu. Parkta pek kimse yoktu. Islak olmayan bir banka oturdum. Nedense son günlerde hayatımla ilgili kendimi sorgulamam artmıştı. Arkadaşımı beklerken, yine düşüncelere dalmıştım. Saatime baktım, birkaç dakika vardı buluşma süremize, ben yine dakik davranmıştım.

Kızıl saçları iki yandan iki örgü örülmüş, yüzünde çilleri olan, yanakları pembe pembe çok sevimli bir kız çocuğu yaklaştı ve oturduğum banka, yanı başıma oturuverdi. Üzeri, kömür taşımış gibi siyah siyah lekelerle kirlenmişti. Eliyle üzerini silkeledi. Yere değmeyen ayaklarını sallamaya başladı, küçük kıza doğru döndüm ve gülümsedim. O da baktı ve tatlı tatlı gülümsedi. Bir süre sessizce oturduk.

Avucunu sıkı sıkı kapatmıştı, biranda elini bana doğru uzattı.

Telefonumdan arkadaşımı tekrar aradım, kapalıydı. Küçük kız bir süre kapalı avucunu bana uzatmış öylece bekledi. Bende elimi uzattım avucunu açtı, bir kağıda sarılı şekeri avucuma bırakıverdi.  Aklıma olumsuz hiçbir şey gelmeden, şekeri kağıdından çıkarttım, ağzıma attım. Gül tadında bir şekerdi, ama ağzımda eridikçe gül tadı yayıldı, sadece ağzımı değil tüm vücudumu gül kokusu olarak sardı.

Teşekkür ederim dedim, başını okşadım, elimi cebime attım, para vermek istedim. Elimi cebime atar atmaz anladı ve minik elleri ile kolumu tuttu, gülümsedi. Biraz utandım, yapmak istediğim şeyden, incitmiştim sanırım. Ayaklarını sallayarak yanımda oturmaya devam etti.

Aç mısın dedim, üşüyor musun, beraber yemek yiyelim mi? Üzerine yeni kıyafetler alalım mı? Onun için güzel bir şey yapmak istiyordum.

Bence sen açsın, üşüyende sensin dedi, tatlı tatlı gülümseyerek. Gülümsemesi içimi ısıtmıştı. Bir anda, kar taneleri düşmeye başladı üstümüze. Kar yağışı, akşam üzeri gelecek diyorlardı ama dans eder gibi hızlanarak yağmaya başlamıştı.

Sen kendin için bir şeyler yapmak ister misin dedi, bana doğru dönerek.

Korkma, benimle gelirsen, senin için yapabileceğim bir şey vardır belki dedi, gözleriyle gülümseyerek. Ne kadar güzel ela gözleri vardı. Çakmak çakmak. İçinde binlerce yıldız olan ela gözler, samimiyeti masumuyeti beni içine çekti sanki.

Büyük şehrin bin bir türlü hali vardı ama bende hiçbir endişe hissi yaratmamıştı, tam da bunu düşünüyordum ki, hadi gidelim dedim.

Hadi gidelim mi?

Ne yapıyordum ben ve tanımadığım bir küçük kız ile nereye gidiyordum, ya bana zarar verecek bir şey yaşarsam?

En büyük zararı insan kendine verir, endişelenme dedi ve kalktı, yine söylemeden bildi. Oyun oynar gibi sekerek, zıplayarak neşeyle yürümeye başladı. Arkasına bile bakmıyordu. Kalktım arkasından yürümeye başladım, kar hızlandı, tatlı tatlı daha büyük taneler halinde yağmaya başladı. Kar taneleri yüzüne doğru büyük büyük düşmeye başladığında, ellerini gökyüzüne doğru açtı, yüzünü göğe kaldırdı, kendi etrafında üç tur döndü, kızıl örgülü saçları ahenkle dans etti. Büyülenmiş gibiydim.

Bir süre o önde, ben arkada yürüdük. Bilmediğim ara sokaklara girdik, bahçelerden atladık, bana eğlenceli bir oyun gibi geldi, içimdeki kasvet hali yerini, çocukça bir heyecana bırakmıştı ki aniden durdu. Gözleri buğulandı, ama hemen aralandı. Büyük bir demir kapının önüydü burası. Eski taşlardan yapılmış, yüzyıllık tarihi bir bina, taşları yer yer sanki isten kararmış gibi, ama camları yok, sadece yüksek demir bir kapısı ve üzerinde paslanmış, demirden kapıyı vurmaya yarayan bir halka mevcut.

Kapıya vur dedi. Paslı demir halkayı, üç kere kapıya vurdum, burası neresi demem lazımdı, demedim. Açan olmadı. Küçük kızın boyu, paslı halkaya yetişmiyordu ama önüme geçti. Kapıyı küçücük elleriyle iter itmez kapı gıcırdayarak açıldı. Bu seferlik ben açayım dedi, ela ela parlayan gözleriyle, bilmiş bilmiş gülümsedi. İçeriye girdik ve arkamızdan kapı, büyük bir gümbürtüyle kapandı.

Kapkaranlık

Zifiri karanlık. Korku, endişe, merak ardada kalbime geldi, burnuma gelen gül kokusu ile hepsi dağıldı.

Bir kibrit sesi duydum ve küçük kızın ela gözlerine vuran ilk ışıkla yavaş yavaş aydınladı yüzü, yine gülümseyen, içinde binlerce yıldız olan gözler, korkmamamı söylüyordu. Kapının arkasında bulduğu eski fenerin fitilini de yakmıştı, ortam biraz aydınlanmıştı. Kibriti tekrar çaktı ve bir feneri daha yaktı, bana verdi.

Şimdi içerisi loş bir aydınlığa büründü. Bir koridor önümüzde upuzun uzanıyordu. Her iki yanda, bu yapının dışındaki demir kapı ile aynı olan sıra sıra kapılar vardı.

Seç birini dedi, sağdakilerden bir kapı seçtim. Kapının tokmağına uzanmıştım ki, gerek yok dedi. Bunlar senin kapın, çalmana gerek yok, dokun sadece.

Hayatın bu koridor gibidir, her yaptığın eylemle, bir kapı açarsın. Hangisine bakmak istersen seç.

Ellerim ve bacaklarım titredi ama elimi kapıya dokundurdum, demir gibi gözüken yüzeyi, yumuşak bir buluta dokunuyormuş hissi verdi. Kapı kendiliğinden ardına kadar açıldı.

Karanlıktan sonra, büyük bir ışık patlaması gibiydi. Bir süre sonra gözüm alıştı, ışığın yoğunluğu azaldı belki de.

Aman allahım! Aman Allahım!

Kapının ardında bir dünya vardı ama tanımadığım bir yer. Bir kadın yere çömelmiş ağlıyor, yanında küçük bir kız oturuyordu. Sanırım kızı görmesin diye gözlerini ona fark ettirmeden siliyordu.  Bu sene olmaz dedi annesi küçük kıza, baban yok, bu sene okula gidemezsin. Ayakkabıya, kıyafete kaleme deftere verecek paramız yok, karnımızı bile zor doyuruyoruz. Bir kaç damla daha gözyaşı aktı annenin gözlerinden. Rabbim bize yardım et dedi kadın. Aynı anda küçük kızın gözlerinden de yaşlar yanaklarına süzülmeye başladı. Yaşlar, çenesine doğru indi indi ve bir anda gördüğüm görüntü dondu, zaman dondu.

Sadece anne ve kızın gözyaşları hareket ediyordu. Çenelerinden tam yere damlayacakken, zaman gözyaşları için de dondu. Film karesi gibi her şey donmuştu. O anda evin çatısı yok oldu, gökyüzünde şimşekler çaktı, annenin ağzından dökülenler, göğe yükseldi, büyük bir aydınlık oluşturdu. Aydınlığa doğru, göğün daha üstünden ordular şeklinde rengarenk ışık huzmeleri indi, tarifi imkansız güzellikte şekiller aldı, aşağıya indi, gözyaşlarının tam altına kalkan oldu. Gözlerim şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmıştı, o an nefes almayı unuttuğumu anladım, derin bir nefes aldım.

Hiçbir konuşma yoktu ama yankılanan sesleri anlıyordum.

Kim bir iyilik yapmak istiyor araştırılsın. Hemen! Hemen! Bu gözyaşları yere düşene kadar ihtiyaçları karşılanmalı. Bu köyde gözyaşı ile yüce kudrete sığınan tüm çocuklarla birlikte… Gökyüzünde aniden kaç görüntü ekranı belirdi algılamam imkansızdı. Birçok görüntü aynı anda açıldı, çok net değildi seçemiyordum. Telefon görüşmeleri yapılıyor, bilgisayar başında mailler havada uçuyor, birbirini tanımayan insanlar birbiri ile bağlantı kuruyor, iki kişi arasındaki bağlantı, internet ağlarıyla gibi gözüküyor ama ışık huzmeleri haberleri taşıyor, kişilerin kalplerine iniyor onları sarmalıyor, ışığını saçarak çıkıyordu. Ayakkabılar, botlar, kıyafetler toplanıyor, kargolanıyordu. Her kargo paketini, rengarenk ışık demetleri sarıyor, emniyetle yol boyunca eşlik ediyordu.

Tekrar odanın içindeydi görüntü, anne ve kızın görüntüsü canlanmıştı. Gözyaşları yere düşmeden bir anda buhar oldu. Görüntüde, sanki zaman atlamıştı, birkaç gün sonra, kız bu sefer sevinç çığlıkları ile kapıdan girdi, elinde taşımakta zorlandığı eşyalar, kırtasiye malzemeleri vardı. Annesi ellerini açtı, rızkı veren sensin unuttum allahım affet, şükür ve hamd sana aittir diye dua etti.

Aynı anda, bir görüntü sisler içinde belirdi.

Görüntüde ki kişi 4 ay önceki bendim! Başımın üzerinde ışık huzmeleri dolaşıyor, bir şeyler anlatmak istiyor gibi sarıp sarmalıyordu. Bir okul yardımı düzenlemeye karar veriyor, tesadüfen bir okul seçiyordum. Tesadüfen seçtiğimiz bir okula, tesadüfen tanıştığım insanlarla, tesadüfen, tahminimizden fazla para toplayıp, tesadüfen bulduğumuz kaliteli ve uygun toptancıdan aldığımız hediyeler, şaşkınlıklar içinde kaldığımız kısa sürede yerine ulaşıyordu.

Devamında ki sahne aynen şöyleydi. Dostlarla konuşuyorduk. Nasıl ihtiyacı olan bir yeri tesadüfen seçtik değil mi, nasıl da tanımadığımız insanlardan oluşan bir sürü kişi birlendi ve nasıl bu kadar çok para toplandı, ne çabuk ulaştı değil mi? Ne güzel bir şey yaptık. Çocuklar çok şanslı, bir sürü hediye gitti.

Sahne bir anda durdu.

Ne güzel bir şey yaptık! Çocuklar çok şanslı! Kelimem birkaç kez tekrar etti. Biz bir şey yapmamıştık, dank etti. Tüm gördüğüm sahneler en baştan ama çok hızlı şekilde tekrarlandı.  Ve tüm karanlığı aydınlatan bir yazı belirdi.

 Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Öyleyse siz de yararlı işler yapmada birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah her şeye güç yettirendir. (Bakara 148)

Sadece niyet etmiştik. Yönelmiştik. Herşey mucizevi şekilde çok hızlı olup bitmişti. Biraz da gururlanmıştık, çok güzel bir şey yaptık demiştik. Oysaki arkada işleyen bambaşka bir sistem vardı. Hiç göremediğimiz, farkına varamadığımız bir sistem. Herşeyin arkasında işleyen bambaşka bir sistem olduğu gibi.

Bir anne ve kız gözyaşı döküyor, dua ediyor ve o gözyaşı yere inmeden, ihtiyaç gideriliyordu. Bir kuluna, başka kulları vesilesi ile yardım gönderiyordu. Biz sadece vesileydik. Tesadüf yoktu, herşey haktandı.

Kızıl saçlı, çilli kız yanıma sokuldu ve elimi sıcacık tuttu.  Sevinmelisin, sistem zaten kendisi çalışır, vesile olmak için sadece niyet etmek bize bırakılıyor dedi ve kapı hızla kapandı. Bir süre donakaldım. Kız elimi daha sıkı tuttu. Soldaki kapılardan bir tanesine yaklaştım. Aynı şekilde dokundum.

Müthiş bir kar fırtınası.

Bir köpek açlıktan ölmek üzere, kafasını yukarıya kaldırıyor, dua ediyor gibi, çaresiz. Aynı anda, gökyüzü karışıyor, bin bir renkli ışık huzmesi birbirine giriyor, köpeğin yanına hızla iniyordu. Arabasıyla geçen ben miyim? Evet, benim, yavaşlıyorum, köpeği görüyorum. Evet, hatırladım, işe geç kalmıştım, köpeğin bana bakan gözleri beni bir iki dakikalığına etkilemişti. Ama durmamıştım geçip gitmiştim. Görüntüde de aynı şekilde oldu. Işık huzmesi geldi kalbime girdi çıktı geri döndü. Arkadan başka bir araç durdu. Koştu büfeden yiyecek aldı, köpeğin önüne koydu, başını okşadı. Arabasına bindi, aracın etrafında ki ışık huzmesi onunla beraber gözden kaybolana kadar yol aldı. Köpek yemeğini yedi, başını kaldırdı, rızık veren Yaradan’ a şükreder gibi göğe baktı.

Köpeğin duası ve acziyeti görülmüş, rızkı için bana yönlendirmişti, rızık vesilesi olarak. Yaradan, bana güvenmişti, o yapar o gönderdiğim rızkı verir demişti ama ben geç kalıyorum diye, umursamazca geçip gitmiştim. Yolda gördüğüm binlerce köpekten biri diye düşünmüştüm belki. Bu nasıl bir utanç yarattı ruhumda, gözlerim doldu. Dizlerimin üzerine çöktüm, soğuk betona oturdum. Kızıl saçlı kız, yanıma oturdu, başını omzuma koydu, elimi tuttu. Üzülme dedi. İşleyen sistemi idrak etmek zordur. Hiç bir şey bizden değildir. Olduranda öldürende o. Niyet edersek, vesile oluruz. Vesile olduğumuz her hayırlı iş, yüce yaradan ve orduları tarafından yapılır. Ama hayrı sana yazılır. Bir başka canlının menfaati için düşündüğün her şey gerçekleşir. Net.

Diğer kapıları açmaya korktum.

Neleri teyet geçtim kim bilir? Rabbimin bana güvendiği hangi durumlarda rızasını kazanamadım, bakmaya gücüm yetmedi.  Ağzım kurudu, nefesim kesildi. Kızıl saçlı küçük kız, bir güllü şeker daha verdi. Ağzıma attım, gözlerimi kapattım tadını tam çıkartabilmek için. Telefonumun sesi ile gözümü açtım. Arayan, mesajı gönderdiğini sandığım arkadaşımdı. Kendi numarasından arıyordu. Numarasını değiştirmemişti. Bende oturduğum banktaydım. Heyecanlı heyacanlı konuştu.

Bu akşam buluşuyoruz değil mi?

Seninle sohbet edecek konularımız birikti. Bu arada sana yeni bir haberim var. Sizin alt sokağınızda, evlerinin önden geçerken güllerine hayran olduğum bir ev vardı. Eski demir kapısı, taştan bir evdi, hayranlıkla bakardım geçerken. Hatta bahçeyi sana da göstermiştim geçen gün. Dün akşam korkunç bir yangın çıkmış. Yangından kurtulan, bahçede bazen gördüğüm kızıl saçlı çilli yanakları olan sevimli kız ve yaşlı dedesi olmuş. Çocukcağız ve yaşlı bir adam ne yaparlar bundan sonra bilmiyorum, seninle konuşalım da hemen bir yardım organizasyonu düzenleyelim. Onlar için ne yapabiliriz, acil durum anlayacağın. Alo orda mısın, sesimi duymuyor musun? Alo? Alo?

Bir süre yutkunamadım, göremedim, düşünemedim, hatta nefes alamadım, telefonumu hızlıca kapattım. Yüzüme vuran kar tanelerinin ıslaklığı ile oturduğum bankta yanıma baktım, kimse yoktu. Ama güllü şekerin tadı ağzımdaydı. Yaşadıklarımı anlamaya çalıyordum. Sanırım yaşadıklarımı, nedenini, ne yapacağımı ve nasıl gerçekleşeceğini anlamıştım.

Gökyüzüne kaldırdım kafamı, şimşek çaktı, ışıklar beyaz yerine rengarenk oldu. Şimşek çaktığına göre kar şiddetlenecek dedim, sonra nasıl bu kadar da çabuk idraksizleşiyorum diye kendi kendime güldüm.

Bizim dışımızda çalışan sisteme, kalbimle selam verdim.

Kalktım, hızlıca en yakın dükkana girdim, sahibine teslim etmek için, ilk önce bir poşet güllü şeker aldım. Ve hazırım Allahım, elimden ne geliyorsa hazırım dedim. Sonra yine kendime güldüm. Yine mi yandın ve söndün dedim.

Ne demek elimden ne geliyorsa, sen niyet et, rabbinin elinden neler gelecek seyret.

Niyet Et! Sabret! Seyret! Şükret! Emret Allahım, Emret dedim.

Aşk ile hu….

Sosyal Medyada Paylaşın:
Etiketler:
öykü deneme

2 yorum

  1. Canım arkadaşim😍 Temiz kalpli❤ güzel huylu👼melek yüzlü 😘Iyiliksever can arkadasım💛
    Soluksuz okudum Allah kabul etsin inşallah yaptıgın tüm iyiliklerin. Sevgiyle kucakliyorum canım benim🌷

    • Leylam,Allahın bize verdiklerinin yanında, bizim yaptığımız ne ki. Teşekkür ederim

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM