Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Ayna Ayna, Gerçeği Söyle Bana
  • 12
  • 62
  • 08 Ocak 2020 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    3 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,33.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

AYNA AYNA, GERÇEĞİ SÖYLE BANA

Hayat! Varlık aleminden gelip yok olup, yokluk aleminde var olmaya çalışıp, gerçek varlık  alemine doğru yolculuktur.

Ne muhteşem bir yol ve dönüşüm projesidir. Dönüşürsün, dönüştürülürsün, kaçarın yok, öyle ya da böyle, inan veya inanma, iste veya isteme. Hayat, rahat ve huzur bulma yeri değil, rahat ve huzura ulaşmak için dönüşümün gerçekleştiği yerdir. İÇTEN İÇE, İÇ İÇE

Ayna Ayna, Gerçeği Söyle Bana

Dervişan uyumuştu. Taşlı sofadan, tahta kapıya doğru usulca ilerledim. Kapıyı itina ile gıcırdatmadan açmaya çalışarak, kapının aralığından süzülerek çıktım. Hava buz gibiydi. Soğuk havayı içime çekince, muhteşem bir ferahlama tüm hücrelerime yayıldı. Toprak yol, gece yağan yağmurun etkisi ile balçık çamura dönüşmüş, her adımım çarıklarımın yarısına kadar batmasına neden oluyordu. Dolunay, fenerim olmuştu, yolumun tam üstüne ışıklarını gönderiyor, yıldızlar yanıp sönüyordu, aynı kalbim gibi. Kalbim gibi bir yandı, bir söndü.

Yüzüme vuran serin yel, aymama sebep olmuştu bile. 10 yıldır dergahta, kendime yolculuk yapıyordum, ya da yaptığımı sanıyordum. Ama kalbim bir yanıyor bir sönüyordu, aynı tepemdeki yıldızlar gibi. Dergaha geldiğimde, toy bir çocuktum, yol gösterici ustam gibi çok bilgili, idrakli, konuşması ile verdiği derslerle ilhamı açan engin bir deniz olmak tek hayalimdi. Çok bilgili, çok idrakli olmak istiyordum.

Çok kitap okudum, çok ibadet ettim hatta bunun yanında dergahta hizmetinde bulunmadığım iş kalmadı. Ama bugün bana ettiği sözleri hiç hak etmemiştim. “10 yılını boşa geçirdin, sen daha yola çıkmadan yolun sonun planını yapmış, hayalini kuruyorsun, topla pılını pırtını, yarından tezi yok, terk et dergahı!” İşte bu söz yankılandı tüm gün kulaklarımda, kulaklarımda olsa iyi, tüm hücrelerimde. Nefes alırken aldığım havayla bu sözü teneffüs ediyor, su içerken, aldığım yudumla bu sözü yudumluyordum sanki. Zaten hep kınanmıştım hayatımda, kel başımla, cılız kollarımla, pörtlek gözlerimle alay edilmişti. Sakarlığım ise cabası, onu yapamazsın, bunu yapamazsın. Bilgi en büyük güçtür demişti, babam.

Öyle miydi gerçekten?

Bilgi sahibi olursam, belki bir işe yarardım. Okuma yazma bile bilmiyordum, bir sabah kendimi dergahın kapısında bulmuştum, tam 10 yıl önce. Olmamıştı, bunu da başaramamıştım. Benden bir şey olmaz, karar vermiştim. O zaman ben neden bu dünyadaydım, içimde ben olmak ile ilgili her şeyi bitirmişti hissettiklerim. Sabahı beklemek istemedim. Yola çıktım bende, nereye mi? Bilmiyorum. Bilmediğim bir yola…

Saatin alarmı, beynimin içinde zonklayarak çaldı. Beş yaşından kırk yaşına kadar hep saatin alarmı ile kalkmak ne rahatsız edici bir durum. Bu neyin çabası, yarım asırlık ömrümde erkenden kalk, başarı için koştur koştur, büyük paralar kazan, paranı doğru yönetmeye çalış, reklam çalışmalarını düşün, risklerle boğuş. Evlen, çocuk büyütürken iyi bir statüsü olsun diye uğraş. Hep daha başarılı, en başarılı olmaya çalış. Akşam hem televizyonda hem sosyal medyada yayınlanan, görkemli seminerimi düşündüm. Nasıl da etkileyici olmuştu. Reytingler tavan yapmıştır eminim, sosyal medyada oldukça ses getirdi. Yıllarca onca çaba, hakettiğim noktaya gelmiştim. Bilgi, popularite, para, güç, iyi bir eş, başarılı çocuk, her şeye sahiptim. Babam, başarı ve para güçtür demişti. Güçte en önemli zırhtır. Öyle miydi gerçekten?

Ecza dolabından, anti deprasanımdan bir tane avucuma aldım, tadından ve kokusundan nefret ediyordum. Ama içimdeki mutsuzluk ve kayıp benliğime, kısa sürede olsa iyi geliyor, mutlu hissetmemi sağlıyordu. Evet, mutsuz hissediyordum. Ne saçma değil mi? Her şeye sahiptim, bilgi, para, güç. Sadece kendime çare olamıyordum ve hiç kimse bilmiyordu. Pencereden baktım, hava hala karanlıktı, ama beni uyandıran telefonun alarmı az önce çalmıştı. Telefonuma baktım, saat 7:00 yerine, gece 3:00 gösteriyordu, herhalde yanlış kurdum dedim.

Gerçek ve ben

Balkon kapısını açtım, rüzgar şiddetli bir şekilde yüzüme çarptı, tokat gibi, ayılmamı sağladı. Derin bir nefes çektim, neydi benim beklentim, neden benliğimi bulamıyordum, ben neden bu dünyadayım dedim, avucumda sıkı sıkı tuttuğum anti depresana baktım. Hızlıca balkondan aşağıya fırlattım, küçücük bir hapın ardına saklanmak, bu kadar bilgili, bu kadar güçlü olan sana yakışıyor mu? Bu kadar bilgili, bu kadar güçlü! Sonra bir kahkaha attım. Söylediğim komik geldi. Herkesin inandığı bu gerçek ve ben, komik!

Sahi kimdim ben ve neden bu dünyadaydım ki? Bir rüzgar esti, ilkinden daha sert çarptı yüzüme. Hızlıca bir karar verdim. Cebime sadece otobüs parası aldım, cep telefonumu, kartvizitlerimi, kredi kartlarımı bıraktım, beni ben yapan her şeyi sehpanın üstüne teslim ettim. Nereye gittiğimi bilmeden yola çıkmaya karar verdim, nereye gittiğini bile sorgulamadan en yakın otobüs şirketinden bir bilet aldım. Ne kadar yol gittiğimizi hiç bilmiyorum, ama yolculuğumda gece olmuş hatta yeni gün doğmak üzereydi, saatin bile idrakinde değildim.

Yürüdüm

Ağaçların kartpostal gibi sıralandığı yola gözlerim dalmış, hiçbir şey düşünmeden giderken, birden inecek var diye seslendim, yolun kenarında beni indirir misiniz lütfen?   Otobüsten indim.  Hava öyle ayazdı ki, ama üşümüyordum, her serin rüzgar beni biraz daha ferahlatıyordu. Sadece boş boş yürümek, plansız, programsız beni ben yapan her şeyden uzak sadece yürümek istiyordum. Saatlerce yürüdüm. Sağa doğru kıvrılan patika yoldan yürümeye devam ettim. Güneş doğuyordu, tüm kızıllığı ile. Bir anda her şey canlanmıştı, kuşlar, böcekler çığlık çığlığa yeni günü kutluyordu. Kafamı gökyüzüne kaldırdığımda, gözlerimi kapattım, soğuk yeli, aydınlanan yeryüzünü, kuşların sevincini hissettim ve kendimi koca dünyada yapayalnız ve işe yaramaz hissettim. Yürüdüm, saatlerce ama saatlerce yürüdüm.

Bacası tüten derme çatma bir kulübe yolun sağında duruyordu. Aynı ruhum gibi derme çatma dedim, yalnızlık duygusu içimden geçti bir an. Tam önünden geçerken, kapı aralandı, çok yaşlı bir adam, gülümseyerek baktı ve selam verdi. Kulübenin önündeki tahta kırık sedire geçti oturdu. Başımla selam verdim, yürümeye devam ettim, gel otur dinlen biraz yolcu dedi, üşümüşsündür, sıcak bir bardak çayımı iç, hava daha da ayaza kesecek bugün.

Yanına doğru ilerledim, usulca sedirin bir ucuna oturdum, kulplu bakır bir bardakta sıcak çay getirdi, avuçlarımın arasına aldım ve bir süre çıkan dumanı seyrettim. Soğuktan ağzımdan çıkan duman ile çayın sıcak dumanı birbirine karıştı. Yaşlı amca hiç konuşmadı bir süre, bende sustum. Ne kadar sustuk bilmiyorum. Yaşlı amcanın, selamün aleyküm sesi ile sessizlik bozuldu.

Sıcak bir çay

Dergahtan kovulmam ve tüm hayatım gözümün önünde canlanarak yürürken, çelimsiz bacaklarım çok yorulmuş dermanı kalmamıştı. Hani bilgi önemliydi, hani dergah dersleri önemliydi, çalıştım işte, olmayınca olmuyor demek ki. Kafamı toprak yoldan kaldırmadan yürüyordum, derin ve buz gibi bir nefes aldım, başımı kaldırdım.

Yolun kenarındaki kulübe, kulübenin önünde oturan yaşlı amca ve yanındakine takıldı gözüm. Önlerinden geçip gidiyordum ki, yaşlı amca seslendi, selam verdi ve soluklanmam için beni davet etti, gittim, sedire oturdum, sıcak bir çay tutuşturdu elime.

Yaşlı adam, kel derviş, nereye gittiğini bilmeyen yolcu, kırık tahta sedirde, ellerinde sıcak çay ile bir süre oturdu. Hep beraber sustular. Sadece rüzgarın uğultusu vardı, birde sevinçle yere düşen yağmurun sesi. Onlar sustu, tüm alem konuştu.

Fırtına ile beraber kar gelecek akşam üzeri, yola devam etmeyin dedi, yaşlı adam. Kalın bu akşam burada, yarın hava açacak, yaşlı dizlerim beni hiç yanıltmamıştır dedi tatlı bir ses tonu ile.

Hep beraber itirazsız içeri geçtiler, burası nasıl bir evdi?  

Dışı tahtadan, ama içi aynalarla kaplı tek oda bir ev. Gül suyu, odun kokusu ve tütsüyü andıran güzel ama hissedilmemiş  huzurlu bir koku yayıldı. Duvarlar, tavan her yer parça parça ayna ile kaplı. Yerde oturacak sade minderler, bir yer sofrası, toprak bir sobadan başka bir şey yoktu. Yer minderlerine oturdular. Toprak sobanın, ateşi aynalarda yansıyordu. Aynaların bir biri içinde ki yansıma hali, sonsuz bir mekanda oldukları hissini uyandırmıştı. Ateşi harladı yaşlı adam, düdük gibi ses çıkaran çaydanlığı kenara çekti.

Üç mum yaktı, iki mumu misafirlerin oturdukları yerin tam önüne koydu. Bir süre daha sustular. Mumların yansımaları, kendi görüntüleri, mekanda aynalar sayesinde birbirine karıştı, bütün oldu. Zaman kavramı sanki yok olmuştu. Bir dervişan, bir plaza ünlüsü, bir yaşlı usta gecenin bir yarısı, aynalarla kaplı bir kulübede susarak oturuyorlardı. Bilgi, para, güç, benlik, mutluluk hiçbir şey yoktu. Sadece “Huzur” doldurdu içeriyi, aynalardan yansıyarak çoğaldı, çoğaldı ve derin bir nefes oldu. Yaşanan, fantastik bir masal gibiydi.

Hayattan kaçmak için değil, hayatı kaçırmamak için yola çıkın ey canlar! diyerek sessizliği bozan yine yaşlı adam oldu. Yola cesareti olanın, yolu aydınlık olur, ama kendinizden kaçmak için değil, kendinizi bulmak için yola çıkmalısınız. Yüreğinizi koymalısın, yüreksiz insan, küreksiz sandal gibidir, yüreksiz çıkarsanız yola sadece kendinizi yorarsınız, yol alamazsınız. Tam karşılarına geçti, bağdaş kurdu oturdu. Elinde tuttuğu, kendi mumunu söndürdü. Oda da yansıyan iki yolcunun mumu kaldı. İki yolsuz yolcunun gözlerine bakarken, bakışları ikisinin de gözlerini delip geçti, yüreklerine indi.

Kendinizin de putunu yıkın

Sen dergahtan kovulan derviş, var olma amacını sorguluyorsun, var olmanın anlamını,  bedeni güzellik, beceri, çok bilgi bilme olduğunu düşünüyorsun, dergahta kaldığın 10 yıl suretinin ve varacağı yolu bilmeyen bilginin putunu kırmaya yetmemiş.

Sen, güce, bilgiye, üne sahip kişi,  var olmanın amacını güç olduğunu düşündün, benlik mutluluğunu her şey sandın, etrafını saran putların sana sadece sıkıntı verir, mutlulukta güç gibi bir puttur, kır yık hepsini, putlarını yıkmadan yola devam edemezsin..

Şimdi yola çıktınız, ama yolun nereye varmasını istediğini bile bilmiyorsunuz. Kendiniz olarak yola çıktınız, kendinizden, dünyevi isteklerinizden, suretlerinizden, putlarınızdan sıyrılmadan yolu bulamazsınız. Nereye giderseniz gidin yol kendinize çıkacaktır, kendinizin farkına varın, sonra kendinizin de putunu yıkın, yıkın ki yolunuz ayan beyan olsun.

İki şaşkın yolcu, sustular, kalplerinin dile gelmesi için susmaları gerekiyordu.  

Yaşlı adam, şimdi size yolunuzda yoldaş olması için bir hediye vereceğim, sizin sonsuz servetiniz olacak dedi.

Kel derviş ve güç delisi yolcu, avuçlarına bırakılan hediyeyi itina ile aldılar ve sadece bir ayna olduğunu gördüler.

Aynaya baktıklarında, kel derviş, kendi sureti yerine güç delisi yolcuyu, diğeri de kendi sureti yerine kel dervişi gördü. Tekrar baktıklarında ise kel derviş ustasını, diğeri gücünü, parasını gördü. Tekrar baktıklarında ise tüm alemi seyrettiler. Korktular mı? Hayır.

Her tarafı aynadan yapılmış bir eve benzeyen bu alemde misafir, yani bu aynada geçici bir görüntü olan insan, hangi yöne baksa sevgilinin, Allah’ın tüm tecellilerini görecektir. Sevgilinin güzelliğini bütün yönleriyle görmenin zevki kişiyi hayrete düşürür; ondan başka bir şey göremez ve konuşamaz olur.

Yaşlı adam,  Mevlana primin söylediği  gibi aynalar türlü türlüdür, yüzünü görmek isteyen cama, özünü görmek isteyen cana bakar dedi. Bundan sonraki yoldaşınız bu ayna olsun, cama değil, cana bakın. Bencillik gözüne takılmış ayna gibidir, o gözler nereye bakarsa baksın, kendinden başka bir şey görmez. Kusur arıyorsan, tüm aynalar senin.

Kendinden nefret edip aynayı parçalamak kolay. Sorun; sonrasında ortaya saçılan binlerce, “SENİ” kim temizleyecek. 

Ne güzel söylemiş Mevlana Pirim diyerek, sanki karşısındaymış gibi saygı ve minnetle selamladı. Sonra selamı kendinden kendine “Aleyküm Selam” diyerek aldı.

Alemi çoklu sanmak bir illüzyondur. Özünden var olan tek şey mutlak varlıktır. Alem, Allah’ın kendini gösterdiği aynadır. Öyle bir ayna ki içinde alem var, her şey var, ama bu varlık yokluktan ibaret, sadece bir görüntü, gerçek gibi görünüyor fakat gerçekliği yok. Allah’tan başka mevcut yoktur. Tek ve gerçek varlık Allah’tır. Kâinatta gördüğümüz ve var zannettiğimiz eşyanın, aynadaki görüntünün bir cisminin bulunmaması gibi, gerçek ve kendine mahsus bir varlığı yoktur, Allah’ın birer şekilde görüntüsünden ibarettir.

Yarın, gün doğumu itibariyle, taşlı topraklı yollara değil, aynanızla beraber kendinize yolculuğa çıkın, nasıl diye sormayın. Kafanız karışmış olabilir, karışmadan çözülmez.

Ayna ayna söyle bana

Sır kalbinizde, aynaya bakın, aynanın arkasındaki sır tabakası çözülürse nasıl ki şeffaftır camdan ibarettir, sen kalmaz ve seyreylersin arkasındakini, kalbinin sırrını da çözersen, sen kalmaz seyreylersin alemi. Dünyevi beklentilerini yok et. Kendine dön. Sonra kendini de yok et. Herkesin kendine yolculuğu, kendine mahsustur. Kendinden kendine, kendinden ona. İçten içe, iç içe… Sonra en şerefli olana ulaş, en yaratılan en şerefli mahlukat sözüne eriş, orda kalmak güzeldir ama yolun amacı orda kalmak değil unutma ve yanılma,  bu aleme geri dönmek ve alemlere ışık olmak için hizmet etmektir yolculuğunun rotası. Mumunu yak. Yansıt sendeki ışığı. Sonra söndür mumunu, ışığı yansın yansısın alemlerin aynasında.

İÇTEN İÇE, İÇ İÇE….

Aşk ile HU…

Sosyal Medyada Paylaşın:

12 yorum

  1. Çok beğendim, çok başarılı, ders niteliğinde bir yazı olmuş. Çok etkilendim. Teşekkürler…

  2. Kaleminize sağlık ,çok etkilendim.Kainatın sahibinin birer yansımasıyız hepimiz ve bunu ne kadar güzel dile getirmişsiniz.

    • Kalpten kalbe, açık bir yol vardır. Nazlı hanım, yorumunuz için çok teşekkür ederim.

  3. Bir nefeste okumak istedim aynı zamanda her kelimeyi tüm nefesimde yaşamak, idrak etmek…Enfes olmuş! Kaleminize ve idrakinize bereket💝

    • Her nefesimizde, ilim bize aksın, her nefesimizde gerçeğin bilgisi bize ulaşsın, hep yazalım, hep okuyalım, hep anlamaya çalışıp, birbirimize ayna olalım. Teşekkürler yorumunuz için Reyhan hanım.

  4. Soluksuz okuyorum her yazınızı. Nasıl bir yürek alıp götürüyor insanı. Lütfen yazmaya devam edin şimdiden diğer yazınızı merakla bekliyorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM