Melda ÇÜÇEN
Melda  ÇÜÇEN
melda.cucen@hotmail.com
Yanmayı da Öğrendim
  • 4
  • 155
  • 22 Aralık 2019 Pazar
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -
Deniz Seki

Yanmayı da öğrendim diyor… İNSAN BİR ODUN MİSALİ, YANMADAN SÖNMÜYOR.

Soğuk kış günlerinde şöminenin ya da kuzineli bir sobanın içine atılan odunların yanarken neler hissettiklerini düşündünüz mü hiç? Bir tefekküre var mısınız? Yalnız sizden bir ricam var. Bu yazıyı okurken üste iliştirdiğim müziği açmanızı ve müzik eşliğinde “Yanmayı da Öğrendim” diyerek okumanızı istiyorum.

Odun yakanlar bilirler, yaş odunlar yanmaya pek elverişli değildir. Çünkü uzun soluklu yanmazlar, yaş odun ateşi boğacağı için ısı performansı düşük olur ve üstelik etrafa çok fazla is ve duman yayarlar. İşte bu yüzden belli bir süre beklemiş böylelikle nemini atmış olan kuru odun, güçlü ve uzun süren bir ısı, ışık ve daha düşük karbondioksit için çok daha makuldür. Yanan odun kimyasal bir değişimle yepyeni bir hal alır ve köz olur artık eski formundan eser yoktur. Yani özetle daha çok ısı ve ışık verebilmek için kuru bir odun olmak gerekir…

Şimdi tefekküre devam, bir ortamda yanmanın olabilmesi için yanıcı bir maddenin olması gerekir değil mi mesela oksijen. Yaradan o kadar muhteşem ki bizim beden toprağımıza da bir miktar oksijen yüklemiş, oksijensiz nefes alamıyoruz ve acı olarak adlettiğimiz her olayda aslında yanıyoruz. Adem’in sakınması gereken ağaca dokunup Huzur’dan kovulması gibi biz de, kalbi işgal eden dünyevi heveslerimiz (hırs, gözü doymazlık, şükürsüzlük vb.), ten ve beden zaaflarımız ile kendi ağacımıza dokunuyor ve yanıyoruz. Yandıkça sakınmayı öğreniyoruz ve yanmadıkça idrakimizle o bilgiyi buluşturamıyoruz. Bedenimizde, temizlenmemiş nefsimizde, nar yani ateş, ruhumuzdaysa nur var bizim ve narımızı nura çevirmeden yani yanmadan maalesef ışık veremiyoruz, özgürleşemiyoruz.

Yanmak, soyunup her varını, dalabilmek belki de o aşk ummanına.

Dünyaya olan aşırı bağlılık ve muhabbetin kalbi işgal edip hayatın gayesi haline gelmesiyle, Allah’ı unuttuğumuz her an nasıl kullukta kemale erebiliriz, gerçek hürriyeti yakalayabiliriz ki? Var gibi görünen vücudun faniliğini idrak edemedikçe gurur, kibir, benlik gibi vasıflardan arınmadıkça, aczimizi idrak etmedikçe yani yine yanıp yok olmadıkça bizi kısıtlayan ayak bağlarımızın nasıl azad olabiliriz?!

Bu yol, Sevgili’ye varmak için yanıp, yok olma yoludur. Her şey yanar, taş dahi. Fakat taşın yanış istidadı ile kuru odunun yanma kabiliyeti aynı değildir. İstidadında Aşk olmayanın Aşk ile kemale ermesi taşın yanması kadar zordur. Tam da bu noktada biz büyüklere bir masal bırakayım şuracığa:

”Taş oduna sorar:

-Nereye gidiyorsun?

-Yanmaya.

-Neden buna ihtiyaç duyuyorsun.

-Ödevimi yapmam gerektiğini düşünüyorum.

-Yanacaksın, küle döneceksin

-Zaten bir gün toprak olmayacak mıyım?

-Küllerin havada savrulacak.

-Sen de bir gün toza dönüp savrulmayacak mısın?

-Aradaki fark ne?

-Ben ödevimi yapmış olacağım

-Hangi ödevi?

-Işığını yükselteceğim ateşin

-Hangi ateşin?

-Bilgelik ateşinin…

-Nasıl yani? Yok olmayacak mısın?

-Hayır, ölmeden evvel öleceğim.

İbnü’l Arabî Hazretleri, ”Acıkmadıkça, susamadıkça yiyip içme çünkü bedeni ıslattığında latifliğin azalır, bağlılığın artar odun da öyledir ya, ıslakken yakarsan nurdan, ışıktan, ısıdan çok duman çıkar; ama güneş ışığıyla kuruduktan yandıktan sonra nuru, ışığı artar.”der.

Yanmayı da öğrendim…

İşte böyle, yanmadan, sönmüyor insan.. Bu arada yanmadan yanmaya da fark var, hızlı yanıp sönen saman alevi olmadan yanabilmek dileğiyle… 🙂

KAYNAKÇA

Deniz Erten, İşaret, Destek Yayınları, 2015

Yılmaz Gürbüz Büyüklere Masallar,, 2014

Sosyal Medyada Paylaşın:

4 yorum

  1. Canımsın; yanmaya hakikatin gözünden baktığında tadını hatırlattığın için teşekkürler?♥️

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM