Nazlı Aydın
Nazlı  Aydın
biriktirdiklerimde@gmail.com
On Günün Kaldığını Düşün
  • 3
  • 296
  • 29 Aralık 2019 Pazar
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Uzaklardan gelen haber sana on günün kaldığını düşün diyor. Bu durum seni nasıl etkiler? Neler olur? Gelin hikayeyi birlikte okuyalım.

Uzaklardan gelen haber

Uzun süredir uğranmadığı belli olan eve yer yer çatlamış eski beton merdivenleri aşarak, eski tahta kapının gıcırdamasını duyarak girdi. Antika sayılabilecek divan, raflarda dizili taslar,eskimiş bir mutfak evyesi dikkatini çekti. Odaya girdiğinde kendisini karşılayan mistik hava dışarıda cılız ışıkla birleştiğinde kendisinde değişik bir huzur hissetti.

Cılız sokak lambasına bakmak için divanın yanında bulunan tahta pencereye doğru ilerledi. Kendisini ince ince nakışlanmış perdeyi aralarken buldu. Dışarıda sokak lambasıyla cilveleşen kar taneleri ona selam verdi. Pencerenin yanında eski tahta bir masa vardı.Masanın üzerinde bir güğüm, fincan takımı ve bir kaç kitap üst üste öylece duruyordu. Üst üste duran kitaplardan en üstte olanı tozlanmasına rağmen hala ışıl ışıl parlıyordu. Merak etti, kitabı açtığında içinde bir not buldu. Sanki not kağıdı onun açacağı sayfa için ayarlanmıştı. Güğüm resmi vardı. Güğümü ters çevirdi , içinden fincan resmi olan bir not kağıdı düşüverdi masanın tozlu yüzeyine. İyice meraklanmıştı.

Fincanları tek tek kontrol etti. Bir tanesinin içinde küçük,altın renkli bir anahtar buldu. Anahtarı elindeydi ama kilit henüz görüş alanında değildi. Bu tek odalı evde yalnız bir tane kilitli kutu vardı. Bulabilecek miydi? Divanın ağır nakışlı sararmaya yüz tutmuş örtüsünü kaldırdı. Puslu hava kutuyu bulduğunda aydınlandı. Karanlık, izbe sokaklar birden panayır alanına dönmüştü sanki .

Elindeki tahta, süslü oymalarla bezenmiş ,bu kutuda ne olduğunu iyice merak etti. Açmak ve açmamak düşüncelerinde gidip geldi. Merak etmişti ama göreceği şey hoşuna pek de gitmeyecekti.

Uzaklarda horozlar ötmeye başlamış,Güneş ilk ışıklarını cılızca yeryüzüne sunmuş alıcılarını bekliyordu.

Saate bir türlü bakamadığı için kaç saattir kutu elinde beklediğini tahmin edemedi.Kutuda ne vardı?Bunu açmadan bilemezdi ,acele etmesi gerekiyordu çünkü zaman acımasızdı ve işliyordu.Her an bir eski anı ölüyordu.

Buraya nasıl geldiğini hatırlamaya çalıştı.Hatırlayamadı. Bu bir rüya mıydı?Olsa olsa ancak kabus olurdu. Yeterince zaman kaybetmişti. Açmaya karar verdi. Anahtarı nereye koyduğunu bir an anımsayamadı. Pantolonun cebine baktı. Buldu.

İşte şimdi bu kilitli kutuyu ya da sandığı mı demeliyim, açtı. İçinde zarf vardı. İlk defa geldiği bu ev sanki onun hareketlerini önceden tahmin ediyor, hayır tahmin etmiyor biliyordu. Ondan bir adım öndeydi bu harabe.

İsminin yazılı olduğu zarfı açtığında yaşayacağı yalnızca on gün olduğu haberini aldı. Hayrete düşmüş ,eli ayağı buz kesmişti.Ne yapacaktı?Sindirmeye çalıştı, bilgi doğru olmayabilirdi.Ama doğru da olabilirdi. İşte bittiğinin resmiydi, endişeye kapılmıştı.Şimdi kara düşünceler içinde bu on gün ne yapacağını düşündü. İnandığı cennete gitmek için bu on günü Yaratıcı’ya ibadetle mi geçirmeliydi? Belki de ölmeden önce gezmek istediği yerleri görmeliydi. Daha yaşayamadığı çok şey vardı. Bilemedi.

On günün kaldığını düşün

Bir insan yaşayacağı on günün kaldığını haber aldığında ne hissederdi? Ölüm bu kadar ani miydi? Henüz zamanı değildi, gencecikti. Ölüm için en uygun zaman ne zamandı ki? On günün kaldığını düşün sevgili okur, sahi ne yapacaksın bu on günde ? Kendi son on gününde ne için çabalarsın?

Sosyal Medyada Paylaşın:

3 yorum

  1. Şu durumda Epiküros yâd edilmez mi 🙂 “Yaşadığımız sürece ölüm yok, ölüm geldiğinde de biz yokuz…”

    Yüreğinize sağlık, güzel bir yazıydı 🙂

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM