Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Bir Ben Varmış, Benden İçeri
  • 7
  • 125
  • 04 Aralık 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    2 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Bugünümüze göre tanımlayacağımız hatta benzetebileceğimiz bir görüntünün olmadığı, her şeyin farklı olduğu mekanlardan bir mekan.

Teknolojinin tahminimizden çok çok ileri olduğu zamanlardan bir zaman.

Anlardan belki de yaşanmış bir an

Buraya nasıl geldiğimi bilmiyorum, niye geldiğimi ise hiç bilmiyorum.

Görmediğimiz renklere sahip, gökkuşağı gibi olup, anında tüm renklerine ayrılabilen, döndüğünde tahayyül edilemeyecek renk cümbüşü yaratan,  pırıl pırıl parlayan bir ışık bulutu, hızlıca yanıma yaklaştı.

Nihayet, büyük gün geldi dedi, büyük gün geldi diye bağırdı. İşte şimdi ben olacağım, kim olduğumu bileceğim, diğerlerinden farkım ortaya çıkacak, bir vasfım olacak, aşkımın gerçekliğini ispat edeceğim, büyük gün geldi. Ses mekan da tekrar tekrar yankılandı. Büyük gün geldi.

Bir bilim kurgu veya bir evren belgeselinin içine düştüm diye düşündüm. Benimle mi, konuşuyorsun sen? dedim hayretle. Ne kadar da fantastik, belki de rüyadır, bazen rüya da olduğumuzu fark ederiz ya öyle bir an.

Sana diyorum, yanımda senden başka bir şey var mı ki, yaşasın büyük gün geldi dedi tekrar. Başımdan aşağı bir anda sayısız renk noktacığı yağdı, her bir rengi ayrı gökkuşağı oluşturdu, döndü, döndü, tekrar bir araya geldi karşımda bir ışık bulutu olarak durdu. Bir an derin bir sessizlik oldu.

Ne oluyor yoksa ölüyor muyum diye düşündüm, yoksa benim içinde büyük gün mü geldi, neydi şimdi bu?  Ölmeden önce, ışık gören insanları okumuştum korkuyla baktım, düşüncemi ve endişemi konuşmuşum gibi bildi.

Onu ben bilemem, ölüm ne ola ki? Kendim için diyorum, benim için büyük gün geldi diye sevinçle kendi etrafında döndü, dönmesi ile renkler birbirine karıştı, bir cümbüş yarattı, her zerre tek tek ayrıldı, sonra hızlıca tekrar bir araya geldi, sanki masal dünyasında gibi hissettim.

Bizim gibi konuşuyorsun dedim, nesin sen ve büyük gün nedir ki, bu sevincin kaynağı ne?

Hep istediğim, beklediğim, en büyük arzum gerçekleşiyor, tüm dualarım, tüm varlığım bugün içindi, binlerce yıldır, belki de milyonlarca yıldır, çok çok zamandır, bu anı bekliyorum, işte o vakit bu vakit diye konuştu.

İyice meraklandım, bu neydi, neyin zamanı gelmişti, bu istek ne içindi ve ben neredeydim, konuşan bir ışık demetinin içindeydim çok garipti ama hiç garipsemiyordum.

Biraz zamanım var dedi, beklerken konuşabiliriz.

Ne konuşacağımı bilmiyordum, bir ışık demetiyle ne konuşulur ki? Şaşkınlığımı belli etmeden aklımdan geçen soruları hemen sormalıyım diye düşündüm.

Sen biraz önce binlerce belki de milyonlarca yıldır beklediğin yere gideceğini söyledin, bir seyahat için bu kadar zaman beklenir mi? Bu kadar hevesle gideceğin yer neresi ola ki?

Kısa bir seyahat ama bu bir kendimi ispat, sevgimi ve aşkımı ispat, beklenmez mi, sen hiç sevdiğin için beklemedin mi?

Ne alakası var, ben bir insanım, sense tarifini yapamayacağım bir şeysin? Benimle kendini aynı mı görüyorsun?  Beklediğim şeyler olmuştur tabi, ama hiç bir şey için onca yıl beklemedim, bekler miydim bilemedim.

Unutmuşsundur, ama ben unutmam, milyonlarca yıldır beklediğim an geldi ve ben ulaştığımda bu beklediğim anı unutmam asla mümkün değil dedi.

Sen neyi bekliyorsun diyecektim merakla, devam etti

Biraz sonra aracım gelecek, o aracıma bineceğim ve işte o zaman, yolculuğum başlayacak dedi.

Yaklaşan devasa aracı uzaktan gördüm, o nasıl bir şeydi öyle, nasıl bir teknoloji bu diye düşündüm şaşkınlıkla.

Araç dediği şey o kadar büyük o kadar büyüktü ki şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı. Sanki her yeri kaplıyordu, yaşadığım dünyayı içine alabilir diye düşündüm. Işık saçıyordu, aracın içinde sayısız, değişik büyüklükte, değişik görüntüde, değişik yapıda, değişik renkte hareket halinde canlılar vardı. Her biri şevkle ve gülümseyerek yaptığı işten zevk aldıklarını fark ettiğim görevlerini icra ediyorlardı.

Bu senin mi dedim, nasıl bir araç bu? Şaşkınlıkla bana baktı.

-Benim değil, aracım dedim ya, sadece geçici tahsis edildi. Ama sadece ben kullanacağım, kullanım bitince yok olacak. Bana özel. Dediğim yere bu araçla gidiliyormuş ama bu araçla dönülmüyormuş. Bu aracım sadece gidiş için, dönüş için değil. Dönüşümü nasıl bir araçla yapacağım bilmiyorum, kaç defa sordum, döneceksin dediler, gerisini bilmiyorum.

Gideceğin yere yalnız gitmiyorsun ne güzel dedim, yanında bir sürü arkadaşın olacak.

-Arkadaşım değil onlar dedi, onlar aracın bakımı için, yolculuğum esnasında bir çeşit mürettebat. Eğitimliler. Sadece benim için görevlendirildiler.

Anlayamamıştım, neden bekledin, onca yıl, ya da neden bu yolculuğu bu kadar istiyorsun, uçabilen, koşabilen, rengarenk bir ışık bulutusun, eminim bir çok gücün vardır, ne istesen yaparsın, acı yok tasa yok bizim dünyamız gibi değil, yaşantın bizim yaşantımız gibi hiç değil? Eksiğin ne ki, ne istiyorsun, neden istiyorsun dedim.

Nasıl istemem. Sen, Mukaddes zatı bilir misin dedi?

Sanırım bir ortak noktamız vardı, işte şimdi sohbetin ikimizin de bildiği ortak noktasını yakalamıştım, sevinç ile,

Mukaddes zat deyince, Yaradan’ımı kast ettin dedim?

Yaradan dersen kısıtlamış olursun dedi, sadece yaratmaz ki?

Rabbimiz o zaman dedim.

-Sen sıfatlarını sayıyorsun, kısıtlama dedi.

Bilgili olduğumu ispatlamak istercesine, zikrettiğim 99 ismini saydım. Ve sonunda, Allah o zaman dedim, Allah tüm isimleri ve sıfatları kapsar.

-Allah dediğinde de kısıtlıyorsun, o öyle mukaddestir ki tüm isimlerinden, sıfatlarından ve senin tanımlamalarından, düşüncenden daha büyüktür. Tanımlamaya ve atfedilen bir isme sığmaz. Kendi varlığından beni yarattı, beni seçti, muhatap aldı, her şartta bağlı kalacağımı söyledim, seveceğimi, ona hizmet edeceğimi söyledim, o da “ispat et” o zaman dedi. İspat için seçilenim ben. İspat için her şeyi yapmam mı, beklemek ne demek, her türlü sınava hazırım dedim. İşte o zaman ben irademle ve kendi çabamla gerçek aşkımı ispat edebilirim. Geri dönmek şartı ile bir yolculuğa çıkacaksın dedi, bağlılığını göster ve benim için benim yarattığım her zerreye hizmet et dedi. Milyonlarca yıldır, sıramı bekledim, işte şimdi zamanım geldi. Bir an önce gitmeliyim, sözümü tutup, gururla geri dönmeliyim, yaptığımdan razı olması için değil milyonlarca milyarlarca yıl, o ne kadar derse o kadar beklerim, gideceğim mekanda sadece onun gösterdiği yolda ilerlerim. Başka ne yapabilirim ki, ne beni yolumdan döndürebilir ki?

Binlerce alem var derler ya, herhalde bu alemlerden biri burası, farklı farklı sınavlar varmış demek ki diye düşündüm. Sadece dünyada olacak değil ya? Anlatmak istediğini anlamıştım. Nereye gideceğini biliyor musun diye sordum

Görmek istersen sana göstereyim deyince bir heyecan sardı, işte şimdi, kimsenin görmediği bambaşka bir alem görecektim. Fantastik bir evren, ütopik bir boyut, film izler gibi olacak, heyecanlandım.

Rengarenk Işık demetinin içinden, beyaz bir nokta halinde parlak bir ışık belirdi, açıldı açıldı açıldı bembeyaz bir ekran haline geldi.

Hazır mısın? İşte başlangıç noktasında gideceğim yer.

Görüntü, belirdi. Gözlerime inanamadım. Nasıl yani?

Dünyaydı, gösterdiği yer. Bildiğimiz dünya. Tüm hevesim kaçmıştı. Zaten içindeyim bende, beklentimi karşılamamıştı gösterdiği yer.

Daha yaklaştırdı, yaklaştırdı, bir ev, bir oda, odada bir kadın yatıyor, yanında birkaç kadın daha var, kadının ağrısı var ve bağırıyor.

Ama nasıl olur!

Tanıyorum, annemin gençliği bu, kapı aralığından bakan babam, babamın gençliği, nasılda gençler, şaşkın ve heyecanlılar.

İşte dedi, iniş yapacağım bana ev dedikleri yer burası. Aracım geçiş esnasında, şekil değiştirecekmiş, uyumlu hale gelecekmiş, zaman içerisinde aracım hep bana uygun hale gelecek şeklinde tasarlanmış.

Bir ismin olacak mı orada dedim, sesim kısılmış, boğazımdan çıkıyordu sanki, hiç hazır değildim duyacağım şeye, ama benim adımı söyleyiverdi. Şaşkınlıktan bayılacak gibi hissettim. Böyle şeyler ancak rüyada olur diye düşündüm, o zaman ben rüya görüyordum, yaşanan şey neydi? Ne düşünmeliydim? Algım, düşüncem her şey bir anda kapandı ve sanki bir anda tekrar açıldı.

Zamanım doluyor, gitme vaktim geldi, birazdan aracıma bineceğim, biraz da sen kendinden bahset, kimsin sen?

Kim miyim? Ben farkına varmıştım, ama yolculuğuna hazırlanan ışık demeti, aslında aracında seyahatini devam ettirenin kendisi olduğumu fark etmemişti.

Ben dedim, devam edemedim. Bir anda anladım olup biteni, ama bir şey söyleyemedim.

Gördüğü bedeninim içindekisin sen, ya da bedenim senin içinde diyemedim. Unuttum ben bu yolculukta ki büyük hevesimi, seyahatimin amacını, dünya çok zor ve karışık mazeretini söylemeye utandım. Unutmuşum, unuttuğumu da unutmuşum, aracıma binmiş gelmişim, neden geldiğimi bilmemişim, oysaki ne kadar kendimden eminmişim, düşündüm düşündüm, düşündüm. Renk cümbüşü bulutun, hevesine baktım, birde kalbime, bineceği araca baktım, birde bedenime, birkaç damla göz yaşı ile affet Allah’ım diyebildim.

Aşk ile hu.

“Biz, gerçekten insanı en güzel bir biçimde yarattık. Sonra onu, aşağıların aşağısına indirdik. Ancak, iman edip salih ameller işleyenler başka. Onlar için devamlı bir mükâfat vardır.”(Tin, 95/4-6)

Şu anda bilmedi­ğiniz daha nice binekleri de Allah (c.c) yaratacaktır.” (Nahl Suresi, 16/8)

Her can ölümü tadacaktır. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Ankebut 16/8)

“Doğrusu daha önce Âdem’den ahid almıştık da unuttu…” (Taha, 20/115.)

“Rabbin seni terk etmedi ve sana darılmadı.”  (Duha 93/3)

Sosyal Medyada Paylaşın:

7 yorum

  1. Canim arkadaşim soluk almadan bir nefeste okudum.Cok 😍cok❤ cok guzel cok begendim.Yazilarinın devamını heyecanla bekliyorum.Kalemine saglik bi tanem.😍😘💐💋

  2. Unutuyoruz… Fark etmiyoruz… Yok oluyoruz…. unutmamak .. kaybolmamak
    Aşk ile. Selam ve dua ile

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM