Şeyda Kukul
Şeyda  Kukul
kukulseyda@gmail.com
Alaattin’in Sihirli Lambası
  • 16
  • 200
  • 02 Aralık 2019 Pazartesi
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    3 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 3,67.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

ÇOCUKLUĞUNA DÖN

“Şimdi içinizdeki çocuğun elini tuttuğunuzu ve birkaç gün boyunca her yere birlikte gittiğinizi hayal edin.”

Louise L. Hay
21 Günde Güç İçinizde – Koridor Yayıncılık

TUT ELİMİ


Gerçekten de içimdeki çocuğun elini tuttum ve birkaç gün birlikte dolaştık. Ne yalan söyleyeyim, arada evde, gittiğimiz kafede, otobüste, vapurda, orada, burada unutup çıktığım oldu onu. Çok güçlü bir çocuk olduğu için ilerleyen yaşıma verdi unutkanlığımı, alınganlık yapmadan her seferinde kendisi yanıma döndü. Kişisel gelişim kitabındaki bir alıştırma sayesinde yanıma çağırdığımı bildiğinden mi ne, gün içerisinde sık sık yapmam gereken alıştırmaları bana hatırlattı. Kendisiyle birlikte şen kahkahalarını, muzipliğini, sulu gözlerini de getirdi küçük cadı. O yanımdayken ben de kendimi daha özgür ve neşeli hissettim doğrusu. Sohbetlerimde sık sık çocukluğumdan bahsettim. Kızımla da iyi anlaştılar. Bir olup beni sürekli muziplik yapmaya davet ettiler. Ben de hayır diyemedim.
“Küçükken en çok ne yapmaktan hoşlanırdınız? Aklınıza gelen her şeyi yazın. Bu şeyleri en son ne zaman yaptınız? Genelde içimizdeki ebeveyn bizi durdurur çünkü yetişkinler böyle şeyler yapmazlar.” dedi Louise.

HİÇ DE BİLE!

Ben hala gördüğüm yaprakların üzerine basıp hışır hışır konuşmalarını dinliyorum. Neler anlatıyorlar neler, bir bilseniz… bulduğum dört yapraklı yoncaları kitaplarımın arasında topladığım yapraklarla birlikte kurutuyorum. Kar yağınca başımı göğe kaldırıp dilimi dışarı çıkarıyorum, yakaladığım kar tanesi benimdir. Gördüğüm kar yığınına kendimi sırt üstü atıyorum, hiç de sırtım acımıyor. Yağmurda kollarımı açıp tamamen ıslanana kadar bekliyorum. Gördüğüm hiçbir su birikintisini boş geçmiyor, var gücümle suyu sıçratıyorum. Yağmurdan sonra çıkacak gökkuşağını bekliyor, dileklerimi daha yağmur dinmeden hazırlıyorum çünkü hiçbirini atlamaman gerek. Önce yeşili buluyorum gökkuşağında ve o benim oluyor. Yeşil demişken, doğayla olan bağımı hiç koparmadığımdan her mevsim geçişinde çiçek dikiyor, bulduğum tohumları doğaya dağıtıyorum. Kitaplarda yazmaz ama rüzgâr, böcekler bir de BEN sağlıyoruz çiçeklerin çoğalmasını, tıpkı çocukluğumdaki gibi… Ama ben bunları yapıyorum da… Alaattin ne yapıyor acaba?

Evet, bildiniz! Alaattin benim çocukluk arkadaşım. Hani yediği, içtiği bir derler ya. O! Biz çocukken daha “kanka” kelimesi uydurulmamıştı. Birbirimize isimlerimizle hitap ederdik. Hayır, hayır Alaattin benim ilk aşkım falan değil. Herkes klasik yetişkin ruhuyla bizi yakıştırmaya çalışırdı ama ikimiz de çok kızardık. Ben zaten insanların hala bir kızla erkek arkadaşlık yaptığında illa bir bit yeniği aramasını anlamış değilim. Neyse… Biz birbirimizi arkadaş olarak severdik. Hem de çok. Ben başka bir oğlana aşıktım, o da başka kıza ama söyleyemiyorduk onlara.

YAŞASIN AYNI SINIFTAYIZ!

Şu kitap ve içindeki alıştırmalar, içimdeki çocuk falan derken bir gün arkadaşlarıma çocukluğumdan bahsetmeye başladım. İlk aklıma gelen Alaattin oldu tabii ki. Aynı apartmanda oturuyorduk. Okula çok küçük başladığımdan ve o zamanlar 5 yaşındaki çocukları okula almadıklarından, annemin okuluna kaydetmişlerdi beni. Annem de okulda olduğu için geçiş süreci daha kolay olurmuş, okula alışırmışım, hem bir okulda kayıtlı olunca evimizin elli metre uzağındaki, ağabeyim ve iki ablamın da gittiği okula nakil yapmak daha kolay olurmuş diye konuşuluyordu. Ben nakil de neyse artık diye anlamaya çalışırken, bir hafta sonra annem beni evimizin dibindeki okula nakletti, ben de anladım… Okulum değişiyor, bir hafta içinde çok sevdiğim öğretmenimden ve arkadaşlarımdan ayrılıyordum. Kimse fikrimi sormamıştı. Ben annemin okulunda okumak istiyordum, ağabeyim ve ablalarımın okulunda değil. Bana neydi bir kere diye tepine dururken, Pazartesi geldi çattı. Annem ve babam kendi okullarına gideceklerinden ben ağabeyim ve ablalarımla yeni okuluma gözlerim yaşlı gittim. Beni yeni sınıfıma götürmek, göz yaşlarımı ve sümüklerimi silmek canım Ablam Saliha’ya düştü. Sınıfa girerken hem ağlıyordum hem de yeni öğretmenimi ve arkadaşlarımı görmeye çalışıyordum. Bir de baktım Alaattin en arka sırada oturuyor. Çok utanmıştım ağlıyorum diye ama bir yandan da onu gördüğüme sevinmiş, burada da birlikte çok eğlenebileceğimizi düşünmüştüm.

YAKAR TOP OYNAYAN KALEYE MUM DİKSİN!

Alaattin çok eğlenceli bir çocuktu. Mütevazı olamayacağım, ben de öyleydim. Bazen birlikte ödev yapardık. Bir keresinde Fen Bilgisi ödevimizi yaparken evimizin karşısındaki tepede artezyen kuyusu kazmaya kalkmıştık. Tepenin yanındaki evde oturan komşularımız açtığımız kuyuyu kapattırmışlardı. Acıbadem’de üç apartmanının yan yana dizildiği, apartmanların karşısında bir köşk ve müstakil evlerin, bir de çok sevdiğimiz tepenin olduğu bir sokakta oturuyorduk. O küçük sokakta oynanan yakar top, dokuz taş oyunlarını genellikle Alaattin ve ben başlatıyorduk. Gürültüden rahatsız olan yan apartman komşumuz Sabriye Hanım Teyzenin bizi uzaklaştıramadığında, çiçeklerini suladıktan sonra tepemizden su dökmesi de bizim için çok eğlenceli oluyordu.

Sabriye Teyzenin çocuklara sabır gösteremiyor olması ne trajikomikti. Üç apartmanın arka tarafta ortak bir bahçesi vardı. Apartman girişinden iki kat aşağıya inmek, karanlık bodrumdan geçmek kimsenin işine gelmediğinden ikimizin bahçesi gibiydi orası. Önden o gidip bahçeye açılan kapıyı açıyor, içeri ışık sızdığında ben de bahçeye çıkıyordum. Acıbadem’deki diğer bahçelerde çok güzel çiçekler olurdu. Biz de sık sık o bahçelere gider, birimiz gözcülük yapar, boşta olanımız da beğendiğimiz çiçekleri kökünden çıkarır, bahçenin zarar görmemesi için elimizden geleni yapar, sonra o çiçekleri kendi bahçemize dikerdik. Asla çiçekleri dalından koparmayacağımıza söz vermiştik birbirimize.

HAAA, TAMAM O ZAMAN!


Ya dördüncü sınıftaydık ya beş, bir gün Alaattin okula gelmedi. Okuldan sonra soracaktım annesine, hasta mı diye. Öğrendim ki sünnet olmuş. Çok kızmıştım. Erkek çocuklarına böyle kötü davranmaları beni çok üzüyordu. Ne demekti Allah’ın verdiği bir şeyi kesmek. Hem artık çişini nasıl yapacaktı? Belki de o istemiyordu. Fikrini sormuşlar mıydı? Bir de evde kutlama yapıyorlardı. İnat edip gitmeyecektim ama Alaattin ben kapıda annesiyle konuşurken bana seslenip davet etti. Onu böyle yalnız bırakamazdım. Bir gün sonra hazırlanıp evlerine gittim. Bizim iki kat üzerimizde oturuyorlardı. Onu görünce her zamanki gibi birinin bir yerinin kesildiğini duyduğumda aynı yerde hissettiğim acıyı hissedeceğimi sandım. Ama kendimi zorladım metin olmak için. Zaten bu acıyı neremde hissedeceğimi de bilmiyordum. Eli kesilmemişti ki! ‘Acıyor mu?’ diye sordum. Acımıyormuş. Rahatlamıştım. Çişini nasıl yapacağını sorduğumda aydınlattı beni. Haaa, tamam o zamandı, hepsini kesmemişler. Çok rahatlamıştım. Bana neydi ama, o benim canım arkadaşımdı.
Ben bunları anlatıp kendi cehaletime gülerken bir arkadaşım sordu:

‘NE YAPIYOR ALAATTİN ŞİMDİ?’

Bilmiyordum. Ortaokula geçtiğimizde ikimiz de farklı okullara gitmiştik. Biz bir süre sonra oturduğumuz evden taşındık. Eski mahallemize uğradığımız bir iki seferde gördüm onu. Sonra koptuk. Telefonla da sohbet edilmezdi ki o zamanlar. Cep telefonu, Whatsapp falan da yoktu ki mesajlaşalım.
Gerçekten de otuz beş yıldır görmediğimi fark ettim arkadaşımı. Kendimi sorguladım nasıl bu kadar güzel bir arkadaşlığın çocukluğumda kalmasına müsaade ettim diye. Yanımda taşıdığım çocukluğum da kızıp durdu bütün gün. ‘Üzülme! Belki bir gün bulurum izini.’ dedim. Rahatladı. Hem Alaattin’i ben de çok özlemiştim. Kim bilir, o da belki beni anıyordur diye düşündüm.

ALAATTİN’İN SİHİRLİ LAMBASI VAR MIYDI?

Akşam ben, kızım ve küçük ben kızımın tiyatro provalarına gittik. Provalardan sonra kızlar ‘Hadi biraz dolaşalım!’ dediler. Çok üşüdüğümü ve bir an önce eve gitmek istediğimi söylesem de ikisine galip gelemedim. Biraz dolaştıktan sonra otobüs durağına gidip beklemeye başladık. Bizim otobüs çok dolu geldi, bir sonrakine bineriz diye beklemeye devam ettik. Bu seferki otobüs boş geldi ama hemen doldu. Neyse arka koltuklardan ikisi boştu. Birine kızım ötekine ben oturduk. Küçüklük halimi de kucağıma oturttum, oldu bitti. Bir durak sonra kimse inmedi otobüsten ama binen çok oldu. Benim koltuğum otobüsün arkasına bakan, hiç anlam veremediğim şekilde ters monte edilmiş koltuklardandı. Otobüsün arkasında ayakta yolculuk yapanlar tutunsun diye bir direk vardı. Adamın biri geldi ve o direğe tutundu. Yüzünü bize dönmüştü. Çok tanıdığım, çok sevdiğim, çok özlediğim o yüzünü…

NOT: Daha önceki yazılarımda Louise L. Hay’in kitabından çokça bahsetmiştim. Yıllardır kişisel gelişim kitaplarıyla dost yaşarım. Louise L. Hay bu tarzda okuduğum ilk ve en iyi saydığım yazarların başında gelir. Olaylara yaklaşımı ve okuyucuya verdiği ilham çok değerlidir. Kendi yaşam öyküsü de oldukça etkileyici. Uzun yaşamış, 2017’nin Ağustos ayında doğal sebeplerle hayata veda etmiştir. Dünyadan ayrıldıktan bir yıl sonra içimdeki enerjiyi açığa çıkardığı, beni çocukluğum ve çok sevdiğim arkadaşımla buluşturduğu, mucizelerin varlığını hatırlattığı için artık onu daha da çok seviyorum.

Sosyal Medyada Paylaşın:

16 yorum

  1. Okurken sizinle birlikte benim de anılarım ve çocukluğum hatta genç kızlığım buda ne demekse yaşlı kızmı olur geçti gözümün önünden .👏😘

  2. Gerçekten çok etkilendim. O günleri yaşar gibi oldum. O mahalleyi ve oradaki komşulukları hiç unutmam. Kalemine sağlık.

  3. Ne kadar da akıcı bir dil… Bir solukta, keyifle, okudum. İçimizdeki çocuk ve Alaaddinlerimiz hep hayatımızda olsun. Yüreğine sağlık. ❤️👏🏻👏🏻

  4. Super, icimde ki cocugu buldum. Bayagi bir kiskanclik krizinde, cok guzel bir maya tanrisinin kendisini unuttugunu, dikkatini baska yere verdigini dusunuyor.

  5. Bir solukta okudum çok keyifli, elinize emeğinize sağlık.
    Devamını bekliyoruz.
    Sevgilerimle 💃💃💃

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM