Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Ağaç Kadar Bilge miyiz?
  • 2
  • 189
  • 11 Aralık 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    2 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Ağaç kadar bilge miyiz? Ne dersiniz?

Nasıl da güzel bir sözdür;

“ İnsan ruh olarak, Yaradan’ın

Beden olarak da doğanın yansımasıdır.”

Bütün anlam veremediğimiz sıkıntılarımız, sarayda bile yaşasak yersiz ve yurtsuz hissetmemiz tam da bu nedenle.

Yüce manadan yaratılan böyle yüce bir varlık, ölümlü, acıyı hisseden, geçici bir bedene hapis olmuş,  sürekli bir savaşın olduğu geçici doğanın içinde yaşıyor, gurbette ama gurbette olduğunu bilmiyor. O neden ile arıyor, güzel bir müzik duyduğunda onun sesini, güzel bir koku duyduğunda onun kokusunu, güzel bir manzara gördüğünde onun güzelliğini arayışta ama nafile farkında değil.

Bedenlerimiz ise tamamen doğanın bir yansımasıdır, görürüz ama ulu nazar ile bakabilirsek tabi ki. Kendimizi o kadar önemseriz ki, doğada var olan canlıların efendisi olduğumuzu düşünürüz, oysa ne çok yanılıyoruz.

O kadar çok isterdim ki kainatı anlayabilmiş bir bilge olabilmeyi. İçimden, keşke ilmi çok bir bilge ile en azından bir günlüğüne yer değişsem ve onun kainata nasıl baktığını anlayabilsem diye geçirdim. Belki rüyamda görürüm, rüyamda da olsa yeter bana, başka ne olabilir ki, bir mucize olacak değil ya.

Bunları düşünürken, günün telaşının vermiş olduğu yorgunlukla uyuyuvermişim.

Tatlı bir esinti ile uyandım, esintiyi hiç bu kadar iliklerime kadar hissetmemiştim, çarçabuk sabah oldu yine diye düşündüm, cam mı açık kaldı derken, o da ne, her tarafı ağaçlarla sarılı bir mekandayım. Sanırım hala uyanamadım rüyadaydım.

Hareket etmeye çalıştım, adım atamıyordum, ayaklarıma bakmaya çalışınca gördüğüm bir ağaç gövdesiydi. Evet, evet, bir ağaç olmuştum. Galiba dilek dilemeyi bilmiyorum, rüyamda da olsa evrenin sırrını anlamış bir bilge olmak istemiştim, ola ola bir ağaç mı oldum? Hayal kırıklığı…

Ola ola bir ağaç…

Günaydın diye bir ses işittim, ses karşımdaki hurma ağacından geliyordu.

Günaydın, bugün ne güzel bir gün, akşam yağan yağmur köklerime o kadar iyi geldi ki, bu tatlı esinti, hücrelerime kadar işledi, dün çok yorulduk, 3 metre ötedeki köknar ağacının köklerinden gövdesine ilerleyen rahatsızlığının sinyalini alınca epey uğraştık, ama el birliği ile köklerine gönderdiğimiz yardım işe yaradı, bugün o yüzden daha da güzel bir gün.  Ama sen galiba uyanamadın hala, biraz önce “Ola ola bir ağaç mı oldum dedin küçümseyerek?  Yoksa ben yanlış mı duydum?

Neye şaşıracağımı bilemedim. Ağaç olma mı, karşımda bir ağacın konuşmasına mı? Hurma ağacının, söylediklerini anlıyordum, ama ağaçların konuştuğunu ve hislerinin olduğunu hiç düşünmemiştim, başka bir ağacın derdine derman olmak kısmı ise beni daha fazla şaşkınlığa uğrattı.

En iyisi tüm olup biteni, yaşadığımı hurma ağacına anlatayım, o da bana ne demek istediğini anlatsın diye düşündüm. Bir çırpıda dileğimi, olup biteni, buraya nasıl geldiğimi anlattım. Çok normal bir durum gibi karşıladı, hiç şaşırmadı.

Tamam işte, dileğin gerçekleşmiş, tam yerine geldin, ağaç kadar bilge olsan keşke, sormak istediklerini sor aydınlatayım diye konuştu. Bilgelik insanların çalışarak kazanacağı bir şeydir, ama biz evrendeki bitkiler, varoluştan bilgeyiz, bilgeliğimizle çalışırız ve bizi yaradana tereddütsüz, beklentisiz, koşulsuz, kesintisiz itaateyiz.

Benden bir soru gelmedi, daha doğrusu gelemedi, ne sorayım? Daha şaşkınlığımı atamamıştım.

Ben anlatayım istersen, ağaç dilinden de anlamazsın şimdi, senin dilinden anlatayım, dersen ki nerden biliyorsun biz hak dilinden konuşuruz, hak dili hepsini kapsar.

Nakhle

Ben bir hurma ağacıyım. Adım, arapça’ da nakhle olarak bilinir. Allah(c.c) Hz.Adem’i yaratacağı zaman meleklere Hz. Adem’in toprağını bir eleğe koymalarını emretti. Elendikten sonra saf ve ince olanından Hz. Adem yaratıldı. Elekte geriye kalan kısımdan da hurma yaratıldı. Nakhle “elekte kalan” anlamını taşır. Hz. Adem’in toprağından geriye kalan anlamında hurma ağacına nakhle denmiştir. O yüzden hurma ağacı ile insan akraba sayılır denir, ama bizi katledenlerle, kainatı okumayı bilmeyen, kendinden başka herkesi akılsız zanneden ve bilgeliğimizi küçümseyenlerle nasıl akraba oluruz emin değilim.

Hurma ağacını incelediğinde insana ne kadar çok benzediği görürsün. Hurma ağacının insana benzemesi hususunda Peygamber Efendimizin (s.av) de hadis-i şerifleri bulunmaktadır diye devam etti.

Hadsizce aynı bizim gibi peygambere iman ediyor diye bir düşünce geçti.

Hurma ağacı, hadsizliğimi direkt yüzüme vurmadı ama, sizden farklı olarak biz koşulsuzca ve kesintisiz tesbihattayız dedi. Alemlerin efendisi hutbesini bir hurma kütüğüne yaslanarak veriyordu. Dinleyenler o kadar çoğalmıştı ki, sesini duyurabilmek için bir minber yaptılar. İlk hutbesini, minberde verirken, daha evvel hutbe okurken kendisine yaslandığı hurma kütüğü duyan, düşünen, hicran ve hasret içinde kavrulan bir insan gibi feryad figan ile ah edip inlemeye başladı.

Hazret-i Mevlânâ bu hâdiseyi şöyle anlatır,

Hazret-i Peygamber (s.a.s) minberden indi ve mübârek elleriyle hurma kütüğünü okşayarak:

“-Ey hurma kütüğü! Ne istiyorsun? Bu feryadın niye? Nedir bu hâlin?” diye derin bir anlayışla sordu.

Hurma kütüğü, kendi hâl lisânı ile konuşmaya başladı. Sıcak göz yaşları içinde dedi ki:

“-Ya Rasulallah! Senin hicranın beni yaktıkça yaktı. İçime tarifsiz bir gam, keder ve hasret doldurdu. Daha evvel hutbe vakitlerinde senin dayandığın o kütük bendim. Şimdi ise beni terkettin, bir minbere yükseldin. Şimdi senin mesnedin o minberdir.

“-Ey hurma kütüğü! Madem ki feryadın böyle bir ayrılık acısındandır, dile benden, ne dilersen!..

Bu iltifata mazhar olan hurma kütüğü, efendimizden, yakıcı ve kavurucu aşkının bir tezahürü olarak şu talep de bulundu:

“-Ya Rasulallah! İkisini de istemem. Tek arzum, sende fânî olmak, bunun için de beni gömüp yok etmen, beni bu fani vücudumdan kurtarmandır. Çünkü bir ağaç ne kadar taze ve güzel olursa olsun gıdâsını güneşten ve sudan alır. Halbuki benim hayatım, senin nuraniyetinin nuruyla beslendi. Beni öylesine göm ve yok et ki, sende senin biricik nurun içinde dirilip ebedî olayım.”

Efendimiz o hurma kütüğünü toprağa gömdürdü. Ta ki kıyamet gününde, insan gibi dirilsin!

Öyle aşk ile anlatmıştı ki, o derece etkilenmiştim ki, peygamberimizin karşısındaki o hurma kütüğü olmak için neler vermezdim diye düşündüm.

Hurma ağacı devam etti, hala benzemediğimizi düşünüyorsan dinle dedi

Bir sürü özelliğimiz birbirimize benzer. İnsan da hurma da dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler. İkisinde de erkeklik ve dişilik vardır. İkisi de ancak döllenme ile çoğalır ve meyve verir. İkisinin de kafaları kesildiğinde ölürler. İkisinin de kalbi kuvvetli bir darbeye maruz kalırsa ölürler. İnsanın cismindeki kıllar ve saçlar gibi hurma ağacında da lifler vardır. Farklı çeşitteki hurmaların renkleri farklı ırktan insanların ten renklerine benzer. Sarışın, kumral, kızıl, esmer. İnsanın şiddetle suya ihtiyacı olduğu gibi onunda çok bol suya ihtiyacı vardır. Ömrü ortalama insan ömrü kadardır. Yavrulaması insanın ortalama yavru adedine denktir. Gençlik ve ihtiyarlık yaşları da insanın yaşlarına benzer. 

Gummar

İnsanın kalbi vardır, hurmanın da “gummar” bölgesi. Ölümüne sebep olur. İletişimimizde, sizinle benzer, ama bizde riyakarlık yoktur. Ağaç diplerinde gördüğünüz mantarlar altında yüzlerce metrelik bir iletişim ağı aracılığıyla ağaçlar arasında sürekli besin ve karbon alışverişi yapılıyor. Anaç ağaçlar altındaki mantar ağını kullanarak yüzlerce ağaç ile iletişimde ve kendi karbon fazlasını mantar kökü ağı ile öncelikle yavru ağaçlara gönderir. Anaç bir ağacın ağına bağlı bir küçük fidanın hayatta kalma şansı bu sayede dört kat daha fazla. Anaç ağaç kendi tohumundan olan fidana çok daha fazla karbon gönderiyor ve hatta kendi kök gelişimini kendi yavrusunun olduğu tarafta engelleyerek onun daha iyi gelişecek alan bulmasını sağlıyor.  Birbirlerini besliyorlar, tehlikeleri haber veriyorlar.

O zaman aynı bizim gibi hisleriniz var dedim, heyacanla araya girerek, bilge olmak için çok okumaya çalışan ben, cehaletin dibindeydim, ama sözümü de geri alamadım, söylemiştim.

Hislerimiz mi var? 

Siz insanoğlu ne sanıyorsunuz, yüce kudret sadece size mi his ve duygu verdi, ne kadar cahilsiniz. Hatta bilimsel olarak bile artık tespit edildi, kesmeden dinle o zaman,

Bitkiler hisseder, bitkiler insan düşüncelerine ve heyecanına uzak mesafelerden cevap verirler, hatta bazen çok uzak mesafelerden bile. Bilim adamları, bitkilerin karmaşık çevresel durumları denetlemek için en az 20 farklı duyusu olduğunu söylüyor. Örneğin, nem ölçme, yerçekimini fark etme ve elektromanyetik alanları tespit etme gibi fazladan duyulara sahipler. Hatta elektrik ve biyolojik sinyalin yanı sıra titreşimle bile iletişim kurabiliyorlar.

Hurma ağacına bakarak, ne kadar çok unutanım diye düşündüm, evet dedim, böyle bir konu okumuştum, okuduğumu bende sana aynen okuduğum gibi nakledeyim, ama senden de teyit etmek isterim.

Amerikalı emniyet görevlisi Clee Backster’ın asıl uzmanlık alanı yalan makineleriydi. Yalan makinesine bağlanan şüpheli kişiler sorulara yanıt verirken belirli duygusal tepkiler de gösterirler ve eğer yalan söylüyorlarsa, heyecan sonunda duygusal tepkileri artar. Kriminoloji uzmanı 1966 yılı Haziran’ında “dracaena” adlı büyük yapraklı bir tropikal bitkiyi yalan makinesine bağladı ve inanılmaz olaylara tanık oldu. Bir insanın yalan makinesine gösterebileceği en güçlü tepki yaşamının ya da mutluluğunun tehdit edildiği anda ortaya çıkar. Backster’ın da yola çıkış noktası bu oldu. Bitkiden benzer bir tepki alabileceğini umarak elektrodun bağlı olduğu yaprağı yakmayı kararlaştırdı. Henüz kibriti almak için yerinden bile kalkmamıştı ki, aygıtın yazıcı ucu kâğıdın üzerinde yukarı doğru bir çizgi çizmeye başladı. Bitki açıkça, kafasından geçenleri okumuştu ve heyecanlanmıştı.

Backster daha sonra kibrit almak için odadan dışarı çıkıp geri döndü. Odadan içeri admımı atar atmaz bitki bir kez daha aynı tepkiyi gösterdi. Şaşkınlık içinde olan Backster başka bir şey denemeye girişti. Kibriti yakacak gibi davrandı ama aklından bitkiyi yakmamayı geçiriyordu, yani blöf yapacaktı. Sonuç tahmin ettiği gibi oldu. Bitkiden en ufak bir tepki bile gelmemişti. Bitkiler, hissediyor ve doğru tepkiler veriyordu.

Beş duyu

Hurma ağacı bir çırpıda anlattıklarımı, zaten biliyordu, tasdik bekleyen bana, aldırış etmeden konuşmaya devam etti.

Siz insanlardaki “beş duyu” , belki de bütün doğada ortak bir algılama yöntemini bastıran, onları sınırlayan bir etken olabilir. Oysa ki bitkiler, insanların duygu ve düşüncelerini hiçbir araca gerek duymaksızın algılayabiliyor. Ne dersiniz ağaç kadar bilge miyiz?

Bunları nasıl öğreniyorsunuz diye soracaktım ki, utandım. Rabbimin verdiği külli iradeydi tabi ki.

Yine anladı ve kök salmak, yeşermek, meyve vermek, birbirimiz ile iletişim, destek olmak, hayatımızın sonuna kadar faydalı olmak, bunlar bizim rabbimizi tesbihatımız dedi. Sizin gibi canımız isterse yapmıyoruz, tesbihatımız süreklidir. Bizi Yaradan’a, can suyu verene, sürekli zikir halindeyiz. Ya siz? Bilge olmaya niyetli ve bilge birine rastlamayı hayal eden, ağaç olduğunda, ağacın bilgeliğini küçümseyen kişi, koşulsuz mu inancınız, koşulsuz mu zikriniz, beklentisiz mi ibadetiniz? Ya da kesintisiz mi?

Ben bilemedim, cevap da veremedim, tüm kainat rabbimin ilminden almış, bilge varlıklar, peki en şerefli olarak yaratıldığı söylenen bizler, ne kadar bilgeyiz veya bu uğurda ne kadar hizmetteyiz diye düşündüm. Uyandım. Galiba rüya görmüştüm ama uyanışım gerçekteydi. Bilge bir kainatta yaşıyorduk, görmüyorduk, fark etmiyorduk, kendimizi kainata karşı küstahça bilge sanıyorduk. Tüm bilim sandığımız araştırmalar, kainatın sahip olduğu bilgeliği öğrenmekti, farkında bile değildik.

Aşk ile hu.

“Kainatta hiçbir şey yoktur ki hamd ile Allah’ı tesbih etmesin, Onu anmasın, Ona dua etmesin. Fakat siz onların bu tesbihlerini, zikirlerini, dualarını fark etmiyorsunuz.” (İsra, 17/44)


Sosyal Medyada Paylaşın:

2 yorum

  1. Canım arkadasim
    Ne cok biriktirmissin?
    Bizleri de bilgilendiriyorsun.?
    Bundan öte bilgelik mi olur.?
    Kalemine yüreğine saglık bi’tanem ❤????

  2. Çok çok güzel, ben hep kesintiliyim; ama Allah’ımın ikramı bol, tövbe kapısı hep açık çok şükür. Bitki de, hayvan da maden de içimizde. Rabb’im ilmi hal etmeyi ol’mayı nasip etsin. Ağaçların iletişimi, kesintisiz zikirleri, dayanışmaları beni hep hayran bırakmıştır kendilerine, hele o hurma ağacı ah ne güzel bilgiler dökülmüş sizin kaleminizden teşekkür ederim. İdrakle okudum.

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM