Ahu Kınay Zabun
Ahu Kınay  Zabun
ahuzbn@gmail.com
Sinekler de Uyur / Serpil Tuncer
  • 11
  • 318
  • 27 Kasım 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    3 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Serpil Tuncer son günlerde yıldızı yükselen bir öykü yazarı. Kurgularından ziyade kalemi oldukça farklı. Onu farklı kılan herkesin anlattığı ya da anlatabileceği öyküleri kendine ait özgün bir dille anlatmak. Kurgudan daha çok dili ve anlatımı kendine dert edinmiş bir yazar ancak kurgusal anlamda da farklı olduğunu kabul etmekte yarar var. Ve sonunda beklenen yeni kitap Sinekler de Uyur artık raflarda yerini aldı.

Filler Ölüme Yalnız Gider

Yazarın, daha evvel Anatolia Yayınları’ndan çıkartmış olduğu ‘Filler Ölüme Yalnız Gider’  isimli öykü kitabında ölüleri konuşturduğu, mekânsal olarak ruhlar âlemini değil de bildiğimiz mahalle mezarlıklarını kullandığını göz önüne alırsak eğer şu gerçeğe gidebiliriz. Aslında yazar, kurgusal anlamda da farklı düşsel imgeler kullanmaktadır. Her gün önünden geçtiğimiz, arada sırada çiçek tohumları ektiğimiz,  gül fideleri diktiğimiz, bayram ziyaretlerine gittiğimiz mezarlıkların altında yatanları kanlı canlı ayağa kaldırıp, geçmiş anılarını onların dilinden anlattırması çok da sıradan kurgular olmasa gerek. Yazarın ‘Filler Ölüme Yalnız Gider’  isimli kitabının neredeyse çoğunun kurgusu ölüm ve öte âlem üzerineyken altıncı ve son kitabı olan ‘Sinekler De Uyur’ isimli kitabın da ise ana tema aşk ve aşkın getirdiği karşı konulmaz bir duygu olan tutku üzerine. Okur Kitaplığı’ndan çıkan kitabın ismi hayli ilginç. İnsan sormadan edemiyor.

-Ekinoks Günleri, Mor Sokak Sakinleri, Büyülü Deniz, Kuşları Uğurlama Sanatı, Filler Ölüme Yalnız Gider ve son olarak Sinekler De Uyur… Son üç kitabınızda tamamen hayvan isimlerinden esinlenmiş olduğunuzu görünüyoruz. Hayvanlara insansı imgeler yüklenmişsin. Örneğin sinekler gerçekten de uyur mu?

-İnanın bunu ben de çok merak ediyorum. Ama her canlı nasıl yemek, içmek zorundaysa uykuya da gereksinimi vardır diye düşünüyorum. Sinekleri gece de gündüz de görebiliyoruz ama herhangi bir saat diliminde uyudukları bir an muhakkak vardır, olmalıdır. Peki nasıl uyurlar? Doğa ve hayvan belgesellerinde bu konu hakkında yapılmış bir çalışmaya denk gelmedim açıkçası.

-Peki, neden hayvan isimlerini kitap adı olarak kullandınız?

-Böyle bir çabam yoktu aslında. Kuşları Uğurlama Sanatı’ kitabıma adını veren öykülerdeki kuşlar gerçek anlamda kuş sürüsünü ifade ediyordu ancak ‘Filler Ölüme Yalnız Gider’ isimli kitabımda böyle olmadı. ‘Filler Ölüme Yalnız Gider’  de obez bir kadının ötekileştirilmesini anlattım. Dolasıyla şişman olan öykü karakterimi fil metaforundan esinlenerek onun içinde bulunduğu çıkmaz durumu ve ötekileştirilmesinden dolayı duyduğu öfke ve hüznü anlatmaya çalıştım. ‘Sinekler De Uyur’ a adını veren öykü ise ‘Filler Ölüme Yalnız Gider’  isimli kitabımdaki aynı ismi taşıyan öykünün devamı niteliğindeydi.

Sinekler de Uyur

Yaşlı, elit ve zengin bir kadın yıllar yılı dost bildiği Kamuran isimli bayan arkadaşına geçmişinde yaşadığı yasak aşkını anlatmaktadır. Bu aykırı bir ilişkiyi yaşamasına rağmen kendi içinde pişman değildir. Gerçek bir pişmanlığa sahip olmadığı için yaptığının yanlış olduğunu bilse de tövbe etmeye yanaşmamaktadır. İçten gelmeyen bir pişmanlığın karşısında tövbe etmenin Yaratıcı’yı kandırmak olduğunu düşünmektedir. Bu bağlamda karakter kendi içinde yanlış yapmasına rağmen Yaratıcı ’ya karşı dürüst davranmaktadır. Ancak bu öyküyü ‘Sinekler De Uyur’ isimli kitabıma yine aynı isimle taşıdığımda durum değişmiştir. İsimsiz yaşlı kadın, ölümün yaklaştığını ve artık bir çıkmazda olduğunu, bakımını üstlenen evli ve iki çocuklu kızının yanında yaşarken, geçmişte yaşadığı bu hatadan dolayı kızının gözlerine bakamadığını ve artık tövbe etme zamanının geldiğini düşünmektedir. Dilerseniz pişmanlığın anlatıldığı o metne bir göz atalım.

“Kararımı verdim Kamuran. Tövbe edeceğim artık. Her ne yaşadımsa pişman değilim ama kızımın gözlerinde eriyip gitmekten, onunla konuşurken suçlu bir çocuk gibi başımı öne eğmekten, her gece ezik bir ruhla yatıp, sabah olduğunda doğan güneşi görüp, olmadık saçma bir umuda sarılıp kendimi affetmekten yoruldum artık. Hem, ölüm kapımızda değil mi? Ayak seslerini ensemizde hissetmiyor muyuz? Bütün bu pişmanlığı kalbimin en ücra köşesinde yaşıyorken affedilmeye dair büyük bir umutla doluyum. Anlıyor musun beni? İşte bu affedilebilme olasılığına duyduğum umuttan olsa gerek, artık intihar etmeyi de düşünmüyorum. Hayatımın bir sürprizi kalmadı. Tek sürpriz; nasıl, nerede ve ne şekilde öleceğimi bilemiyor olmak oldu. Pandora’nın kapalı kutusu gibidir kader. Açmadan nasıl göremiyorsan kutunun içini, yaşamadan da bilemiyorsun geleceği ve ben kendimi affetmekle Yaratıcı tarafından en büyük affa mazhar olacağımı düşünüyorum. Kulaklarını aç da iyice dinle beni Kamuran! Kendini affetmeyen kimseyi affedemez. Kimseyi affetmeyeni Allah da

affetmez. Affettim kendimi ve Allah da affetsin beni.”  demekte ve böylece pişmanlığını dile getirmektedir.

-Peki neden öykü Serpil Hanım?

Yaşadığımız şu zaman dilimine bakarsanız insan yalnızlaştırılmış, ekmek parası uğruna geç saatlere kadar ofislere, fabrikalara hapsedilmiştir. Günümüz insanı, tuğla kalınlığında kitaplardan tutun da kısa yazılmış öykülere kadar gönlüne göre olan her türlü eseri okumak istemekte ancak zaman ve şartlar buna el vermemektedir. Bir okuyucu olarak ben de zaman kıtlığından yakınmaktayım. Düşünün, bir devrin okuyucusu zaman kıtlığı çekiyorsa yazarı da çekiyor demektir. Bu yüzden roman yazmak, romanın o geniş ayrıntıları içinde boğulmak cazip gelmiyor açıkçası. Öykü ile daha çok karaktere gidebiliyorum, mekândan mekâna hatta zamandan zamana atlayabiliyorum. İşte bu sıçramalara öykü izin verirken roman izin vermiyor. Öykünün çalışma alanı daha geniş ama hacmi dardır. Daha kolay gibime geliyor. Sanırım bir diğer etken de tarz… Öykü tam da benim tarzım diyebileceğim bir tür.

-‘Sinekler De Uyur’ isimli kitabınızda en sevdiğiniz öykü hangisi?

Aslında bütün öykülerimi çok seviyorum ama şu var, bazı öykülerimi yazarken hüzünlenir bazısında da eğlenirim. Bu kitaptaki favori öyküm ‘Duvara Bir Çizik At’ isimli öyküdür. Bu öyküyü yazarken çok eğlendim çünkü öykünün kahramanı, yatağında yatarken başparmağı ile duvarın badanasını çizgilerle doldurmakta ve bu çizgileri hayal gücüne göre yeniden yorumlamaktadır. Çocukken, hatta ergenlikte bile ben de böyle yapar annemden hayli azar yerdim. Bu bağlamda o kahraman sanırım benim. Şu gerçek ki yazar ne yazarsa yazsın okuyucunun favori öyküsü kendi şartlarına göredir. Dilerim hepsini severler.

-Yazmaya devam mı Serpil Hanım?

Şimdilik devam, evet… Allah izin verdiği müddetçe ve kalemim tükenmediği sürece yazmaktan vazgeçmeyeceğim. Sonuçta esinle yazıyorum. İşin içine esin girince ters köşe olmak mümkün benim için.

-Bu güzel sohbet için https://www.biriktirdiklerim.com/ ekibi olarak teşekkür ederiz.

Filler Ölüme Yalnız Gider kitap yorumu için tıklayınız.

Sosyal Medyada Paylaşın:

11 yorum

  1. Bu tür yorumlarla bize kitap okumayı merak ettirdiğiniz için teşekkürler. Ayrıca dediğiniz gibi okumak ve yazmak için zaman kıtlığı var. Umarım bu zamanı bulur ve okumaya devam ederiz.

  2. Çok çok severek okudum bu paylaşımınızı hocam.Yazarı severek takip ediyorum ve bakış açısını seviyorum.Çok teşekkür ederim.

  3. “Pandora’nın kapalı kutusu gibidir kader. Açmadan nasıl göremiyorsan kutunun içini, yaşamadan da bilemiyorsun geleceği ve ben kendimi affetmekle Yaratıcı tarafından en büyük affa mazhar olacağımı düşünüyorum. Kulaklarını aç da iyice dinle beni Kamuran! Kendini affetmeyen…” listeye aldım kitabı! Teşekkürler

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM