Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Kitabın Kaçıncı Sayfasını Yaşıyorsunuz ?
  • 0
  • 172
  • 20 Kasım 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    3 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,67.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Kitabın Kaçıncı Sayfasını Yaşıyorsunuz ? Bakalım neler çıkacak?

Beden gözünüzü üç saniye kapatın ve şimdi kalp gözünüzle birlikte açın.

Haydi! Şimdi benimle gelin.

Oldukça gösterişli, üzerinde sanatçının sanatını aşk ile icra ettiği anlaşılan, el yapımı oyma sanatına hayran bırakan antika ihtişamlı devasa kapı, gıcırdayarak açıldı. Kapının ardında bekleyen, antika kapının ihtişamı ile tezat oluşturan, hırkası yerlere kadar uzanan sade giyimli, sonradan kütüphaneci olduğunu anlayacağım bilge kişi gülümseyerek ve eliyle eğilerek buyur işareti yaptı.

Aşk olsun, diye selamladım. İçimden, birden böyle selamlamak gelmişti.

-Aşkın cemal olsun dedi.

Cemalin nur olsun dedim

-Nurun  âlâ nur olsun dedi.

İçeriye girdiğimde, nereden süzüldüğü belli olmayan püri pak ışık, her yeri aydınlatıp, ışıl ışıl yapıyordu. İlk gördüğüm kitaplar oldu. Işık, bazı kitapların üzerine daha fazla vuruyor, aydınlatıyor, etrafı renk cümbüşüne gark ediyordu. Tarif edemeyeceğim muazzam koku, başımı döndürüp, içimin huzurla dolmasını sağladı. Çok derinlerden, bir insan kulağının duyabileceği ama tarif edemeyeceği güzellikte tınılar yayılıyordu. O anda, zamansız ve mekansız bir yerdeyim duygusunu yaşadım.

Dehşet ve hayranlık karışımı bir duygu ile sağa, sola baktım. Gözümün alabildiği kadar alanda, raflar ve raflara dizilmiş kitaplar, sonsuzluğa uzanır gibiydi. Sonunu baksam da göremiyordum.

Cilt cilt deriden kapakları olan kitaplar, uzaktan bile göz alan, hat sanatı ile donatılmış el yazması olduğu belli olan kitaplar, ince gösterişsiz karton kapaklı kitaplar, kapağı bile olmayan fasiküller, birkaç sayfalık notlar, sanki tasnif edilmemiş gibi karışık konulmuş ama bir o kadar muazzam bir tertip ve düzen içinde algısı yaratıyordu.

Zaman zaman gözümü alan ışık hüzmesinin nereden geldiğini arayan bakışlarımı o da fark etmişti. Bütün kütüphane ve kitaplar, o ışık ile aydınlanıyordu. O ışık olmasaydı, buranın neresi olduğu, raflarda neler olduğunun gözükmesi imkansızdı. Buranın varlığının sebebi, kesinlikle bu ışık diye düşündüm. Kafamı en tepeye kaldırdığımda, sonsuz gibi gözüken kütüphanenin tavanında, sonsuz büyüklükte gözüken bir kitaptan, bu ışık yansıyordu, gözüm kamaştı bakamadım. Gözümü kapattım sadece ışığı hissetmeye çalıştım.

-Aradığın nedir? Diye sordu.

Bilmiyorum dedim.

-Sen kimsin? Dedi.

Bilmiyorum dedim.

-Buraya gelme amacın ne? Dedi.

Bilmiyorum dedim.

-Bilmediğini bilmen, bildiğini sanmandan iyidir, dedi.

-Nerden gelip nereye gittiğini biliyor musun peki? Dedi.

Yoldan gelip yola, ondan gelip ona gittiğimi biliyorum sadece dedim.

-Emin misin, söylediğine gerçekten inanıyor ve yola uygun mu devam ediyorsun? Üzüldüğünü anladım ama yine de naifçe gülümsedi.

Neden tüm kitaplar, ihtişamına göre ayrı ayrı dizilmemiş diye sordum. Gösterişli ve kendine çeken cilt cilt kitaplar, ince karton kapaklı kitaplar, kapağı bile olmayan, çok az sayfalı notlar karışık duruyor ve nasıl bu kadar düzenli algısı yaratıyor dedim.

-Yeni mi fark ettin dedi.

Nasıl yani yeni mi? Oysaki ben burayı ilk kez görüyordum.

-Hayata baksana, orası da burası gibi değil mi zaten, karışık ama muhteşem bir düzen içinde, sen biraz daha yaklaş dedi.

Yaklaştığımda, şaşkınlıktan kalakaldım.

Her kitabın üzerinde bir isim yazıyordu. Bizim isimlerimiz gibi. Yanındaki kitap bir önceki isimle başlıyor ama başka bir isim yazıyor, onun yanındaki, bir öncekinin ismi ile başlıyor başka bir isim yazıyordu. Yan yana dizilerek sonsuzluğa akar gibi sıralanmıştı. Kitabın başındaki ilk ismin baba adı olduğunu anladım. Sonraki isim ise kitap sahibinin ismiydi.

Burası nasıl bir kütüphane? Dedim, hayranlıkla ve şaşkınlıkla.

-Hayat kütüphanesi burası. Senin yaşadığın ve gerçek sandığın hayat.

Kitaplar ise, hayata gelmiş insanlar dedi.

Yukarıda ki büyük kitap, senin kendi kitabının ilhamı, senin kitabının özü, mürekkebi, sayfası, sözünün, sesinin, varlığının, düşüncenin, halinin doğru kaynağı. O ışık olmaz ise senin kitabından bir şey okunmaz. Bakmasını bilirsen, algılayacağın ne çok şey var, UYAN! dedi.

Geri çekildim hayretle, bir sürü soru sormak istedim ama soramadım. O kadar da cahil olmadığımı anlatmaya çalışmak istercesine konuşmaya çalıştım ama olmadı, sustum.

Bir hatip tarafından açık meydanlarda veya kapalı salonlarda belli bir maksatla toplanmış ve halka söylenen sözlere kütüp denir diye okumuştum bir yerlerde. O zaman sözlerin birleştiği hanedir kütüphane diye düşündüm. Düşündüm ama düşündüğümü sanki söylemiş gibi bildi ve…

-Sadece sözler değil, düşünceler, hallerde yazar buradaki kitaplarda dedi.

Peki, benim kitabım nerede? Bende hayata gelmiş bir insanım. O zaman burada benim kitabımda olması lazım. Kitabımı gerçekten çok merak ettim dedim, çocukça bir hevesle.

-Gülümsedi. Sen hala yazıyorsun bitmedi ki, bittiğinde buraya kaldırılacak. Yaşıyorsun hala, yazılmaya devam ediyor kitabın, hakka yürüdüğünde, son sözünü de söylediğinde tamam olacak ve bitecek kitabın. Gerçekten yazdığın kitabı merak ettin mi hiç? Bittiğinde ne taşıyacak içinde, okunmaya değer bulunacak mı hiç düşündün mü?

Ne yazdın kitabına, bugüne kadar?

Ne yazdın kitabına, bugüne kadar?

Ne yazdın kitabına, bugüne kadar?

Bir kere sordu, ama tekrar tekrar yankılandı içimde.

Rabbinin okumaya değer bulacağı ne yazdın? Diye yineledi.

Düşündüm, çocukluğumdan itibaren, sahi ne yazdım okunmaya değer bulunacak kitabıma?

Eğitim aldım, çalıştım, para kazandım, harcadım, seyahat ettim, uyudum, uyandım, yedim, içtim, acıktım, hasta oldum, iyileştim, mutlu oldum, kederlendim, güldüm, ağladım diye düşündüm.

Düşüncem yine sanki dile gelmişti,

-Bunlar kitabında yazmaz dedi. Yazılacak bir şeyin yok mu yoksa henüz?

İbadetlerim var dedim, evet, evet, rabbime ibadetlerim eksikte olsa var ama, bunu kastettiğini düşünerek ve sevinerek yüzüne baktım.

O ise cehaletimi yüzüme vurmamak istercesine, nazikçe gülümsedi.

-O zaman kitabının sadece giriş bölümüne başlamışın sayılır, ya gelişme bölümü, giriş bölümünün üzerine gelişme bölümüne başladın mı, yoksa hala tasarlıyor musun, yazacak bir sözün, düşüncen, halin yok mu?  

Esas önemli olanı, şimdi can kulağıyla dinle. Burada ki kitaplar arasında veya senin kitabınla aynı zamanda rafta yer alacak diğer kitaplarda, senin gelişme bölümünde yazdıkların da yer alacak mı? Senden söz edecekler mi? Başkasının kitabında da yer almazsan, gelişme bölümün kabul edilmez, uçup gider silinir, bunu bilmiyor musun? Dedi.

Tabi ki bilmiyordum, nereden bilecektim, herkes gibi düşünen, başka taraftan bakmayan bir insanım ben diye düşündüm, garip bir pişmanlıkla.

Peki, iyi veya kötü bütün söz ve hallerimiz buradaki kitapta mı yazar?

-Hayır dedi, kafanı kaldırdığında burayı aydınlatan ışığı görmedin mi? Buradaki kitabında, sadece iyi ve salih hallerin yazar, burada olman gereken insan tarafının kitabı bulunur. Her insanın iki kitabı mevcuttur. Birde insanın kötü hallerinin kitabı var ki,  o bölümü görmek dahi istemezsin. Hangi kitabın, daha fazla derin, daha fazla sayfaysa, başkalarının kitabında senden bölümler var ise, o kitabın huzura çıkarken eline verilecek unutma.

Endişeli bir hale büründüğümü görünce, gülümsedi ve devam etti.

-Dur! hemen umutsuzluğa kapılma, vakit var daha, kendi kitabının giriş bölümünü iyice anlamlandır ve detaylandır, üzerine giriş bölümünü destekleyecek, yaşatacak bir gelişme bölümü yarat, seninle aynı rafta bulunacaklar ve sonrakilerde de söz edilsin, son bölümü hepsiyle bütünleştir, son sözünü söyle ve buradaki rafta yerini al.

Gitme vaktin geldi, ziyaret bu kadar dedi.

Ama bu kadar kısa olamazdı ziyaretim, soracak daha çok sorum vardı. Birini açıp okumak, incelemek istiyordum oysaki. İçimden geçeni yine bildi.

-Bütün kitapların okunacağı günü beklemek zorundasın dedi, hepsi aynı anda okunacak, kitabına sayfalar eklemek içi acele etmelisin, vakit kaybetme.

Ama doğrusunu yazmak isterim, tasarlamak isterim dedim.

-OKU! o zaman, başkasının kitabını değil, burayı pürü pak yapan, aydınlatan, nur olanı oku, ilham al. Bunun için sana gönderilmedi mi? Orada yazanlarda seni sana anlatır, giriş bölümün için seni aydınlatacak, gelişme bölümünde ilham verecek, son sözünde de yanında olacak, OKU!

Beni içeriye aldığı gibi, bu sefer büyük kapının dışına eliyle nazikçe buyur etti.

Haydi, şimdi,

Gerçekten, aşk olsun dedi.

-Aşkın cemal olsun dedim.

Cemalin nur olsun dedi.

-Nurun âlâ nur olsun dedim.

Çıktım kapıdan.

Çıktım mı? Yoksa gerçek kapıdan şimdi mi girdim. Bilmiyorum.

Ya siz biliyor musunuz?

Kitabınızın kaçıncı sayfasındasınız?

Kitabınızın, kütüphanenin hangi bölümünde yer alacağını düşünüyorsunuz?

Gelişme bölümüne geçtiniz mi?

Huzura çıkarken, elinize gururla alabilecek ve sunabilecek misiniz?

Aşk ile Hu.

Mutaffifin suresi (7-8-9-10-11)

Hayır, günahkârların yazısı, muhakkak “Siccîn”dedir. “Siccîn”in ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır. O gün, yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay hâline!

Mutaffifin suresi (18-19-20-21-22)

Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı “İlliyyûn”dadır. “İlliyyûn”un ne olduğunu sen ne bileceksin. O, yazılmış bir kitaptır. Ona, Allah’a yakın olanlar şâhit olur. Haberiniz olsun ki, iyiler nimet içindedir.

Siz kitabın kaçıncı sayfasını yaşıyorsunuz ?

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM