Serpil Tuncer
Serpil  Tuncer
Serpil.TUNCER@gsb.gov.tr
İstanbul Öyküleri Antolojisi
  • 1
  • 253
  • 20 Kasım 2019 Çarşamba
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

‘İSTABUL ÖYKÜLERİ’ ANTOLOJİSİ YAZARI NUHAN NEBİ ÇAM’LA KISA BİR SÖYLEYİŞİ

Bilge Kültür Sanat yayınlarından çıkan Nuhan Nebi Çam’ın hazırladığı ‘İstanbul Öyküleri’ isimli antoloji kitabı 384 sayfadan oluşmaktadır. İçerisinde Selim İleri’den Nazlı Eray’a, Sevinç Çokum’dan Mustafa Kutlu’ya kadar günümüz yazarlarına ait öyküler bulunmaktadır. Bu kitapla ilgili yazar Nuhan Nebi Çam ile https://www.biriktirdiklerim.com/ ekibi olarak kısa bir söyleyişi yaptık. Pek çok edebiyat aşığı, antolojinin ne demek olduğunu bilir ama yine de kısaca açıklamakta fayda var.  Edebiyat yapıtlarında seçme eserlerin bir arada yeniden oluşturulmasına antoloji denir. Bir nevi hit yapıtların bir arada toplanması da diyebiliriz buna. İlk antolojinin Yunanlılar tarafından yapıldığı bilinmektedir. Seçme yazarların en güzel şiirleri, öykü ve denemeleri antolojinin bütünlüğünü oluşturabilir, peki Nuhan Nebi Çam’a hemen soralım o zaman. 

Bu kitabı oluşturmada amacınız neydi? 

İstanbul, Fatih’in rüyası… Bütün dünya başkentlerinin imrenerek baktığı şehir… İnsanlığın göz nuru, içinden deniz geçen bir şehir için neler yapabiliriz düşüncesi beni çok rahatsız ediyordu. Bu kent için neler yapılabilir? Zira buranın aşkı sadece çağdaşlarının, içinde yaşayan insanların yüreğini kemirmiyor; kadimden şair ve yazarların da uykusunu kaçırıyordu. Düşünsenize sevgili dostum, 18. yüzyıl şairi Nedim niçin ve hangi duygulanmalarla şöyle bir şiir yazıyor:

“Bu şehr-i Stanbul ki bi misl ü behadır

 Bir sengine yek pare Acem mülkü fedadır”

İstanbul’un küçük bir taşına tüm Acem-İran toprağını feda edebilecek bir gözü karalığa ve aşka sahip şair ve coşkun…

İstanbul şehrine bir vefa borcum olduğunu düşünüyordum ve bir şekilde bunun tahsil edilmesi gerekiyordu. Bir yazar ve bir öykücü bunu ancak ve ancak bir İstanbul antolojisi hazırlayarak yapabilirdi… Bu beldeye neden borcunuzun olduğunu düşünüyorsunuz, diyebilirsiniz… Dört öykü kitabı yayınladım şimdiye kadar. Yangın Sonrası Ölmek (2005), Kaçış (2011), Yolcu ve Eşkıya (2014) ve Uyanma Bildirisi (2017). Bu kitapların dördünde bulunan elli küsur öykünün tamamında mekân İstanbul’dur. Bu şehir sokakları, yolları, kaldırımları, ara ve ana caddeleriyle tüm cömertliğini önüme serdi ve tüm öykülerimde bana eşlik etti.

Bir kahramanım âşık oluyorsa ve yürüyorsa Kız Kulesi yolunda onunla birlikte adım adım kederlenen ikinci bir kahraman ve karakterden söz edebiliriz: O kent İstanbul… Rıhtımları, tramvay yolları ve acı acı bağırtılarla geçen cankurtaranlarıyla bu şehir yazdıklarımda yerini ustaca alıyor ve hiçbir şekilde yadırganmayan bir karakter olarak orada duruyor. Tüm bu gerekçeler bir İstanbul Öyküleri fikrini bende ortaya çıkardı ve uzun bir süreç sonunda, bir buçuk iki yıl sonunda böyle güzel bir eser ortaya çıktı…

Tabii şunu da söylemeden geçmek istemiyorum. Günümüze kadar otuza yakın İstanbul temalı öykü seçkisi yayınlandı… Onlar, yığınlarca eksiklik barındırıyordu. Çoğunda bir insicam ve tutarlılık yoktu… Birçoğu politik ivmelerin ve yaklaşımların ıslığını çalarak yayınlanmıştı. Başta da söylediğim gibi has edebiyattan ve kaliteden yoksun çalışmalardı. Bir kesim yazar eserde yer bulabiliyorken, bir kesimi o kitabın sokağına bile yaklaşamıyordu. Ben her şeyi göze aldım ve edebi derinliği olan, İstanbul aşkını burçlarında taşıyan ve şucu bucu demeden bir öyküler toplamı barındıran eser ortaya çıkarmaya çalıştım. Umarı muvaffak olabilmişimdir. Bunu da siz ve sizin gibi kaliteli okuyucu belirleyecek…

Kitabı okuma fırsatı buldum. Gerçekten yazar seçiminde yazarı sadece yazar olarak aldığınızı rahatlıkla söyleyebilirim. Neden İstanbul peki? Sizin bir İstanbul aşığı olduğunuzu söylemek mümkün mü?

Bir İstanbul aşkının somutlaşmış biçimidir İstanbul Öyküleri. Dostoyevski Petersburg’a, Vırgınıa Woolf Londra’ya, James Joyce Dublin’e, Cengiz Dağcı Kırım topraklarına, Marcel Proust Paris’e, Cengiz Aytmatov Kırgız bozkırlarına âşıktı… Biz İstanbul’a, medeniyetimizin beşiğine aşığız ve onun için böyle bir çalışma ortaya koyduk… Umarım mahcup olmayız.

İstanbul aşığı mısın sorusuna gelince, sevgiyi ve aşkı nasıl somutlaştırabilirim düşüncesi beni çok meşgul etti. İstanbul sevdası nasıl anlatılır? Bu şehrin akşamları, sabahları, sis dolu Boğaziçi; dört öykü kitabı yayınladım ve hepsinde mekân olarak İstanbul var.

İstanbul antolojisinde yer alan yazarlara nasıl ulaştınız ve bu yazarları seçmedeki ölçütünüz ne oldu?

Öykü yazarıyım… İyi kötü bir şeyler yazdım. Ama şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim, iyi bir öykü okuyucusuyum… ‘İstanbul Öyküleri’ derlemesindeki bütün yazarları ve onların seçilen öykülerini ben belirledim… Editörümün samimi söyleyişi şudur: Sırayla, aralıksız ve atlamadan okudum. Büyük bir İstanbul sevgisi ve keyfi veriyor çalışma…

Bunun yanında yazarlara interaktif ortamda ulaştım çoğunluk itibariyle. Tanıdıklarım, selamlaştıklarımla da İstanbul sokaklarında, kafeteryalarında, bir sokakta çınar ağacının altında yüz yüze görüştüm ve mesele hakkında düşüncelerini, katkı verip vermeyeceklerini öğrendim…

Antoloji zaman gerektiren bir edebiyat türüdür. Yazarlara ulaşmak süre gerektirir ancak eserleri de derlemek önemlidir. İstanbul antolojisi için ne kadar zaman harcadınız

Süreç çok uzundu, yaklaşık iki yıl. Meseleyi, ‘İstanbul Öyküleri’ seçkisi hazırlama düşüncemizi saygıdeğer yazarlara anlatma ve onları ikna etme konusunda zorlandığımı itiraf edebilirim. Bir havuz oluşturduk ilk etapta. Damla damla, yağmur yağmur öyküler oraya dökülüyor ve devasalaşıyordu. İstanbul’un melankolik âşıkları ne çokmuş düşüncesi beni şaşkına çeviriyordu. Öyküleri sıralama, tashih ve editörlük, yazarlara özgü imlâlara hassasiyet gösterme konusunda zorlandığımı belirtmek istiyorum. Nihayetinde dağlar ve tepeler aşıldı, en güzel neticeye ulaşıldı ve ‘İstanbul Öyküleri’ gibi devasa bir şehir kitabı da diyebileceğimiz bir eser ortaya çıktı. Okuyucusuna ne mutlu, diyorum.

Kısaca Nuhan Nebi Çam hakkında da bilgi alabilir miyiz?

Maraşlıyım. 1974’ün Haziran’ında doğdum. İlk, orta ve liseyi bu şehirde okudum. Üniversite eğitimini Amasya’da eğitim fakültesinde aldım. İlk çalışmalarım fakültenin Üçüncügöz adlı duvar gazetesinde yayınlandı. Sonra İstanbul merkezli muhtelif dergi ve gazetelerde ürünlerimi değerlendirdim. 2005 yılında ilk öykü kitabım ‘Yangın Sonrası Ölmek’ çıktı… Sonra sırasıyla 2011’de ‘Kaçış,’ 2014’te ‘Yolcu Ve Eşkıya,’ 2017’de ise ‘Uyanma Bildirisi’ yayınlandı…2019 yılının Nisan ayında ise ‘İstanbul Öyküleri’ adlı derlemeyi yayınladık. Siz de bir öykünüzle katkıda bulundunuz. Teşekkür ediyorum.

Benim için bu antoloji de yer almak onur vericidir. Katkım olduysa ne mutlu.

Başka projeleriniz de var mı?

Yeni bir öykü kitabı yolda…2020’nin Eylül’ünde okuyucuyu selamlar diye düşünüyorum. Bunun yanında Cemil Meriç ile ilgili bir otobiyografik çalışmadan söz edebilirim. Tabii yayıncının mutfağında hâlihazırda bir deneme dosyamız da var.

Teşekkür ediyorum.

Asıl biz teşekkür ederiz hem böylesine güzel bir antoloji hazırladığınız için hem de bu söyleşiyi kabul ettiğiniz için.

Kitabı satın almak için tıklayınız.

Sosyal Medyada Paylaşın:

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
2019-12-15 19:35:47
2019-12-15 19:31:30
Piraye Gibi Sevmek - BİRİKTİRDİKLERİM: […] Nazım‘ına dönmedi […]
2019-12-15 19:15:04