Neşe Uygun
Neşe  Uygun
uygun.nese@gmail.com
Canın Cüssesi
  • 2
  • 161
  • 28 Kasım 2019 Perşembe
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    5 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 4,60.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

Rüzgarın esmesi ile ağaçların çıkarttığı hışırtı, cırcır böceklerinin seslerine karışıyor, kuş seslerinin eşlik ettiği muazzam senfoniyle birleşiyordu. Bu sesleri dinleyerek patika yolda yürüyen yaşlı bilge, elini öptü, kulağına sürdü, muazzam senfoniyi duyabildiği için şükretti ve biraz dinlenmek için durmaya karar verdi.

Büyük gövdesi olan yaşlı çınara doğru ilerledi, gölgesinin altına bağdaş kurdu, oturdu. Derin bir nefes aldı, aldığı nefese şükretti. Hırkasını çıkarttı, onu örttüğü için öptü, şükretti. Karşısında uzanan dağlara, yamaçlara doğru baktı, görebildiği için, avucunu öptü, gözüne sürdü şükretti. Hepsi için rabbine hamd etti.

Gölgede biraz uzanıp, uyuyup sonra yola devam ederim diye düşündü ve arkasına yaslandı. Uykuya dalacakken, yakınından gelen kuş sesine kulak kabarttı. O da ne? Hemen yanında yere düşmüş bir kuş yavrusu çırpınıyordu. Kafasını kaldırdı, dallardan birinde yuvasını gördü, zor zahmet ağaca tırmandı, yavruyu yerine koydu, aşağıya indi, bu iyiliği yapmayı ona bahşettiği için, rabbine şükretti.

Tekrar ağaca yaslandı, gözünü kapattı, tam uykuya dalacak iken, bir sinek vızıldadı koluna kondu. Koluna silkeleyerek sineği kovdu ama sinek yine kondu. Bu sefer eliyle sineğin üzerine vuracakken, vuramadı, eli havada kaldı. Tekrar denedi, olmadı, tekrar denedi olmadı.

Dikkatle bakınca sineğinde kendisine baktığını gördü

-Acıma duygusu olan ama merhametsiz ihtiyar, neden beni katletmek istedin?

Sanırım rüya görüyorum dedi. Tekrar sese dikkat kesildi.

-Neden beni öldürmek istedin?

Sinek neden beni öldürmek istedin diyerek sorusunu yineledi. Biraz önce yavru kuşa acıdın ve yuvasına kaldırdın, neden beni yok etme kararı aldın. Acıma duygun var ama merhametin yok deyince, yaşlı bilge sineğin konuştuğuna iyice emin oldu.

-Sana diyorum, yaşlı bilge beni duymamazlığa mı geliyorsun.

Yaşlı bilge oturduğu yerde doğruldu, bin bir türlü leşe konuyorsun, kolumu salladım gitmedin, faydandan çok zararın var ne yapsaydım, ısırmanı mı bekleseydim? Dedi.

-Senin de bin bir türlü zararın var ama seni bekliyorlar, bekletiyorlar diye cevap verdi. Allah kendi rızası ile size fayda sağlamak için yaratılan canlıları yemeniz için vermiş, onların görevi de budur, ama bunun dışında öldürülme rızası ve emri verdiği hiçbir canlı var mı bak bakalım. Hem nereden biliyorsun, yararımın daha çok olmadığını, öldürmekse öldürmek, sende ulu nazarda, katil sayılmaz mısın, öldüren katil değil midir?

Katil mi? Yok canım ne katili diye düşündü. Sinek kendisini aşağılayan bu düşünceyi bildi

-Benim katilim! Bir cana kıymak katillikse katilsin, cüsseme göre mi değer biçtin canıma? Canımın, cüssesi var mı?

Yaşlı bilge, yıllardır, okuyor, hal ediniyor, ilimini arttırmaya çalıyor, talebeler yetiştiriyor, sürekli tefekkürde bulunuyordu. Ama şimdi bir sinek onu sorguya, sigaya çekiyordu.

-Ulu nazarda sende cansın bende canım, baktın mı hiç bana? Belki de senden daha donanımlıyım ve yararlıyım. Gözlerime bak! Başımın sağ ve sol taraflarında 4000’er ayrı bölme bulunan, toplam 8000 bölmeli petek gözüm var. Saymaya vaktin yetmez. Bu 8000 bölmenin her birinde, görüntüyü farklı açılardan gören birer mercek vardır. Sana baktığımda 8000 ayrı mercekte görüntü ayrı ayrı belirir. Beynimde bu görüntüler birleşir, senin gördüğünden çok daha farklı ve detaylı görürüm. 360 derecelik bir açıyla çevremi algılayabilirim. Gözlerimdeki toplam duyu hücresi sayısı ise 48.000 kadardır. Bu sayede gözüm saniyede 100 görüntü alabilir.

Kanatlarıma bak! İnsanoğlunun ürettiği tüm teknolojik araçlardan çok daha üstündür. Dahası ben canlıyım. Uçaklar ya da helikopterler bir zaman kullanılır, sonra çürümeye bırakılır. Ben ise kendimin benzerlerini, rabbimin ilahımı ile üretirim.

Prizma şeklinde kanatlarımı, siz hala çözemediniz. Işık vurduğunda rengarenk ışık dalgaları oluşur. Kanatlarımın kenarları, yüzeyi ve kanat damarları, algılayıcı hassas kıllarla kaplıdır. Bu kıllarla hava akımlarını ve mekanik baskıları tespit ederim. Saniyede 200 defa kanat çırparım ve kanatlarım arasındaki mükemmel etkileşim bana özel olarak yaratılmış muazzam denge organı, hava teknolojisinin ulaşmaya çalıştığı mühendislerinizin bile feyiz vesilesidir.

Benim  larvalarım varya hani senin iğrendiğin, tıp biliminde yaraları iyileştirici deriyi yenileme rolüne sahiptir. Leşleri yiyerek salgın hastalığın yayılmasını önlerim. Bir kanadımda zehir, diğer kanadımda panzehir vardır, aynı anda üzerimde taşırım.

Şaşkınsın bakıyorum, seninle daha iyi anlayacağın, hak dilinden de konuşayım o zaman.

Milyarlarca sinek bir temizlik ordusudur. Yok olsak, salgın hastalıklar yayılır. Bizde  Allah’ın askerleriyiz. Senin kadar büyük olsaydık ve hücum emri alsaydık dünya ne olurdu acaba? Hangi ordu baş edebilirdi ki? Başlarımızda emirlerimiz var, başkanlarımız ve kardeşlerimiz var, bir emir tahtında hareket ediyoruz. Yani anlayacağın manada; İlâhî kudret tarafından verilen emirleri yerine getirip vazifelerimizi yapıp gidiyoruz. Ebabil kuşları gibi olsaydık ne olurdu acaba?

Yûnus Emre  bak ne demiş;

Bir sineğin kanadını kırk kağnıya yüklettim

Kırkı da çekemedi, kaldı.

Peki beni yaradan ne demiş;

 “Ey insanlar, size bir misal getirildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allah’ı bırakıp da taptıklarınızın hepsi bir araya gelse de, asla bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan birşey kapacak olsa, onu da geri alamazlar. İsteyen de aciz, istenen de…” Hac Suresi, 22:73.

Ne oldu herşeyi bildiğini sanan bilge? Üzülme senin gibi düşünen çok, Hz. Musa (a.s) bile aynı düşünceye düşmüş. Şöyle ki;

Hazret-i Musa (a.s.) sineğe bakıp “Ya Rab, bu rahatsız edici mahlukları ne için bu kadar çoğaltmışsın?” deyince,

İlhamen cevap gelmiş ki: “Sen bir defa sineklere itiraz ettin. Bu sinekler çok defa sual ediyorlar ki: ‘Ya Rab, bu koca kafalı beşer seni yalnız bir lisan ile zikrediyor. Bazı da gaflet ediyor. Eğer yalnız kafasından, bizleri halk etseydin, binlerce lisan ile Sana zikredecek bizim gibi mahluklar olurlardı”

Sen mi abdest alıp ibadet edersin sadece ve kendini yüksek görürsün. Her vakit abdest alır gibi yüzümü, gözümü, kanatlarımı temizlerim, elbette mühim bir vazifem vardır, sen nereden bileceksin. Bana ne ilahi görevler verdi, rabbim nasıl farkedeceksin. O vakit, ulu nazar ile bakman lazım, her yaratılana.

Bak bir ilahi bir kıssa anlatayım da dinle,

İbrahim Aleyhisselâm Nemrud’un  zorbalığına karşı çıktı..
Nemrud da, İbrahim Aleyhisselâm’a kötülük yapmaktan, ona güç göstermekten geri kalmadı. Ona hakaret etti, çaresiz bırakmak için onunla tartıştı, olmadı ateşe attırdı, ateşin onu yakmadığını görünce, şaşkınlığını yine küfrüyle örtmeye çalıştı.
Olmadı, etrafa emirler yağdırdı; İbrahim Aleyhisselâm’ın Rabbi ile savaşmak için ordu topladı. Rab ile savaşacak aklı sıra.
Yüz bin asker toplanmıştı. Askerler ovaları tepeleri tutunca, askerlerini savaş düzenine soktu; büyüklenip gururlanarak:
“İbrahim’in gök tanrısı şimdi bizim gücümüzü görsün bakalım!” dedi.

O ara bir melek, insan suretinde Nemrud’a gelerek dedi ki:
“Ey budala! Bu kadar asker toplamaya ne gerek var? İbrahim’in Rabbi, yarattığı en hakir bir mahlûku ile seni de, askerini de helâk eder!”
Nemrud buna fena kızdı, ama kibri ve böbürlenmesi artarak devam etti.
“Beni bugün kim yenecekmiş, görelim!” dedi.
Ardından Allah sivrisinek ordusuna emretti. Koca ordu öyle bir sivrisinek hücumuna uğradı ki, sivrisinekten göz gözü görmüyordu. Askerin yüzlerine, gözlerine üşüşerek sokmaya başladılar. Ordu perişan oldu.
Nemrut kaçıp sarayına saklandı ve kapıları, pencereleri sıkı sıkıya kapattı.

Bir ayağı kırık, bir gözü kör bir sivrisinek vardı. Hikmet lisanıyla Allah’a dedi ki:
“Ya Rab! Ben gazaya yetişemedim!”
Cenâb-ı Hak ona da emretti. O da gitti, Nemrud’un kapısının anahtar deliğinden girip Nemrud’un dizi üstüne kondu. Nemrud onu öldürmek istedi. Sinek uçtu, yüzüne kondu. Nemrud onu yüzünden kovmak istedi, o da uçtu ve burnundan içeri girdi. Beynine doğru yürüdü.
Yürüdükçe Nemrud’un beyni dayanılmaz şekilde zonklamaya başladı.
Sivrisinek beynine kadar ulaştı ve beynini kemirmeye başladı.
Nemrud imdat çığlıklarıyla ortalığı birbirine katıyor, adamlarına bağırıyor ve yardım istiyordu. Adamlarından bazıları:

“Aaaa! Bu nasıl tanrı? Bir sinekle baş edemiyor!” diyorlardı.
Derken Nemrud, “Başıma vurun!” demeye başladı.
Başına tokmakla vurdular. Vurdukça ağrısı biraz hafifliyor, sonra yine dayanılmaz oluyordu. Bu defa Nemrud, “Daha hızlı vurun!” diyor, hafif vurana “Senin gücün yok mu?” diye kızıyordu. Böyle iki ay geçtiği rivayet edilir.

Nihayet Nemrud, başına şiddetli vurdura vurdura başını parçalattı. Ölüp gitti

Pek çok hayvanın, insan gibi, zıd sıfatları nefislerinde bir araya gelmiştir. Senin de var, benimde, senin cüssen büyük, benim ki küçük, birde bilge olacaksın, zararlısın dedin kestirip attın, katlime vacipliği uygun gördün. O yaratılışta ki muhteşemliğe bakmadın bile, bakmayı uygun görmedin belkide, öldürmek öldürmektir, canda candır. Sende ki can, bendeki can. Bir de rabbin halifesi  olacaksın, bir nebze örnek almaz mısın?

Bir rüzgar esti, yaşlı bilgenin kendine gelmesini sağladı. Yaşlı bilge gözlerini ovuşturdu, rüya mı görmüştü, gerçek miydi düşündü, düşündü, bilemedi. Rüya görmüş olsa bile, duyduğu mana gerçekti.

Kalkmaya yeltendi, bir sinek geldi burnunun ucuna kondu. Kanatlarının muhteşemliğine baktı, yaratılışın esrarını düşündü, konuşmasını bekledi, ama konuşan olmadı. Eliyle sineği incitmeden uzaklaştırdı. Sineğe, derin teffekkür etmesini sağladığı için teşekkür etti, bu idrak için rabbine şükretti.

Ey yaşlı ihtiyar dedi kendi kendine, çok bilirsin, ama bilmediğini bilmezsin, derinlerde ararsın ama sır bazen burnunun ucunda ki sinektedir bilemezsin, Rab ile aynı nazarda bakmaz isen, kemalata hiç eremezsin.

“Hiçbir şey yoktur ki, Allah’ı hamd ile tespih etmesin.”(İsra, 17/44)

“Muhakkak ki Allah bir sivrisineği, hatta daha üstününü misal getirmekten çekinmez. İman edenler bilirler ki, o şüphesiz haktır, Rabb’lerindendir. Ama küfre saplananlar: “Allah böyle bir misal ile ne demek istedi?” derler. Allah onunla birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir. Onunla ancak o fasıkları şaşırtır.” (Bakara, 26)

Aşk ile hu.

Sosyal Medyada Paylaşın:

2 yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
reklam
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM