Şeyda Kukul
Şeyda  Kukul
kukulseyda@gmail.com
Eskiden Sanal Ortam Yoktu Buralar Hep Tarlaydı
  • 2
  • 342
  • 30 Eylül 2019 Pazartesi
  • 1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız
    1 Kişi oy verdi
    Ortalama puan: 5,00.
    Bu yazıya oy vermek ister misiniz?
    Loading...
  • +
  • -

HER ŞEY ŞU CEP TELEFONUYLA BAŞLADI

Çok değil, bundan 25 yıl önce, 23 Şubat 1994’te girdi cep telefonu hayatımıza. Gelişiyle birlikte büyük kolaylıklar da getiren cep telefonlarıyla kısa bir süre sonra acil olsun olmasın aile bireylerimize, eş, dost, akrabaya rahatça telefon edip mesaj iletmeye başladık. 25 yıl önce adı bile olmayan cep telefonu satışı, tamiri yan aksesuarları gibi pek çok iş alanı açıldı, birçok insana istihdam sağlandı ve bu işten ekmek yiyen geniş bir kitle oluştu.

Telefon üreticileri neredeyse her yıl bir üst modelini geliştirdi ve sonunda akıllı telefonlar çıktı. Arama ve mesaj göndermenin dışında birçok fonksiyona sahip bu telefonları kimi radyo, kimi fotoğraf makinesi, kimi ajanda ve not defteri olarak kullanmaya başladı. E-postalarımızı telefondan kontrol eder, en sevdiğimiz programları da telefondan izler duruma geldik sonunda. Akıllı telefon denen bu mini TV – bilgisayar özellikle teknolojiyle barışık, yoğun çalışan kişiler için vazgeçilmez hale geldi.
Akıllı telefonların günlük hayatımıza katkılarını saymakla bitmez dersek abartmış olmayız. Ancak her güzel şey gibi getirisi kadar götürüsü de oldu bu telefonların.

UYGULAMALAR

Telefonlarımızdan Internet aracılığıyla yararlanabileceğimiz uygulamalar da saymakla bitmiyor. Gün içinde su içmemizi hatırlatandan tutun da bugün hangi egzersizi yapacağımızı gösteren uygulamaya kadar ne ararsanız var. İstersek adımlarımızı da saydırabiliriz telefona. En bildik sosyal medya uygulamalarıyla, görmesek de takipte olduğumuz tanıdıklarımızdan haber alabiliyoruz. Maalesef cenaze ve düğün haberlerini de çoğunlukla sosyal medyadan alır olduk. Bizi sanal ortamda yakınlaştırıp gerçek ortamlardan uzaklaştırdığı da şöyle aklımızın bir kenarında bulunsun.

Genç nesil bu telefonların hakkını en çok veren kesim diyebiliriz. Teknolojiyle doğar doğmaz tanışan çocuklarımız konuşmak yerine mesajlaşmayı tercih ettiğinden yazışmaya başladılar telefonda. Zaman kısıtlı ve anlatacak çok şey olunca kendi aralarında kısaltmalardan oluşan bir tür dil de geliştirdiler. Güzel Türkçemizi telefonlarda pek de güzel kullanıyorlar diyemeyiz. Okullarda yazı çalışmalarına ne kadar ağırlık verilse de yazma becerileri bir türlü defalarca müsvedde yazıp, çizgisiz dosya kağıtlarına kompozisyon yazmadan sınıf geçemeyen nesiller kadar gelişemedi. Gelişecek gibi de durmuyor. İmla hatasından tutun da ifade bozukluklarına kadar birçok rahatsızlık geçiriyor şimdiki gençler, hem de en bulaşıcısından. Tabii bunlar teknik sorun sayılabilir. Asıl sorunsa yazışmaları yaparken, sözün uçup yazının kaldığını; teknolojik bir aletle yazarken karşısında görmediği arkadaşının gerçek bir insan olduğunu, bir kalp taşıdığını hatırlamıyor olmaları ve biz eski nesillerin mektup yazdığı gibi, kime nasıl hitap edilir, ne nasıl ifade edilir gibi kaygılar taşımamaları. Sanal zorbalık için çok uygun bir yer telefon ve Internet.

SOSYAL MEDYAYI ÇOCUKLARIN ULAŞAMAYACAĞI YERE Mİ KALDIRALIM?

Tabii ki hayır. Çağın sunduğu imkanlardan herkes kadar çocukların ve gençlerin de yararlanması gerekir, gerekli eğitimi alıp belli olgunluğa geldikten sonra. Şimdiki neslin bilişim okur yazarı olarak yetişmek zorunda olduğunu biliyoruz. Ancak çocuklarımız evde bizim, okulda öğretmenlerin
gözetiminde büyürken onların sanal ortamda tek başına dolaşması yeterince güvenli değil. Yetişkin yönlendirmeleri de küçük yaşta telefon kullanmaya başlayan çocuklar için oldukça önem taşıyor. Değerlerimizi öğrenerek büyüyen çocuklar sanal ortamlarda da dikkatli davranabiliyor.

YETİŞKİNLER SANAL ORTAMDA NE KADAR YETİŞKİN?

Yetişkinlerin de kendilerini bu konuda ne kadar yetiştirdiklerine bir bakalım. Benim neslim Internet ve cep telefonuyla yirmili yaşlarda tanıştı diyebilirim. Biz eskiler biraz daha temkinli davranıyoruz teknolojik araçların kullanımında ve sanal ortamda. İstisnalarımız da var tabii. Ben sosyal medyadan yararlanmayı sevenlerdenim diyebilirim. Günlük haberleri, köşe yazılarını, e-postalarımı telefonumdan takip ediyorum çoğunlukla. Yazım kılavuzu ve sözlük olarak da kullanırım telefonumu.

WHATSAPP GRUPLARI

Kontrol edemediğim ve bir türlü ısınamadığım uygulama Whatsapp uygulaması diyebilirim. Aslında çok kullanışlı bir mesajlaşma uygulaması ama insan bazen bu kadar çok mesaj almak istemiyor. Belki de en sevimsiz kısmı Whatsapp grupları. Hani şu birbiriyle ucundan bir yerden alakalı gibi gözüken, aslında alakasız insanların bir arada olduğu gruplar. Yıllar önce liseyi birlikte okuduğum ve hala görüştüğüm, çok sevdiğim bir arkadaşım bizim sınıftan başka arkadaşların telefonlarını bulup bir Whatssapp grubu kurmuştu. Başka sınıflardan bazılarımızı tanıyan bir iki kişiyi daha eklemek istedi. Sonra onlar da kendi sınıflarından birilerinin gruba eklenmesini isteyince yarısından çoğunu tanımadığım bir sürü kadının ortasında buldum kendimi.

Farklı dünyalara dalmış eski arkadaşların sabahın köründe başlattığı sohbetler, paylaşılan görseller, yemek tarifleri ve birçok takip etmek istemediğim konu beni pek açmadı doğrusu. Önce grubu sessize aldım. Sonra baktım olmuyor, gruptan çıktım. Yanlışlıkla ayrıldığımı sanan arkadaşım beni tekrar ekledi. Pek çoğu da geri hoş geldin
diye mesaj yazdı. Grupta olmadığım kısa süre içinde konu enine boyuna görüşülmüş, kimi gruptan çıktım diye bozulmuş, kimi burnumun büyüdüğünü ve çok değiştiğimi düşünmüş ama sonunda yanlışlıkla çıktığım kanaatine varılmış. Mecbur bir müddet daha takıldım, üç gün kadar…

Sonra

Sonra arkadaşıma gruptan çıkacağımı, bir daha beni eklemesini istemediğimi söyledim ve çıktım. Ayrıldığım tek grup bu olmadı tabii. Eski dostlarla görüşmek, haber almak tabii ki güzel. Ama eskiden tanıdığımız
herkes bizim dostumuz mu? Belli sebeplerle bir araya geldiğimiz herkesle aynı mesafede kalmak her şeyimizi paylaşmak zorunda mıyız? Yıllar önce çocukluk ya da ergenlik dönemini paylaştığımız insanlara menopoz ya da andropoz döneminde de tahammül etmek zorunda mıyız, üstelik aradan
onca yıl, onca yaşanmışlık geçmişken, hepimiz evrim geçirmişken? Ben değilim doğrusu. Akrabaların, aynı sınıfta okuyan öğrencilerin velilerinin, birlikte proje yürüten çocukların kurduğu gruplar da var. Bu gruplarda da sağlıklı iletişim kurulup kurulmadığı tartışmaya açık bir konu. Hangi
konularda nelerin tartışılabileceği, paylaşımların hangi saatler arasında yapılacağı da önceden belirlenip kurala bağlanmadıkça gecenin yarısında ya da sabahın köründe gibi münasebetsiz saatlerde susmak bilmeyen bir telefonunuz oluyor.

Sessize alınca da kaç mesajınız olduğunu gördüğünüzde şaşıp kalıyorsunuz ve o mesajların tamamını okumak da mümkün olmuyor. Farklı kültürlerden oluşan ortamda yapılan konuşmalar da yanlış anlaşılmaya çok açık. En iyisi gruplardan uzak durmak. SMS sadece okulların ve mağazaların kullandığı bir sistem. Telefon numaranızı değiştirerek, gittiğiniz mağazalara numaranızı tekrar kaptırmayarak SMS’lerinizi de bir seferde sessize alabilirsiniz. Aksi halde gelen her mesaj sizi mağazaya davet edecek, hepsi olmasa da biri mutlaka boşluğunuza gelip kendinizi alışveriş çılgınlığının içinde bulacaksınız. Yeni numaranızı da Whatsapp’tan toplu mesaj olarak rehberinizdeki kişilere iletebilirsiniz. Bu arada yeni numaranızı çocuğunuzun okuluna bildirmeyi
de unutmayın.

ESKİDEN SANAL ORTAM YOKTU BİZ GERÇEK İNSANLARDIK

Tabii ki telefonun bize getirdiği imkanlardan faydalanmak hepimizin işini kolaylaştırıyor. Ancak ilişkilerde kolaya kaçmak o kadar da iyi gelmiyor insana. Birbirimizi arayıp bayramlaşmak yerine gönderdiğimiz toplu mesajlar, ya da sosyal medyada paylaşılan doğum günü mesajları insan ruhunu okşamıyor. Kendi ses tonumuzla duygularımızı, neşemizi, hüznümüzü sanal değil gerçek ortamlarda paylaşmak daha insancıl geliyor bana. Tabii paylaşmak istiyorsak…

whatsapp, whatsapp, whatsapp…… :))

Sosyal Medyada Paylaşın:

2 yorum

  1. Bilimsel İnsan zihninin yarattığı dijital / sayısal /sanal teknolojnin bir ürünü olarak cep telefonunun hayatımızda yaptığı müthiş açılımları ve özellikle uygulama ve gelişim sürecini akıcı ve panoramik bir şekilde çok güzel örneklerle eksiksiz yazıya dökmüş Şeyda Kukul.
    İçinde yaşadığınız zaman geçmişi ilkel bırakırken, gelecek zamanlarda, bugünleri ilkel olarak anımsayacak ve yazacaktır.
    Şeyda Kukul, bugününün maddi ve zihni olarak takibi zor sanal gelişmişliğini anlatırken, 25 yıl öncesinin belki de farkına varamadığımız ve bugüne göre ilkel ama doğal ve insancıl hayatını da bilincimize taşımış oldu.
    Teşekkür ederiz Şeyda Kukul.

  2. Ben de teşekkür ederim bu güzel yorum için. Aslında her günümüz belki de yarından daha güzelmiş gibi geliyor bize yaşadığımız ve yaşattığımız şeyler bize beklediğimiz sonucu vermeyince. Eksiler artıları geçmeye başlayınca. En iyisi ilkel kalan taraflarımızla da barışmak…

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM